Mardin-Nusaybin'de yaşamış Xelilo isimli bir 'deli'nin topluma ve sisteme karşı sessiz isyanını anlatan Meş 'Yürüyüş' 12 Eylül'ün izlerini karakterler üzerinden yansıtan çarpıcı bir karşı duruş filmi. Tamamı Kürtçe olarak çekilen filmde Xelilo'yu filmin senaristi ve yapımcısı Abdulselam Kılgı (Selamo) canlandırıyor
Abdulselam Kılgı'nın senaryosunu yazdığı ve Shiar Abdi'nin yönettiği Meş 'Yürüyüş' geçtiğimiz günlerde sinemaseverlerle buluştu. Tamamı Kürtçe olarak çekilen film, Mardin'in Nusaybin ilçesinde Xelilo isimli bir delinin gerçek yaşadıklarından yola çıkarak bölgenin ve dönemin izlerini yansıtıyor. Filmde Xelilo sistemin ona dayattığı kimliği reddediyor ve sessiz isyanını sürdürüyor. 2007'de askerler tarafından öldürüldüğü iddia edilen ve mahkemesi hala devam eden Xelilo'yu filmin senaristi ve yapımcısı Abdülselam Kılgı canlandırıyor. Filmde Kılgı dışında, Abdullah Ado, Tülay Müsiki, M. Salih Kılgı, Talat Ekinci, Aydın Orak, Brader Musiki, Rugeş Kırıcı gibi oyuncular rol alıyor. O zamanlar kendisi de baskı ve şiddete yakından tanık olan Kılgı, sorunun çözümüne dair “Sorun Kürtçe film yapmakla, röportaj yapmakla, bir televizyon kanalı açmakla çözülecek bir sorun değil. Bana eğer “Ben senin dilini serbest yaptım, şuan kendi dilini konuşabilirsin” dersen bu, hala kendini benden büyük görüyorsun demektir” diyor.
Xelilo'yu şahsen tanıdığım için onun hareketleri, tavırları bilinçaltımda kalmıştı. Kendini toplumdan izole edişi dikkatimi çekmişti. Ne zaman ki Xelilo'nun öldürüldüğünü duydum, Xelilo'nun nasıl biri olduğu gözümün önüne geldi. Onun ölümü beni derinden etkiledi. Sonra ben onun için bir şiir yazdım. Sonradan o şiiri hikâye yaptık, hikâyeyi senaryoya çevirdik sonuçta bu senaryo da film oldu.
Xelilo'da beni etkileyen onun tavırlarıydı. Bizde Xelilo gibi insanlar çoktur ama onlara hep deli gözüyle bakarız. Ama bana göre onlar deli değildir. Xelilo onlardan biriydi yalnızca. Çünkü saldırgan değildi, insanlara zarar vermiyordu. Bence onlar bizim gibi sisteme entegre olmayan insanlardır. Sistemin ve toplumun onlara dayattıklarını kabul etmeyen kişiliklerdir. Ve belki de o önderlik gücünü, örgütleme gücünü kendilerinde bulamadıkları için kendilerini toplumdan ve sistemden izole etmişlerdir ve kendilerine göre bir dünya kurmuşlardır.
Meş, basına 12 Eylül'ü anlatıyormuş gibi yansıdı. Bunun bize negatif bir etkisi oldu. İnsanlar filmi sanki 12 Eylül filmiymiş gibi bir yargıyla izliyor. Aslında bu film 12 Eylül'ü aydınlatan bir hikâye değildir. Bu film Xelilo'nun ve Cengo'nun hikâyesidir. Ama 12 Eylül dönemine denk geldiği için o dönemin biraz kenarından köşesinden yansımasını işledik. Yoksa Diyarbakır cezaevini işlemeden 12 Eylül'ü aydınlatamazsınız. 12 Eylül'ün bütün vahşeti Diyarbakır cezaevinde olmuştur. Orada hem Türklerin hem Kürtlerin iradesi bastırılmaya çalışılmıştır.
Bir ilerleme var tabi eskisi gibi değil. Eskiden olsa belki biz bunu burada, bu şekilde konuşuyor olamazdık. Ama Kürtçe film yapmakla, röportaj yapmakla, bir televizyon kanalı açmakla çözülecek bir sorun değil. Bence çok rahat ve kompleks bir sorun bu. Bana eğer “Ben senin dilini serbest yaptım, şu an kendi dilini konuşabilirsin” dersen bu, hala 'kendini benden büyük görüyorsun' demektir. İnsanlara dillerini bir lütuf olarak veremezsiniz. Çünkü o insanlar öyle doğmuşlar. Kime kimin dilini veriyorsunuz, ben öyle yaratılmışım. Bu kompleksten kurtulmak gerekiyor bence.
Bana göre filmin o kısmı biraz eksik kalmış. Tam olarak yansıtamadığımızı düşünüyorum. Bunu da Xelilo'nun hikâyesinden uzaklaşmamak için yaptık. Ama sembolik olarak onların akıbeti anlaşılabilir. 12 Eylül döneminden sonra ülkeden kaçan binlerce genç oldu. Burada kalanlar ise cezaevine girdi. Onlar 12 Eylül'ün sonuçlarıdır. Hem Cengo hem de Cengo'nun ağabeyi. Cengo gibi binlerce genç dağa çıkmak zorunda kaldı. Bu çocuklar aslında sistemin sonucudur. Bugün hala onların acısını çekiyoruz ve onu tartışıyoruz. Eğer o zaman baskılar olmasaydı, Cengo'nun babası ölmeseydi, ağabeyi kaçmasaydı Cengo da gençliğinin baharında, 18-19 yaşında dağlara çıkmayacaktı.
Ben aslında tiyatrocuyum. Daha önce stand-up gösterileri yaptım buraya gelerek. Birkaç sefer de Nusaybin, Diyarbakır ve Cizre'ye festivallere geldim. Sinema olarak benim ilk senaryo denemem. 'Meş' yürüyüş demek. Biz bu filmle başladık yürüyüşe geri dönüş yok, yani 'meş' devam edecek. Tiyatroyu bırakmayacağım, tiyatro benim kaynağımdır. Fırsat buldukça tiyatroya devam edeceğim. Çünkü oradan besleniyorum.






