Kurtuluş Savaşı"nın gerçek tarihi yazılırsa..

00:0020/05/2012, Pazar
G: 5/09/2019, Perşembe
Abdullah Muradoğlu

19 Mayıs kutlamalarıyla ilgili tartışmalar Milli Mücadele''nin gölgede kalmış şahsiyetlerini de hatırlattı. ''Tek adam'' ve ''İkinci adam'' üzerine bina edilmiş resmi tarih, Milli mücadeleye önemli katkılar vermiş pek çok şahsiyeti gözardı etmişti. Balıkesir kuvay-ı milliye teşkilatının başkanı Hacim Çarıklı da, Nutuk''ta teşkilatının ve kendisinin gölgede bırakılmış olmasından ötürü ömrünün sonuna kadar burukluk duymuş.''Kurtuluş savaşının gerçek tarihi yazıldığında bizim de bu tarihte yerimiz

19 Mayıs kutlamalarıyla ilgili tartışmalar Milli Mücadele''nin gölgede kalmış şahsiyetlerini de hatırlattı. ''Tek adam'' ve ''İkinci adam'' üzerine bina edilmiş resmi tarih, Milli mücadeleye önemli katkılar vermiş pek çok şahsiyeti gözardı etmişti. Balıkesir kuvay-ı milliye teşkilatının başkanı Hacim Çarıklı da, Nutuk''ta teşkilatının ve kendisinin gölgede bırakılmış olmasından ötürü ömrünün sonuna kadar burukluk duymuş.

''Kurtuluş savaşının gerçek tarihi yazıldığında bizim de bu tarihte yerimiz olacaktır. Hakkımız olan yeri alacağız''.

Sevgili okurlar gördüğünüz gibi bu söz içinde bir parça burukluk taşıyor.

Bu sözlerin sahibi 1920''den 1950''ye kadar milletvekilliği yapan Hacim Mıuhittin Çarıklı idi.

Milli Mücadele''de ''Balıkesir'' ve ''Alaşehir'' kongrelerinin düzenlenmesinde Hacim Bey''in büyük payı vardı.

''İstiklal Madalyası''na hak kazanan Hacim Çarıklı, Milli Mücadele''nin sadece Erzurum ve Sivas Kongrelerince yürütülmediğini, eş zamanlı olarak Ege havalisinde de halkın örgütlenerek vatanın kurtuluşu için çaba gösterdiklerini dile getirmiştir.

Turgut Çarıklı''nın ''Babam Hacim Muhittin Çarıklı: Bir Kuvay-ı milliyecinin yaşam öyküsü'' kitabında yer alan bilgilere göre Hacim Bey, resmi tarihte kendisine ayrılan rolün küçültüldüğü görüşündeydi.

BALIKESİRLİLER ÖNE ÇIKTILAR

Gerçekten de Yunanlıların İzmir''i işgal etmelerinin hemen ardından ''Redd-i ilhak'' adı altında çeşitli cemiyetler kurulmıuştu.

Bu cemiyetlerden birisi de ''Balıkesir Kuvay-ı Milliye teşkilatı'' idi.

Turgut Çarıklı''nın verdiği bilgilere göre bu teşkilat önce Balıkesir Redd-i İlhak Heyeti adıyla kurulmuş, daha sonra da ''Harekat-ı Milliye Redd-i İlhak Heyeti'' adını almıştı.

Teşkilat, İzmir''in işgalinin hemen ertesinde Balıkesir''in yurtsever ve idealist eşraf ve aydınları tarafından kurulmuştu.

Heyet haziran 1919''da Hacim Bey''i başkanlığa getirmişti.

Mutasarrıflıktan azledilen Hacim Beyin başkanlığında kurulan teşkilat faaliyetlerini Balıkesir ilinin sınırları dışına taşırmıştı.

İlk önce Balıkesir''de, daha sonra Alaşehir''de, daha sonra tekrar Balıkesir''de yapılan kongrelerde Yunanlılarla askeri ve politik alanda yapılacak savaşın esasları ortaya konmuş, savaş cepheleri ve cephe gerilerinin düzenlenmesine büyük bir özen gösterilmişti.

Yunan işgaline karşı direniş gösteren teşkilat, Yunan ilerleyişini durduramazsa da yavaşlatmıştı. Böylece Büyük Millet Meclisi açılıp düzenli ordu kuruluncaya kadar zaman kazanılmıştı.

Yunan birlikleriyle bir yılı aşan bir süre ciddi olarak savaşılmış, hatta bu savaş BMM''nin açılmasını izleyen döneme bile taşmıştı.

Teşkilat mensupları Sivas ve Balıkesir arasında bir anlaşmazlık çıkarmaktan özenle kaçınmışlardı.

Bu anlayış içinde teşkilat ''Alaşehir Kongresi''nden sonra hazırlık çalışmalarına başladıkları ''Büyük Anadolu Kongresi''nin toplanmasından dahi vazgeçmişti.

Sivas Heyet-i temsiliyesinden Balıkesir Heyeti Merkeziyesi arasında samimi telgraflar gelip gitmişti.

HACİM BEY NUTUK''A ÇOK ÜZÜLMÜŞ

Turgut Beyin ifade ettiği gibi Erzurum ve Sivas kongreleriyle Balıkesir ve Alaşehir kongreleri birbirilerinden bağımsız fakat haberli olarak toplanmışlardı.

Her iki teşekkül de birbirilerinin faaliyetlerini o günün ulaşım imkanları içinde yakından izlemişlerdi. Hatta Alaşehir Kongresi adına İbrahim Süreyya Bey Sivas Kongresi''ne delege olarak gönderilmişti.

Balıkesir teşkilatı Sivas''ın önemini anlamış, fakat Yunan cephesine yakınlığı nedeniyle ondan bağımsız hareket etmek gereğini de savunmuştu.

Balıkesir Harekat-ı Milliyesi sadece bu ilin çevresiyle sınırlı kalmayıp bütün Batı Anadolu''yu, hatta İç Anadolu''nun bir kısmını da kapsamı içine almıştı.

Yani, teşkilat bölgesel amaçlı bir teşkilat olmayıp amacı bütün yurdun düşman istilasından kurtarılmasıydı.

Bu yüzden Balıkesir Kongresi kararlarının dördünce maddesinde '' Kongrenin maksad ve gayesi vatanın kurtulmasıdır'' ibaresi yer almıştı.

Teşkilat, bütün diğer teşkilatlar gibi yeri geldiğinde Büyük Millet Meclisi''nin etrafında bütünleşmişti.

Hacim Bey, 15 Ekim 1927 tarihinde günlüğüne şöyle yazmıştı:

''Bugün saat onda Halk Fırkası''nın Umumi Kongresi açıldı. Ve Gazi Paşa uzun zamandan beri mevzuu bahis edilen nutkunu irada başladı. Gazi, bütün kendi bulunduğu vaziyetlere dair izahat veriyor ve diğer cepheleri birer cümle ile geçiyor. Bundan maksadının yalnız kendi bulunduğu hususatın bahsinden ibaret olup, diğer Kuvay-ı milliye ve Harekat-ı milliye cepheleri tarihinin oralarda bulunan arkadaşlar tarafından yazılması icap edeceğini Necati(Maarif Vekili Mustafa Necati Bey) hikaye ediyordu. Gazi bilhassa muhtelif eşhas üzerinde çok tevakkuf ediyor ve tafsilat veriyordu. Efkar-ı umumiyede bunları düşürmek istediği anlaşılıyor. Yine Nutukta Ali(Afyon), Kılıçali(Gaziantep), Ali Saip(Kozan), Celal(İzmir) Beylerin Harekat-ı milliyedeki fedakarlıklarını yadetti. Benden hiç bahis yoktu. Halbuki o arada pek ufak da olsa benim de biraz hizmetim olduğumu zikretmeli idi.Fakat ben bu mütalaada haksızım. Çünkü nutku söyleyen Gazidir ve bahsedip etmeme hakkı da müşarunileyhe aittir''

GÖLGEDE KALANLAR

Turgut Çarıklı, babası Hacim Bey''in Mustafa Necati Beyin dediklerine pek inanmadığını, günlüklerinde ifade etmese bile kendisine Nutukta yer verilmemesinin burukluğunu ömrünün sonuna kadar duyduğunu belirtiyordu.

Oysa Hacim Bey Balıkesir teşkilatının yürüttüğü mücadelenin İstiklal Harbi tarihi içinde çok önemli bir mevkiyi işgal ettiğini düşünüyor ve şöyle diyordu:

''Bu teşkilatın emrindeki güçler Yunanlılara karşı on sekiz ay çakmak çakmışlardır(çarpışmışlardır). Kurtuluş savaşımızın gerçek tarihi yazıldığında bizim de orada yerimiz olacaktır.''

Turgut Çarıklı ise şöyle yazacaktır:

''Hacim Beyin anıları 1967''de yayımlanıncaya kadar, Kurtuluş Savaşımızın TBMM''nin açılışından önceki dönemi, bu dönemde Balıkesir Kuvay-ı milliye teşkilatının yeri ve babamın kişiliği gölgede kalmıştır. Tarihçilerimiz, Balıkesir Harekat-ı Milliye Heyeti ve bu Heyetin faaliyeti, tertiplediği kongreler, Milli mücadele fikrini ve ruhunu bölgeye ve ülkeye anlatmak için harcadığı çabalar üzerinde pek durmak gereği duymamışlardır.''

Turgut Çarıklı''ya göre Hacim bey ve onun gibi, Kurtuluş savaşında büyük bir cesaret ve özveriyle ortaya atılanların anılarını yayımlamakta ihmalkar davranmaları, bu alanda bazı eksik ve hatta yanlış görüş ve anlayışların oluşup yayılmasına neden olmuştu. Özellikle Kurtuluş Savaşının tek başına Gazi Mustafa Kemal Paşa''nın eseri olduğu, etrafındakilerin, arkadaşlarının onun görüş ve amaçlarını kavrayamadıkları görüşü geniş bir çerçevede kabul edilmişti.

BALIKESİR ERZURUMDAN DAHA SERTTİ

Bazı tarihçiler de Balıkesir teşkilatının önemini küçültürlerken bazıları da adil davranarak gerçeğe işaret etmişlerdi.

Mesela Sabahattin Selek bir yazısında şunları şöylemişti:

''Birinci Balıkesir Kongresi , İtilaf devletlerine karşı Erzurum Kongresine kıyasla daha sert ve daha kesin bir tavır takınmıştır.''

Selek''e göre Erzurum Kongresi Büyük Devletlere daha ihtiyatlı, temkinli ve daha politik bir ifade ile seslenirken Balıkesir Kongresi bu Devletlere karşı adeta meydan okurcasına seslenmiştir.

''Kurtuluş Savaşı'' adlı kitabının ''Batı Anadolu''da kongreler'' bölümünde Selek şunları da söylüyordu:

''Milli Mücadele çok yönlü ve çok cepheli bir büyük kurtuluş hareketi olması sebebiyle gölgede kalmış nice hizmetler, gözden kaçmış, hatta unutulmuş nice kahramanlar bulunduğu ancak son yıllarda farkedilmeye başlanmıştır.''

Madem 19 Mayıs kutlamalarıyla ilgili tartışmalar yaşanırken Milli Mücadele''ye omuz vermiş, lakin şu veya bu nedenle gölgede kalmış veya unutturulmuş nice kahramanları hayırla yad etmek gerekiyor.

Milli Mücadelede en büyük payın Milletin isimsiz evlatlarına ait olduğunu da hatırdan çıkarmamalıyız.

Nutuk ve resmi tarih..

Milli Mücadeleyi ''Tek adam''a indirgeyen yaklaşımlar bütün bir tarihi de bu ''tekçi konsept'' çerçevesinde ele alıyor. Kurtuluş savaşının kadrosu içinde yer alan önder şahsiyetler de ''Tek adam''la ilişkilerine göre bu öyküde kıymetlendiriliyor.

Kazım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy, Cafer Tayyar, Refet Bele paşalar ve Rauf Orbay gibi şahsiyetler, Halk Fırkası''ndan ayrılıp Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası''nı kurduklarından ötürü , sonradan yazılan Milli Mücadele tarihinde rolleri gerçekte olduğundan çok daha az gösterilmişti.

''Tek adam'' yaklaşımı, ''Tek parti'' rejimiyle sonuçlandığından Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası kısa ömürlü olmuştur. Adı geçen parti Şeyh Said İsyanı''yla ilişkilendirilip kapatılmış, adı geçen şahsiyetler de 1926''daki ''Atatürk''e Suikast Davası''na katıştırılmak suretiyle siyasetten el etek çekmeleri sağlanmıştı.

Milli Mücadele tarihi ise Atatürk''ün 1927''deki Cumhuriyet Halk Fırkası Kongresi''nde otuz altı buçuk saatte okuduğu ''Nutuk'' çerçevesinde yazılıp okutulmaya başlanmıştı.

Mustafa Kemal Paşa''nın olayları ve kişileri kendi nazarından anlattığı ''Nutuk'' milli mücadelenin uzun yıllar tek ve hakiki kaynağı olarak algılanmıştır.

Ders kitapları da keza ''Nutuk'' esas alınarak yazıldığı için Milli Mücadelede rol oynayan pek çok şahsiyet bu öyküde gölgede bırakılmış olmalarından ötürü rahatsızlık duymuşlardır. Kazım Karabekir Paşa, 1930''ların başlarında ''Milliyet'' gazetesinde ''Millici'' imzasıyla yayımlanan yazılarda İstiklal Savaşı''nın ''Tek adam(Atatürk)'' ve ''İkinci Adam( İsmet İnönü)'' eksenli anlatılmasına itiraz etmişti.

Bu yazılarda Karabekir Paşa''nın İstiklal Savaşı''ndaki rolü de küçültülmüştü

Milliyet gazetesine 7 mektup göndermişti Karabekir Paşa. Bu mektuplardan sonuncusu devletin beynelmilel menfaatlerine aykırı olduğu gerekçesiyle yayınlanmamıştı.

Bunun üzerine Karabekir Paşa, ''İstiklal Harbimizin Esasları'' başlıklı bir kitap yazmıştı.

Sözkonusu kitaba daha matbaada iken el konulmuş ve yakılarak imha edilmişti.

İsmet İnönü Cumhurreisi seçildikten sonra Atatürk''le küs olan silah arkadaşlarını birer ikişer Meclis''e sokarak itibarlarının iadesini sağlamıştı.

Kazım Karabekir Paşa da Meclis''e girmiş ve bilahere TBMM Başkanlığına bile getirilmişti.

1945''de Milli Eğitim Bakanlığı''nda Bakan Hasan Ali Yücel, Kazım Karabekir ve tarihçi Prof. Enver Ziya Karal arasında bir tartışma yaşanmıştı.

27 Mart''ta Hasan Ali Yücel''in odasında başlayan tartışma Nisan ayının ortalarına kadar devam etmişti.

Tartışılan konular tutanağa geçirilmişti.

Bu tartışmalarda Kazım Karabekir Paşa, Enver Ziya Karal''ın yazdığı kitabın ana kaynağının ''Nutuk'' olmasını eleştirmişti.

Karabekir Paşa, Prof. Karal''a bakın ne demiş:

''Nutuk çok yanlış ve tarafgiranedir. Nutuk''ta daha ziyade teferruat üzerinde durulmuş ve esaslar kamilen ihmal edilmiştir. Benim yakılan kırk kitabım içinde biri de Nutuk''un hata ve sevap cetveli adını taşımaktaydı. Bunda Nutuk''un yanlışları bir bir gösterilmiştir.''

Karabekir Paşa cumhuriyet tarihinde olayların Atatürk ve İnönü etrafında toplandığına ve inkilap tarihinin seyrinde onlardan başka pekçok kimsenin emekleri olduğu halde bu cihetin işaret edilmediğini de vurgulamıştı.

Prof. Karal ise bu eleştiriye şu cevabı vermiş:

''Yazılan tarih devlet tarihidir. Tarih olaylarının devlet bakanları etrafında toplanması bütün devlet tarihlerinden göze çarpan gerçektir. Klasik bir ders kitabında bir olayın bütün kahramanlarını saymak imkanı yoktur. ''

1950''de ''Tek adam-Tek Parti'' rejimi sona erdiğinde Cumhuriyet tarihine ilişkin anlatılar da zenginleşmişti.

O zamana dek susanlar artık konuşmaya ve anılarını yayımlamaya başlamışlardı.

Buna rağmen Milli Mücadele tarihine ilişkin ''Tek adam'' yaklaşımı resmi kitaplar üzerindeki tekelini hep sürdürdü.

Bugün kimse siyasi ve kişisel ihtilafların gölgesinde kalan Milli Mücadele tarihini tek elden okumuyor artık.

İşin doğrusu da budur.

Rusya''da Stalin, Çin''de Mao..

''Tek adam'' yaklaşımı sadece bizim ülkemize özgü değil.

Sovyetler Birliği''nde ve Çin''de de resmi tarih ''Tek adam'' yaklaşımı üzerne bina edilmişti.

Sovyetler Birliği''nin tek adamı Stalin, Çin''in tek adamı ise Mao idi.

Mao da, Stalin de yola birlikte çıktıkları arkadaşlarından çoğunu tasfiye etmişti.

Mesela 1917''deki Ekim Devrimi''nin önderlerinden Troçki, Rusya''dan ayrılmak zorunda bırakılmış ve daha sonra da Meksika''da öldürülmüştü.

''Ekim Devrimi''nin lideri Lenin öldükten sonra papucu dama atılmıştı.

1936-1938 yılları arasında yapılan duruşmalarda Komünist liderler düzmece iddialarla yargılanarak mahkum edilmişlerdi.

Pek çok önder kurşuna dizilerek idam edilmiş ve böylece Stalin tek başına ipleri ele geçirmişti.

Stalin''in Sovyetler Birliği Komünüst Partisinin tarihine ilişkin olarak yazdığı kitap tek kaynak olarak kabul edilmişti.

İsaac Deutscher''in dediği gibi resmi yayımlarda Stalin gökten inmiş gibi gösterilmişti.

Stalin kültü, Stalin''i insan olmaktan çıkarmıştı.

Öyle ki Lenin''in Stalin''e dikkat edilmesi gerektiğini belirten vasiyetnamesi bile uzun yıllar herkesten gizlenmişti.

Gerçekte Stalin ufak tefek bir adamdı, lakin posterlerde dev gibi bir adam olarak gösterimişti.

Tarihçi Eric hobsbawm, Stalin''inmumyalanmış cesedini , 1957''de başka yere kaldırılmadan önce ''Kızıl Meydan''daki mozelesinde görmüştü.

Hobsbawm muazzam bir güce sahip olan Stalin''in ufak tefek bir adam olduğunu görünce büyük bir şaşkınlığa kapılmıştı.

Stalin 1.64 boyundaydı, ama bütün film ve fotoğraflarda bu gerçek gizlenerek iri kıyım bir adam olarak gösterilmişti.

Hobsbawvm, Stalin''in Sovyetler Birliğinin tarihine ilişkin kitabının içerdiği yalanlara ve entelektüel zayıflığına rağmen pedagojik açıdan ustaca yazılmış bir metin olarak değerlendirimişti.

İlginçtir, Stalin bu kitabını da başta Troçki olmak üzere devrimin pek çok liderini tasfiye ettikten sonra kaleme almıştı.

Ölüler ise kendilerini savunamazlardı.

1960''ların ortalarında Mao''nun başlatığı ''Kültür devrimi'' operasyonu ise dönemin pek çok komünist önderini ortadan kaldırmıştı.

Başkan Mao da kült hale getirilmiş ve adeta yarı-tanrı olarak sergilenmişti.

Mao''nun yazdığı küçük ''Kızıl kitap'' Çin halkının komünist incili gibiydi ve en ücra köşelerde bile elden ele gezdiriyordu.

Mao''nun da kendisinin putlaştırılmasında gerçeklik payı olduğunu, ancak bunun bir siyasi gereklilikten kaynaklandığını itiraf ettiği söylenir.

Çin İmparatoru''na duyulan üç bin yıllık yarı-kutsal hayranlık Başkan Mao''nun şahsında devam ettirilmişti.

Her iki ülkede de uzun yıllar devrim tarihleri Stalin ve Mao üzerinden kitlelere aktarılmıştı.

Stalin ve Mao öldükten sonra durum değişti tabii.