Yazarlar Bitpazarında

Bitpazarında

İsmail Kılıçarslan
İsmail Kılıçarslan Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

Aynı anda aynı gemiye baktık. Ben, bindiğimde bu dünyanın bütün telaşını geride bırakacağım bir mekân hayal ettim gemiye bakınca. Sanki Nuh Nebi’nin gemisi imiş de, cümle hayvanat ve nebatatla birlikte yolculuk edecekmişim, bütün kötü insanları, bütün eksik dostlukları, bütün hayal kırıklıklarını, bütün hırsları geride bırakacakmışım gibi. Sonunda sular çekilecekmiş ve üzerine yerleştiğimiz dağda bir aşure kaynatıp ufka bakarak şükredecekmişim gibi. Ve yine sonra aynı hikâye kaldığı yerden, Habil ile Kabil’in başlattığı yerden devam edecekmiş gibi.

“Kaç para?” diye sordu benden önce davranarak. “Üç yüze bırakırım” dedi tezgâhın sahibi. Nuh’un gemisini üç yüz liraya alabilme fikrini sevdim ilk anda. “O almazsa ben emeksiz, zahmetsiz, neredeyse hiçbir şey yapmadan; sadece para vererek sahip olur, biner, yağmurun başlamasını beklerim” diye düşündüm. Beklerim ve o yağmur, o büyük yağmur başladığında içimde kurtulmuş olmanın o muazzam huzuruyla dolar yelkenlerim.

Sonra aklıma o yaşlı kadın geldi. Yağmur başladığında kurtulmanın gemiyle ilgili olmadığı geldi aklıma. Hani Nuh Nebi, o kadına söz vermişti. “O yağmur, o büyük yağmur başladığında gelip seni alacağım” demişti. Kadın da; büyük şairlerin “dürüst ve İslam’dı” dediği o yaşlı kadın da tam teslimiyetle beklemeye koyulmuştu. Yağmur, o büyük yağmur başladığında Nuh Nebi, unutmuştu kadıncağızı yanına, gemiye almayı.

Yağmurlar yağıp yeryüzünü kaplamış, tufan bitmiş, aşureler yenmiş, nice sonra Nuh Nebi’nin aklına düşmüştü kadını unuttuğu. Dağ bayır, düz tepe, nehir çöl aşıp koşup gelmiş ve görmüştü ki kadının evi tastamam yerinde duruyor. Evin kapısını çalmış, yaşlı kadın titreyen elleriyle kapıyı açıp Nuh Nebi’ye “vakit geldi mi, biniyor muyuz gemiye?” demişti elinde bir çıkınla.

“İki yüz olmaz, zararına satmış olurum” dedi satıcı. Anlattığına göre dükkânını tasfiye ettiği için elinde kalanları üç otuz paraya bitpazarında satma yoluna gitmiş. Yoksa yani gemi olsun, şu diğer taraftaki el boyama Japon demlik olsun bu paralara verilmezmiş. Dükkânı satıp savıp İznik’e yerleşme planı varmış. “Bu tufandan kaçmaya bakıyorum” dedi.

“Herkesin gemisi farklı demek ki” diye düşündüm pazarlık sürerken. Satıcı “iki yüz seksen ver bari” diye bastırıyor, o da “iki yüz otuza bırak işte” diyordu.

Nuh Nebi’nin oğlunun gemiye binmeyi reddettiği geldi hatırıma. Herkesin tufanı kendine miydi gerçekten? Herkes hayatında en az bir defa Nuh Nebi’nin gemisine binme fırsatı ile karşılaşmış mıydı? Peki bu karşılaşmada aldığımız karar mı belirliyordu hayatımızı cidden? Ya tufanı atlatmanın ya yok olup gitmenin kararı.

Bir de tabii, “tufandan bu da korur” diyerek yanlış gemilere binmek de var insanın hayatında. Yanlış binilmiş gemilerin yol açtığı tufanlarda boğulup gidiyoruzdur belki de.

Belki de satıcı haklıdır. İki yüz otuza satarsa zarar edecektir. Her zamanki gibi dayanamayıp müdahil oldum. Aslında ben daha çok istiyordum gemiyi almayı. Beni tufandan koruyamayacağına çoktan ikna olmuştum olmasına ama yine de geminin bir kurtuluş anahtarı olduğunu seziyordum içten içe. Tufandan değil belki ama kendimden kurtulmak istiyordum. Kendimi, bir yılanın derisinden soyunduğu gibi soyunarak geride bırakmak... “Şiir olur bu, bunu yazmalı” dedim içimden.

Belki de insanın tufanı kendisidir ve belki de insan gemisini kendi inşa etmeye çalışan bir marangozdur. Büyük ağaçları küçük ağaçlarla yan yana dizerek inşa ediyordur gemisini ve yağmur başladığında “su almasın” diye umut etmekten başkası gelmiyordur elinden.

“İki yüz elliye ver madem de ikinizin de dediği olmamış olsun. Sen siftah et, onun da bir gemisi olsun” dedim satıcıya. Yüzüme bir tuhaf baktı.

“Ne demek ikinizin abi?” dedi, “sabah beri pazarlık edip duruyorsun. Tezgâhta ikimizden başka kimse yok. İyi misin sen?”

İyiydim. Kaçırılmış gemilerin, yakalandığım tufanların, çalınmamış kapıların sağlamasını yapıyordum bir gemiye bakarak. Cüzdanımı çıkardım. “Gemiden vazgeçtim” dedim satıcıya, “sen bana şu Japon demliği ver. Madem tufandan kaçmanın bir yolu yok, hiç olmazsa çay içerek bekleyeyim.”

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.