
Türkiye uzun süreden bu yana yüksek faiz, kur kontrolü ve kredi kısıtlarının olduğu bir politika seti ile enflasyonu düşürmeye çalışıyor. Bu politika setinden oluşan program sürecinde dönem dönem ekonomiye etki eden ekonomi dışı faktörler nedeni ile kesintiler yaşanıyor. Ama ne olursa olsun programdan vazgeçilmiyor. Ancak zaman içinde yaşanan her olumsuz gelişmenin ardından gözler hızlıca kur seviyesine çevrilirken sakin dönemlerde ise faiz indirimlerine yönelik beklentiler artıyor. Dahası ekonomi yönetimi her ikisinde de kontrolü elden bırakmayacak şekilde tüm eleştiri ve yan etkilere rağmen bildiğini yapmaya devam ediyor.
Yukarıdaki döngü ve beklentiler son 3 yılda birkaç kez tekrarlandı. Bugün İran savaşı ile oluşan iklim de yeniden tartışmalara neden oldu. Hemen hemen herkesin aklındaki ilk soru “kur artışına izin verilir mi?” şeklinde. Hemen cevap vereyim, hayır! Çünkü ekonomi yönetimi kurun kontrolden çıkması algısından ciddi derecede endişe ediyor ve ipin ucunu bırakmıyor. Ayrıca halen oldukça yüksek olan döviz kuru geçişkenliğinin enflasyonu artıracağını bildikleri için de kuru tutmaya devam edecekler. Elbette TCMB’ye sorulduğunda her seferinde “bizim bir kur hedefimiz yok” cevabını alıyoruz ancak enflasyonla mücadele için “kontrollü kur” politikası uygulandığı da herkesin bildiği bir sır!
Diğer yandan kontrollü kur politikasının sürdürülmesi için başka bir neden daha var. Kontrollü kur politikasının oluşturduğu istikrar algısı nedeni ile özel sektör döviz kredilerine yöneldi ve döviz açık pozisyonlarını hızla artırdı. Ancak son dönemde yaşanan gelişmeler devam eden para politikasının yüksek faiz farkına (TL faiz – YP faiz) dayanan pozisyonlanmayı beslemesi nedeni ile özel sektörde bazı endişeleri de beraberinde getiriyor. Artan cari açık, azalan reel faiz ve gözlemlenen rezerv kayıpları özel sektörün döviz açık pozisyonlarını azaltma isteğini artırmasına neden olabilir. Sürdürülebilirliği tartışmalı olan bu istikrar algısını korumak için kuru tutmaktan başka bir çare şimdilik görünmüyor.
Bu ve benzeri nedenlerle Merkez Bankası’nın faiz indirimlerine ara verdiğini ve hatta 22 Nisan’daki PPK’da faiz artışı yapacağını öngörüyorum. Zira zaten önemli ölçüde yaşanan carry trade çıkışına yurtiçi yerleşiklerin döviz talebi ile katılması riskini Merkez Bankası’nın almayacağını düşünüyorum. Hali hazırda 3 Nisan haftasında döviz mevduatları parite etkisinden arındırılmış verilere göre 2,78 milyar dolar artmış durumda. Bir önceki haftada da 2,21 milyar dolar artış yaşanmıştı. Yani bu alanda riskler yüksek.
Peki kredi kanalı açılır mı? Bu sorunun cevabı da hayır! Çünkü ekonomi yönetimi kredi genişlemesinin enflasyonist etkisinden de korkuyor. Ayrıca Merkez Bankası tarafında alınan kredilerle ile döviz ve gayrimenkul alındığına ilişkin bir kanaat var. Tüm bunlar birleşince ortaya şu sonuç çıkıyor; faiz artırılır, kurdaki artış kontrollü bir şekilde sürdürülür ve kredi genişlemesi olmaz.
Elbette tüm bunlar benim tavsiyelerim değil öngörülerim. Zira ben reel sektörün yeterince önemsenmediğini ve uygulanan programın yan etkilerinin kalıca hasar riski oluşturduğunu düşünüyorum.

BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.