
Uzun süredir hayalini kurduğu şey nihayet gerçekleşmişti. İçi içine sığmıyordu. Kavuştuğu bu güzel şey elbette ona geçmişini unutturmayacaktı. Duvara asılı gözleri dolu dolu olmuştu. Birden yaşadıklarını bir film şeridi gibi anımsamaya başladı. Nisan 1973'te Ankara'da bir gecekonduda, sıkıntılarla sürdürülmeye çalışılan bir yaşamın içinde doğmuştu. Doğulu bir babanın ve Karadenizli bir annenin evladıydı. 14 kardeşli bir ailenin dördüncü evladıydı.
Babası, ailesinin geçimini sağlamak için kenar meyhanelerde veya düğün salonlarında klarnet çalıyordu. O da her çocuk gibi sokakta misket oynamak yerine zamanının çoğunu babasının yanında geçiriyordu. Babasının sazları adeta onun biricik oyuncağıydı. Ondan geriye kalan saatlerde onlara özenle dokunuyor, farklı sesler çıkardıkça keyif alıyordu. Babası da ondaki yeteneği görmüş olacak ki hemen her yere onu da götürüyor ve kendisine şarkı söylemesine müsaade ediyordu. Ağabeyleri de ney ve bağlama gibi geleneksel çalgılar çalarak ailenin geçimine katkı sağlıyordu. Hakan; bu saz aletlerini çalmakla kalmayıp şarkı söylemeyi daha çok sevmişti.
Bir gün düğün salonunda da şarkı söylemişti. Burada aldığı ilk alkış, ona o kadar büyük bir haz vermişti ki bu dünyayla bağları hiç kopmasın istemişti. Bu şekilde pek çok yerde şarkılar söyleyip durdu Hakan Taşıyan. Aldığı alkışlar da her geçen gün artıyordu. Bu hayat mücadelesi o, askere gidene kadar sürdü; ama askerde de arkadaşlarının sıla özlemini gidermek için şarkılar söylüyordu. Ünü, tüm askeriyeye yayılmış ve sesi, komutanlarının da ilgisini çekmişti. Böylece orduevlerinde de şarkı söyledi. Askerliği biter bitmez komutanlarının ve arkadaşlarının desteğiyle kaset yapmaya karar verdi. Bu fikirle günlerce Unkapanı'ndan dolaştı durdu. Üstelik şansının olmadığını bile bile.
Müslüm Gürses'e olan ses benzerliği çocukluğundan beri ona hep söylense de yapımcılar, yüzlerce insanın taklidi ses çabasından epey usanmıştı. Elbette Müslüm Gürses'in şarkılarıyla büyümüş ve ondan çok etkilenmişti; fakat kesinlikle onu taklit etmiyor, sadece kendi tarzını ortaya koyuyordu. Ne yazık ki kimse bunu inandırıcı bulmuyor, bütün kapılar onun yüzüne tek tek kapanıyordu. Bu sebeple; İstanbul'da aradığı fırsatı yakalayamamış ve Ankara'da Sıla Müziğe başvurmuştu. Buradaki yapımcı, sesine hayran kalmış ve hemen bir sözleşme imzalamışlardı. O gün, attığı o imzayla yeni bir dünyanın da kapıları açılmış oldu. Artık düğün salonları geride kalacak ve kaseti tutulursa kardeşleri de rahata kavuşacaktı. Nitekim öyle de oldu.
"Hesabım Bitmedi Seninle" adlı ilk albümü piyasaya çıktığı gün, sevinci inanılmazdı. Çocuk gibi şendi ve uyuyamıyordu. Günler geçtikçe daha da tanınır olmaya başladı. Para sorununu halledememiş olsa da düğünlerden daha fazla kazanıyordu. Bu durum iki yıl boyunca bu şekilde devam etti.
Günler geçtikçe insanlar onu, usta olarak görülen ve bu âlemin en büyüğü kabul edilen Müslüm Gürses'in parçalarını en iyi yorumlayan kişi olarak tanıdı. Fakat yoksulluk ve 13 kardeşin yükü kolay değildi. Para kazanmak diye bir hırsı yoktu ama işleri düzene koyması gerekiyordu.
Rahata tam anlamıyla kavuşamamıştı; ama ikinci albüm için yapımcılar onu zorlamaya başlamıştı. Bu kez "Sensiz İki Gün" adlı kaseti yapmışlardı. Büyük bir özveriyle hazırlanan bu çalışmanın sonuçları inanılmazdı. Bu kadar başarılı olacağını hiç kimse tahmin edemiyordu. 1997'de çıkan “Sensiz İki Günle birlikte tam olarak şöhreti yakalamıştı. Müslüm Gürses'i taklit ettiği yolundaki eleştiriler ünlü olduktan sonra da devam etmişti. Ses benzerliği hayatının her anından bir kâbus oluşturuyor, magazin programları da bunu destekliyordu. Bu benzerlik elinde değildi. Tüm bunlara rağmen usta olarak kabul ettiği Müslüm Gürses hakkında en ufak kötü bir sözü dahi yoktu. Ardı ardına gelen konser ve dizi teklifleriyle hayatı tam anlamıyla değişmişti. Büyük bir hayran kitlesine kısa süre içerisinde sahip oldu ve konserleri hınca hınç doldu. Her ne kadar yapımcılar ısrar etse de o kabul etmiyordu; fakat hayranları da yoğun baskı oluşturunca, 1998'de “Hesabım Bitmedi” adlı Hakan Taşıyan dizisi böylece ortaya çıktı.
Şöhreti artıkça taklit olmadığını göstermek istiyordu. “Gözün Sevem” de aynı başarıyı elde etmişti. Fakat bu başarıya gölge düşürmek isteyenler yine yazıp çizmeye başladılar ve arabeskin babası Müslüm Gürses ile aralarını bozmak için çaba sarf ettiler. Fakat o hiçbir zaman saygıda kusur etmiyordu. Hem Müslüm Gürses'in varlığından dolayı ekmek yediğini söylüyor hem de bu söylemlerden dolayı rahatsızlığını vurguluyordu. Para kazandıkça ailesinin ve kardeşlerinin hayatı da değişiyordu. Bu, onun hayattaki en büyük mutluluğu oluyordu.
Kısa bir sürede, jiletçi hayranları ortaya çıkmaya başladı. Ali Sami Yen Stadında verdiği konserinde izdihamlar yaşanıyor, hayranları coştukça coşuyordu. Şöhret o kadar hızlı gelmişti ki bazen afallıyordu da. Ama bir şeyden hiç vazgeçmeyecekti o da: doğup büyüdüğü Ankara-Ulus ortamları…
Hakan Taşıyan şöhretinin belki de en tepesine yerleşirken Şakir Askan “Doktor, Davacıyım”, “İşte Güzel Böyle Olur”, “Geceler”, “Ağlama Dayanamam”, Cemal Safi “Sensiz İki Gün”, “Hazin Geliyor”, “Gelme”, “Eskici”, “Bilmem ki” gibi şarkı sözleriyle onun piyasada önemli yer tutmasında başrol oynuyordu. Bunların dışında, birçok bestecinin de onun üzerinde etkisi büyük olmuştu. Mesela Uğur Bayar, Bayram ve Murat Şenpınar bu büyük isimlerden yalnızca birkaçıydı.
“A Canım Kıymetini Bilemedim” (1999), “Güz Gülleri” (2000) albümleriyle konumunu iyice pekiştiren Hakan Taşıyan 2001'de “Güz Gülleri” dizisinde başrol oynadı. Ondan sonra birbiri ardına yaptığı 6 albümle hayatına devam etti: “Mor Hicranlar (2002)” “Hakan Taşıyan (2003)”, “Türkülerle (2004)”, “Mutluluk Yağmuru(2005)”, “Ya Sen Ya Hiç (2007)”, “Gitme Gülüm (2012)”
Şebnem Kısaparmak'ın programında şarkı söylemek üzere aldığı mikrofona ağlayarak ve insanın içini yakan davudî bir ses tonuyla: “
.” diyerek içinde yaşadığı trajediyi yansıtıyordu aslında. Ancak bu sözlerden sonra uzun bir süre ortalıktan kaybolmuştu Taşıyan. Artık ne televizyonda ne de radyoda sesi oldukça az duyuluyordu. Bu süre uzadıkça uzadı.
Sonra uzun bir süre kayıp olan sanatçı, daha sonra Ankaralı Namık'ın cenazesinde varlığını gösterdi. Cenazeye Ankaralı Turgut, Hakan Taşıyan, Hasan Yılmaz gibi ünlü sanatçılar da katıldı. Ölen sadece arkadaşları değil kendileriymiş gibi verdikleri poz; dostluk, sadakat ve arkadaşlığa dair en derin anlamlar içeriyordu. Hakan Taşıyan'ın hüzünlü bakışı, arkadaşlık, dostluk ve sadakat adına gösterdiği çaba bile onun ne kadar değerli bir isim olduğunu göstermeye yetiyor da artıyordu.
Ankara varoşlarında başlayan hayat onu şöhretin zirvesine taşımıştı. Belki de arabeskin yok olmaya başladığı yıllarda arabeskin son umuduydu. Zira 1990'lı yıllarda arabeskin en büyük hayal kırıklıklarının yaşandığı yıllardı. Ama olmadı işte. Hem ona çok yüklenildi hem de çok zor bir dönemde varlığını ortaya koymaya çalıştı. Belki de Hakan Taşıyan'ın en büyük şansızlığı; arabeskin yavaş yavaş yer altına çekildiği veya arabesk şarkıcıların tarz değiştirdiği bir döneme denk gelmesiydi. Bu sebeple onun için yani Hakan Taşıyan için arabeskin son kalesi tanımlamasının yapılması yerinde olur. Umarım o kale tekrar mamur olur; zira Taşıyan kalesi düşerse arabesk de düşer…
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.