
Edebiyatı konuşurken sıkça karşılaştığım "Batılı anlamda sanat nazariyemiz neden yok?" sorusuyla İslam sanatı konuşurken de karşılaşıyorum.
Bu sorunun edebiyat planında bir karşılığı olabilir çünkü son tahlilde zorunlu modernler olarak Batı gerçekçiliğini benimsediğimiz için nazariye (kuram) eksikliğine de bunun içinden bakıyoruz; bir elimizde İbn-i Tufeyl, diğer elimizde Joyce varken bu ikiliğin neden olduğu gerilimden kurtulmak için de yerli bir Eagleton"a ihtiyaç duyuyoruz.
Ancak İslam sanatı (şiir, hat, minyatür, tezhib, ebru vd.) söz konusu olduğunda Batılı anlamıyla bir nazariyeyi talep etmemiz bana makul gelmiyor.
Şundan ki, İslam sanatı nazariyenin gerektirdiği bir "bilimle" değil ancak kendi özünün gerektirdiği bir "bilgiyle" anlaşılabilir.
Örneğin "perpektifsizlik" konusuna bakalım. İlgili (ve bilimsel olma iddiasındaki) hemen her çalışmada perspektifsizliğin İslam sanatlarında belirleyici olduğu söylenir ama bunun nedeni tam olarak açıklan(a)maz çünkü bu perspektifsizliğin bilimle açıklanması mümkün değildir.
Bu konuda Batılı perspektife itiraz eden Pavel Florenski de imdadımıza yetişemez çünkü o da neticede bilime karşı bir bilimin içinden ve adı üstünde tersinden bir perspektifle "perspektifsiz bir perspektif"i dayatmaya çalışır.
Bu durumda perspektifsizliği nasıl anlamalıyız diye sorulduğunda, cevabı bilimde değil bilgide aramamız doğru bir yöneliş olacaktır.
Basit bir söyleyişle, kimi zaman uykumuzun kaçtığından ya da çok zor uyduğumuzdan söz ederiz ve aklımıza takılan herhangi bir şeyi de bunun muhtemel nedeni olarak gösteririz.
Ki bu doğrudur: asıl problem gündelik olayların, hallerin, haberlerin… bize tahakküm etmesine izin verişimizdir.
Diğer bir söyleyişle, zihnimizi kendi düşüncemizin, şartlanmamızın, saplantımızın kısaca kendi perspektifimizin tahakkümünden kurtaramadığımız, buna bağlı olarak uykunun gerektirdiği hatta rüya düzeyinin zorunlu kıldığı boşluğu oluşturamadığımız için malum akibete uğrarız.
Tahakküm tespiti konusunda yalnız olmadığımı, "Bir"le Bir Olmak - İbn Arabi Tasavvufunda Yaratıcı Muhayyile" (Henry Corbin"den çeviren: Zeynep Oktay, Pinhan Yay., İst., 2013) adlı kitaba bir önsözle katkıda bulunan Paul Albert Ballanfat"nın oradaki şu cümleleriyle ileteyim: "Düşünce her zaman görmenin özgürleşmesi demektir. Düşünceyi özgür bırakmak ve ona bize görecek bir şeyler verme ayrıcalığını sunmak için özgür görüşe sahip olmak, görüşünü kendi ufkundan kurtarmak gereklidir."
Bu bağlamda "görüşünü kendi ufkundan kurtarmak" yine farklı bir görme olan rüyanın eşiğidir ki, perspektifleri iptal ederek serbest muhayyileye açılamayan hem uyuyamaz hem de sahih rüyayı hakedemez.
İslam sanatlarındaki perspektifsizlik görüşünü kendi ufkunun tahakkümünden kurtaramaya tekabül eder ki, sanatsal özgürlük de ancak bununla gerçekleşir.
Söz konusu özgürlüğün bilimsel bir karşılığının olması da çok önemli değildir çünkü bir idrak tarzı olarak bunu asıl anlaşılır kılacak olan bilgidir.
Peki bu bilgi neyle bilinir?
Bu bilgi İslam maneviyatıyla ve bunu temsil eden Tasavvuf"la bilinir.
Maneviyat / Tasavvuf ise malum olduğu üzere anlatılarak anlaşılacak bir bilgi değildir. Bu bilgiye ancak bir hal ehlinin terbiyesi sayesinde erişilebilir.
Belirtmeye çalıştığım bu hususuların iyi anlaşılmasıyla birlikte Batılı nazariye geriye çekilir, İslam sanatına mahsus nazariye öne çıkar.
Bugün 13. Uluslararası Ankara Öykü Günleri"nde Doğan Hızlan, Ömer Türkeş, Alper Akçam, Ayşegül Tözeren ve A. Galip"le öykü eleştirisinde özeleştirinin mümkün olup olmadığını konuşacağız.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.