Kim Mihri

04:0019/04/2023, Çarşamba
G: 19/04/2023, Çarşamba
Samed Karagöz

Bütün dünyada özellikle 20. yüzyılın ikinci yarısından sonra sanat tarihi alanında önemli tartışmalar yaşandı, yaşanmaya da devam ediyor. Tıpkı tarih yazımında olduğu gibi sanat tarihi yazımında da hâkim olan güç yani muzafferler bu tarihi kaleme almış. Sanat tarihine baktığımızda kimdir bunlar? Batılı (Avrupalı veya Amerikalı), beyaz, erkek sanatçıların sanat tarihi yazımı üzerinde yoğun bir baskısı hâlâ mevcut. Toplumsal hareketlerle ve sosyolojinin değişmesiyle sanat tarihi yazımı da değişti

Bütün dünyada özellikle 20. yüzyılın ikinci yarısından sonra sanat tarihi alanında önemli tartışmalar yaşandı, yaşanmaya da devam ediyor. Tıpkı tarih yazımında olduğu gibi sanat tarihi yazımında da hâkim olan güç yani muzafferler bu tarihi kaleme almış. Sanat tarihine baktığımızda kimdir bunlar? Batılı (Avrupalı veya Amerikalı), beyaz, erkek sanatçıların sanat tarihi yazımı üzerinde yoğun bir baskısı hâlâ mevcut.

Toplumsal hareketlerle ve sosyolojinin değişmesiyle sanat tarihi yazımı da değişti hiç şüphesiz. Bundan 50 yıl önce Linda Nochlin ortaya şu soruyu attı: Neden Hiç Büyük Kadın Sanatçı Yok? (Geçen yıl Hayalperest Yayınları’ndan Ahu Antmen’in özenli çevirisiyle bu önemli metin kitap olarak yayınlandı). Örneğin artık sanat tarihi yazımında geniş ölçekli çalışmalar yerine daha dar alanda, daha bölgesel çalışmaları sıklıkla görmek mümkün. Sadece küresel kuzey değil küresel güneyin de tarihi yazılıyor. Ama Rönesans’la beraber başlayan ve neredeyse 21. yüzyıla kadar devam eden hegemonyanın izleri sanat kurumlarında duruyor. Farklı gruplara pozitif ayrımcılık yaparak dengelenmeye çalışılsa da henüz daha ilerlenmesi gerek çok yol mevcut.

Türk sanat tarihine baktığımızda da durum pek farklı değil. Türk sanat tarihinin bizatihi kendisi, kendini inkâr ederek var olmaya başladığı için burada işler çok daha zor. Avrupalılaşma bizde “aslımızı” silip süpürerek var olduğu için aslımız bırakın görünür olmayı varlık problemi yaşıyor. Bugün Türkiye’deki sanat tarihi eğitimine ve oradaki müfredata baktığımızda bunu rahatlıkla görmek mümkün.

Hat, tezhip, ebru gibi geleneksel sanat tarihi unsurlarına maalesef hâlâ yeterince değer ve önem verilmiyor. Bunlar anlaşılamadığı için bugün üretilen sanatta da köksüzlük sıklıkla karşımıza çıkıyor.

Türkiye’deki sanat tarihi yazımındaki tek problem geleneksel sanatlarla ilişkisi değil. Bazı isimlerin üzeri bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde örtülmüş. Bu örtü ise zamanla kalkacaktır.

Osmanlı’nın ilk kadın ressamlarından olan Mihri Rasim bunun en bilinen örneklerinden. 1885 yılında dünyaya gelen Mihri’nin çalkantılı ve macera dolu hayatı 1954 yılında New York’ta sonlanıyor. Babası Tıbbiye Nazırı Dr. Çerkez Ahmet Rasim Paşa’dır. (Mihri Hanım’ın özellikle yurtdışında Mihri Rasim Paşa olarak imza atmasının nedeni babasının Paşa oluşudur) Çocukluğundan itibaren Avrupai bir eğitim görür. Resme her daim ilgilidir. Yaptığı bir resim 2. Abdülhamid’e takdim edilir ve saray ressamı Zonaro’nun öğrencisi olur. 17 yaşında Roma’ya gider ve sanat eğitimine orada devam eder. Burada tanıştığı Müşfik Selami Bey’le evlenir ve daha çok bilenen adı Mihri Müşfik olarak tanınır. Sonra İstanbul’a döner. Boşanır. Tekrar Avrupa’ya bu kez Paris’e gider. Daha sonra da Amerika’ya gider.

Roma’dan döndükten sonra henüz 29 yaşındayken kadınlara özel güzel sanatlar okulu olan İnas Sanayi-i Nefise Mektebi’nin kuruluşu için önayak olur. Bu okul daha sonra Sanâyi-i Nefîse Mektebi’yle birleşerek bugünkü Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nin temellerini oluşturur.

İsmen bildiğim ama yakından bakmadığım Mihri’yle alakalı 2019 yılında Salt’ta açılan Modern Zamanların Göçebe Ressamı başlıklı sergi vesilesiyle geniş bilgi sahibi olmuştum. Bu sergiyle paralel bir şekilde devam eden Kimdir Mihri isimli belgesel ise geçtiğimiz günlerde İstanbul Film Festivali’nde gösterildi.

Uzun yıllara yayılan çekim serüveni, hazırlık aşamasına Mihri’nin adeta unutturulmuş olmasından dolayı yaşanan zorluklar yönetmen ve senarist Berna Gençalp’i gördüğüm kadarıyla epey zorlamış. Özlem Gülin Dağoğlu ise projenin adeta merkezinde duruyor. Üniversitede Montreal’de Mihri’yle alakalı doktora çalışmasını yapan Dağoğlu’yla Berna Gençalp Mihri’nin yaşadığı şehirleri de ziyaret ederek sanatçının hayatına dair ulaşılabilenleri bize aktarıyor. Sanat tarihçisi ve Mhiri Rasim’in yeğeni de olan Hale Asaf’la alakalı çalışmasıyla bildiğimiz Burcu Pelvanoğlu’nun Mimar Sinan GSÜ’ndeki dersine konuk olmuş olmamız ise akademik yaklaşımı göstermesi açısından önemli. Sanatçının hayatındaki dağınıklık, özellikle Amerika yıllarındaki bilinmezlikler, belgesele yansıyor ve biçim ve içerik uyumlu bir belgesel ortaya çıkıyor. Avangard yaklaşımıyla Türkiye’de bir ressamla alakalı yapılmış en dikkate değer eserlerden biri ortaya çıkmış.

Umarım ilerleyen yıllarda Türk sanat tarihinde gizli kalmış benzer isimlerle alakalı da benzer çalışmalar yapılır.

#Toplum
#Sosyoloji
#sanat tarihi
#Samed Karagöz