15 Temmuz işgal girişimi ve sonrası

04:0015/07/2024, Pazartesi
G: 12/07/2024, Cuma
Turgay Yerlikaya

Dini cemaat görünümü ile uzunca yıllar tedbir siyaseti izleyerek bürokrasinin önemli alanlarını işgal eden FETÖ’nün tam anlamıyla analiz edilebilmesi, 15 Temmuz öncesi koşulların daha iyi anlaşılması ile mümkün olacaktır. Nitekim örgüt, ekonomik kapasitesindeki genişleme ile birlikte sadece Türkiye değil dünyanın muhtelif yerlerinde var olabilmiş ve bu imkanla küresel ölçekteki gücünü tahkim etmiştir. Türkiye’de özellikle bürokrasinin kritik alanlardaki varlığı örgütün operasyonel kabiliyetini artırmış

Dini cemaat görünümü ile uzunca yıllar tedbir siyaseti izleyerek bürokrasinin önemli alanlarını işgal eden FETÖ’nün tam anlamıyla analiz edilebilmesi, 15 Temmuz öncesi koşulların daha iyi anlaşılması ile mümkün olacaktır. Nitekim örgüt, ekonomik kapasitesindeki genişleme ile birlikte sadece Türkiye değil dünyanın muhtelif yerlerinde var olabilmiş ve bu imkanla küresel ölçekteki gücünü tahkim etmiştir. Türkiye’de özellikle bürokrasinin kritik alanlardaki varlığı örgütün operasyonel kabiliyetini artırmış ve bu kapasite siyaset mühendisliği açısından örgüte büyük avantajlar kazandırmıştır. Özellikle MİT Başkanının ifadeye çağrılması, 17-25 Aralık ve MİT Tırları krizi gibi süreçleri kurgulayan örgüt, nihai kertede 15 Temmuz’da hain bir darbe süreci planlamış ve süreç darbenin püskürtülmesi ile sona erdirilmiştir.

FETÖ DİASPORASI VE YURTDIŞI DESTEĞİ

15 Temmuz sonrasındaki süreç ise örgütün yurtdışında bir tür diasporik tehdit halini almasını beraberinde getirmiş ve örgüt bulunduğu ülkelerdeki destekle birlikte Türkiye’ye yönelik karşıtlığını sürdürmüştür. Bugün birçok Batı ülkesinde sivil toplum görünümlü kurumlar aracılığıyla faaliyetlerine devam eden örgütle mücadele, sadece Türkiye sathı ile sınırlı değil. O sebeple MİT’in özellikle sınır-ötesi birçok operasyonla hem Balkanlar hem de Afrika’da üst düzey isimlere yönelik mücadelesi örgütle mücadele anlamında önemli kazanımlar üretmiştir.

Gelinen noktada örgütle mücadelede en fazla zorlanılan ülkeler ise Batılı ülkelerdir. Türkiye’nin başta örgüt üyelerinin iade süreçleri olmak üzere örgütün faaliyetlerine imkan tanıyacak her türlü ortamın yasaklanması yönündeki talepleri ciddi bir karşılık bulmamaktadır. Başta örgüt elebaşı ve örgütün medya yüzlerinin iadesi ile ilgili de birçok talebe karşılık vermeyen Batılı devletler, örgütü finansal açıdan da desteklemektedir. Geçmişte ve uzun süre Rumi Forum, Alliance for Shared Values, Niagara Foundation (ABD), Stiftung Dialog und Bildung, Intercultural Dialogue (Almanya), Diyalog Akademisi (Hollanda), Flaman Kültürlerarası Merkez ve Kültürlerarası Diyalog (Belçika) ve Diyalog Barış Enstitüsü (Avusturya) gibi kurumlarla FETÖ’nün kendisini bir sivil toplum örgütü olarak takdim etmesi ve ilgili ülkelerden ciddi destekler alması üzerinde dikkatle durulması gereken bir konu. Bu tür faaliyetlerin sonlandırılması yönündeki taleplere karşılık vermeyen Batılı devletler, örgüt üyeleri açısından korunaklı bir liman işlevi görmektedir.

ÖRGÜT İÇİ KRİZLER VE ÖRGÜTLE MÜCADELE

Örgütün son dönemde kendi içerisinde yaşadığı krizler ve Gülen sonrasının planlanmasına dair kurgular da yakından takip edilmesi gereken bir husus. Son haftalarda örgüt elebaşının yeğeninin yaptığı açıklamaların örgütte yarattığı tartışmalara bakıldığında, 15 Temmuz sürecinde Gülen’in ne denli etkili olduğu görülmektedir. Gülen’in, sürecin planlanması ve uygulanmasındaki dahlinin bu denli tartışılıyor olması, kendileri açısından kabul edilemez bir husus olsa da bunun örgüt içerisinde yoğun biçimde dile getiriliyor olması oldukça önemli.

Nitekim ayrılıkçı örgütlerle mukayese edildiğinde dini görünümlü yapılarla mücadelede liderin tasfiyesinin oldukça elzem olduğu bilinmektedir. Öyle ki lider kültü etrafında sorgulanamaz bir eylemlilik alanı yaratan bu inanç alanına örgüt içerisinden bir meydan okumanın söz konusu olması, hem örgütün çözülüşü hem de 15 Temmuz’daki dahlinin kabul edilmesi açısından oldukça önemli. Bu bağlamda özellikle örgütteki çözülmeyi artıracak bu çatışmaların daha fazla tartışılması ve gündemde tutulması örgütün işleyişi ve dinamiklerini anlama açısından önemli.

Örgütle mücadelede önemli bir husus da özellikle Batı’da örgütle mukayese edilebilecek ölçüdeki kült yapılar ile karşılaştırmalar yapılması ve örgütün bir süre sonra Batılı toplumlar için de bir güvenlik tehdidi olacağının vurgulanmasıdır. Bu noktada, terör örgütlerinden arındırma pratiklerinde dünya örnekleri izlenmeli ve bu alanda kapsayıcı modeller üzerinde durulmalıdır. Uzunca bir süredir Diyanet aracılığıyla üzerinde durulan, örgütün sorunlu teolojik formasyonu ve mesiyanik söylemlerine yönelik de ayrıntılı çalışmalar yapılması bu sorunlu yapının teolojik alanı nasıl çarpıttığını gösterecektir.

Örgütün özellikle diasporadaki etkinliği de hesaba katılarak başta Batı kamuoyu olmak üzere küresel ölçekte üretilen Türkiye karşıtı söylemlerin etkisizleştirilmesi adına koordineli bir kamu diplomasisi yürütülmesi de bu anlamda önemli. Öyle ki sahip oldukları finans gücünü Türkiye karşıtlığına hasreden ve bu konuda ciddi bir lobi faaliyeti yürüterek başta ABD olmak üzere Batı’da Türkiye karşıtı kurum ve aktörler diresek temasına giren örgütün bütün yönlerinin açığa çıkarılması bir mecburiyet. Özellikle yurtdışında faaliyet gösteren kurumlarımızın bu alandaki aksiyonları, örgütle mücadelede orta-uzun vadede önemli kazanımlar üretecek ve örgütün ilgili ülkeler açısından da ne denli açık bir tehdit olduğunu bütün ayrıntılarıyla göstermiş olacaktır.

#15 Temmuz
#Darbe girişimi
#Turgay Yerlikaya