
31 Mart seçimleri sonrasında ortaya çıkan tablo siyasetin yeniden yapılandırılmasına yönelik beklentileri artırdı. Her ne kadar bu durum hukuk gibi siyasetin dışındaki alanlar üzerinden bir algı oluştursa da bu tür beklentilerin gerçekçi olmadığı görüldü. Özellikle Kavala, Gezi ve 6-8 Ekim davalarında yoğun biçimde dile getirilen bu beklentilerin rasyonel olmadığı ve siyasetin alanına hukuk üzerinden bir müdahale taşıdığı gerekçesiyle söz konusu davalarla ilgili bir sonuç ortaya çıkmadı. Zaten
bu davalar üzerinden siyasetin normalleşmesi beklentisi, doğrudan
siyasetle ilgili de değildi.
Dış politikada da bu ölçüde bir karar verilmesi ve uzun yıllar takip edilen stratejik otonomi arayışı ve bu yoldaki kazanımların da paranteze alınılabileceği konuşuluyordu. Hatta bir adım ileri gidenler Türkiye’nin, Suriye’nin kuzeyindeki adımlara da ikna edilmesi gerektiği ve bu konuda da bir mesafe alınabileceğini düşünüyor ve dile getiriyorlardı. Ekonomik istikrar açısından yaşanan sorunların yanı sıra AK Parti’nin yaşadığı kan kaybı, bu tür ihtimallerin tartışılmasına zemin hazırladı. Fakat son dönemde hem bahse konu davalarla ilgili taleplerin gerçekleşmemiş olması hem de dış politikadaki otonomi arayışı ve çeşitlenme yönündeki devamlılıklar (Hakan Fidanın Çin gezisi) bu beklentileri boşa çıkardı. Son dönemde Irak ve Suriye üzerinden oluşabilecek teröristan tehlikesine karşı ısrarlı ve caydırıcı adımlar da kararlı politikanın devam ettiğini göstermekte.
Bu noktada 31 martta verilen mesaj üzerine yeterince düşünülmediği ve Kızılcahamam kampında geniş bir istişare kültürünün mümkün olmadığı eleştirileri, üzerinde durulması gereken bir husus. Kurucu irade ve kadronun teşekkül aşamasında istişareye verdiği önemin bugün aynı derecede hissedilmemesi ve bu durumun bizatihi partili aktörler arasında bir eleştiri konusu olması dikkate alınmalı. Aksi takdirde 31 Mart'taki CHP’ye yönelik teveccüh tedrici biçimde artacak ve CHP, 31 Mart’ın aksine iktidar açısından AK Parti'ye bir alternatif olabilecektir. 31 Marttaki kuvvetli mesajın yanlış algılanması ve devamlı surette 28 Mayıs'a atıf yapılması da durumun ciddiyetinin anlaşılamadığını göstermektedir.
Bazı mahfillerde dillendirilen AK Parti’nin oyun dışında kaldığı ve uzatmaları oynadığı yönündeki söylemler de siyasetin muhtelif alanlarında yeni ittifakların kurulabileceği ya da şimdiye dek örtük biçimde cereyan eden bazı iş birliklerinin daha da güçleneceği bir iklimi de yaratabilir. Nitekim bu söylemi dile getiren aktörlerin muhalefetin yeni dönemde bir sıçrama yapması ve daha iyi örgütlenmesi gerektiğine dair de çağrıları da söz konusu. Aynı kişilerin Gezi’yi bir örnek ve milat olarak göstermeleri ve mevcut iktidarı Gezi sonrasında oluşan yeni bir rejim olarak tanımlamaları da boşuna değil. Gezi'ye yapılan nostaljik atıfların nihai kertede benzer geniş katılımlı hareketleri örgütleme ihtimalleri de aslında mevcut iktidarın nasıl zayıflatılması gerektiğine dair bir yol haritası sunmaktadır. Kadınlar başta olmak üzere gençlerin de içerisinde olduğu örgütlü hareketleri iktidar karşısında konumlandırma ve muhalefetin ölçeğini genişletme stratejisi AK Parti’nin önemsemesi gereken bir tehlike. Tam bu beklentiler ve siyasetin yeniden yapılandırılma süreci, AK Parti'yi oyun dışında konumlandıran bir tutumun oluşması ihtimallerini de artırdı.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.