Türkiye ekseni ve politik çeşitlilik: Çin ziyareti

04:0110/06/2024, Pazartesi
G: 10/06/2024, Pazartesi
Turgay Yerlikaya

2010’a kadar kısmen Batı ile entegre ve bağımlı bir siyaset ekseninde dış politika anlayışı izleyen Türkiye, 2010 ve sonrasında eksenini genişleten ve otonomi arayışında olan bir ülke konumuna evrildi. Ortadoğu ve Afrika sathında genişleyen ilişkilere paralel olarak Rusya ile çeşitli düzeylerde sürdürülen temaslar, Türkiye’nin ekseninin ne olduğu ile ilgili tartışmaları da artırdı. Özellikle Arap Baharı sürecinde demokratik kültür açısından önemli bir örneklik teşkil eden Türkiye, rol model olma


2010’a kadar kısmen Batı ile entegre ve bağımlı bir siyaset ekseninde dış politika anlayışı izleyen Türkiye, 2010 ve sonrasında eksenini genişleten ve otonomi arayışında olan bir ülke konumuna evrildi.
Ortadoğu ve Afrika sathında genişleyen ilişkilere paralel olarak Rusya ile çeşitli düzeylerde sürdürülen temaslar, Türkiye’nin ekseninin ne olduğu ile ilgili tartışmaları da artırdı. Özellikle Arap Baharı sürecinde demokratik kültür açısından önemli bir örneklik teşkil eden Türkiye, rol model olma konusunda da yeni bir ölçek geliştirdi. Eksen kayması ya da Yeni Osmanlıcılık olarak etiketlenen bu siyasetin temel amacı, kendi çıkarlarını eksen alan bir Türkiye’yi inşa etmekti. Elbette bu tür bir arayışın finansal, askeri ve politik açıdan da çeşitli meydan okumalara muhatap olması kaçınılmazdı.
Son günlerde Dışişleri Bakanı Fidan’ın Çin ziyareti ile gündeme gelen tartışmalara bakıldığında, 2010’larla paralel bir içerik ve bağlamın söz konusu olduğu görülmektedir.
Batı’dan bakıldığında Türkiye ve Çin arasındaki olası yakınlaşmanın bölgede bir müttefikin kaybı olarak yorumlandığını ve Asya-Pasifik’e kayan güç dengesinde bir aktörün daha yer değiştirme ihtimalinin söz konusu edildiği görülmektedir.
Türkiye’nin özellikle alternatif bir güç potansiyeli olma yolunda önemli bir aşama kaydeden BRICS’e katılma ihtimali de bu bağlamda değerlendirilen bir başlık.

Türkiye’nin orta koridor üzerinden Kuşak Yol’a dahil olmasının Çin ve Türkiye açısından oluşturacağı katma değerin de bahis konusu edildiği bu günlerde, Batı açısından Türkiye’nin stratejik konumuna ilişkin hatırlatmalar da kendisine yer bulmaktadır. Özellikle ABD’de Biden hükümetinin Türkiye açısından bir güvenlik tehdidi olan YPG’ye yönelik koşulsuz desteğinin Türkiye gibi önemli bir müttefikin kaybına neden olabileceği üzerinden ısrarlı uyarılar da söz konusu.


Ticaret Savaşları ve Korumacı Yaklaşımlar
Obama ile başlayan ve Trump döneminde hem ulusal güvenlik belgeleri ile tahkim edilen hem de kararnameler ile ciddi bir boyut kazanan Çin’in sınırlandırılma girişimi ciddi boyutlara ulaşmış durumda. Öyle ki
ABD ve Almanya’nın başını çektiği Avrupa Birliği, Çin’i bir tehdit olarak gördüklerini her platformda dile getirmektedirler.
Özellikle elektrikli otomobil konusundaki atılımlar ve Çin devletinin ihracatçılarına verdiği destekler, Çin ile Batı arasındaki rekabeti zorlaştıran etmenler. Ticaret savaşları üzerinden çok rahat görülebilecek olan korumacı eğilimler, son dönemde siber güvenlik ve espiyonaj başta olmak üzere teknoloji alanında çok sık biçimde tartışılmaktadır. Bu nedenle Batı ile Çin arasındaki rekabet özellikle Kuşak Yol’a her geçen gün yeni bir ülkenin katılımı ile Çin lehine şekillenmektedir. Yaklaşık bir trilyon dolarlık bir hacme ulaşan bu projenin rekabet edilebilir olmaktan uzak oluşu Batı’nın dengeleme arayışlarında yeni yöntemlere başvurmasını da icbar etmektedir.

Doğu-Batı Arasında Denge

Tam da bu noktada Fidan’ın Batı ile Çin arasında rekabet koşullarını zorlaştıran eğilimlere yönelik itirazı anlamlı idi. Fidan’ın “Egemen güçlerin önceki yüzyılda kurmuş oldukları pazarların daha adil, rekabet edilebilir pazar şartlarında yeniden el değiştiriyor olması kabul edilmesi gereken bir sonuçtur” ifadeleri, değişen güç dengelerine yönelik müdahaleleri anlama adına önemli idi. Benzer biçimde, Batı’nın özellikle Tayvan üzerinden Çin’i tehdit etmesine de üstü kapalı vurgu yapan Fidan’ın Çin’in toprak bütünlüğü ile ilgili de ifadeleri oldu.

Sıcak bir iklimde geçen Çin gezisi hiç kuşkusuz birtakım meydan okumalarla da test edilecektir. Özellikle Türkiye’nin AB üyeliği noktasındaki beklentileri, askeri teknoloji ve siyasi ilişkiler açısından ABD ile yaşanan sorunlar, ABD’nin Doğu Akdeniz ve Suriye’deki tutumu ve bunun Türkiye açısından oluşturacağı riskler, masada tutulması gereken bir konu. Türkiye’nin dış politikadaki çeşitlilik arayışı ve stratejik özerklik noktasındaki adımlarının yakın tarihte ürettiği risk ve tehditlere bakıldığında ne demek istediğimiz daha iyi anlaşılacaktır.

Denge siyasetinin en önemli ve başarılı örneklerinden birisi olan Rusya-Ukrayna savaşına Türkiye’nin istikrarlaştırıcı bir güç olarak dahil olması ve arabulucu rolünün varlığı bile Batı’da ciddi bir endişe yaratmış ve Türkiye’nin net bir pozisyon alması talep edilmiştir. Bu konuda bir adım ileriye giden bazı siyasetçiler, Türkiye’nin ambargolar ile hizaya getirilmesini savunmuş ve Türkiye’nin her hal vevşartta Batı ile entegre bir politika izlemesini talep etmişlerdir.

Benzer bir sınama ve risk alanı da Çin ve Türkiye’nin Sincar Uygur özerk bölgesine ilişkin yaklaşımlarla ilgili.
Örneğin
Fidan’ın, Çin’in aksine Urumçi ve Kaşgar’ı
Türk-İslam beldeleri olarak tanımlaması da ikili ilişkilerin seyri açısından önemli bir başlık. Nihayetinde Çin, bölgeyi Çin medeniyetinin bir parçası olarak kabul etmekte ve kadim Çin kültürüne eklemlemektedir. Bunun yanı sıra Çin, bölgede işgalden bu yana sistematik olarak asimilasyon politikaları izlemekte ve eğitim yoluyla ciddi bir endoktrinasyon uygulanmaktadır. İslam kültürüne yönelik kısıtlayıcı tavır ve kamusal alanda uygulanan kültürel asimilasyon programları da bölge halkına yönelik şiddeti göstermektedir. Bu nedenle Türkiye’nin Batı ile Çin ve Rusya arasındaki denge politikasının hiç kuşkusuz önemli kazanımları olacağı gibi muhtelif meydan okumalara muhatap olması kaçınılmaz.
#Politika
#Çin
#Türkiye
#Turgay Yerlikaya