Batılıları ürküten şey ne?
Yusuf KaplanYeni Şafak Gazete Yazarı
00:00, 26/08/2013, Pazartesi • Yeni Şafak Haber Merkezi
Şunu demek istiyorum: Hıristiyanlık, hayatı dönüştürmek yerine, sürekli olarak hayat tarafından dönüştürüldü. Meselâ paganizmi dönüştürmek yerine paganizm tarafından bir şekilde yutulmuştu. Paganizm, hem Hıristiyanlığın temel akîdesini dönüştürmüştü; hem de belli başlı bütün ritüellerini, kurumlarını ve dünyayı algılama biçimlerini.
Sonra modernlik tarafından dönüştürüldü. Şimdi de postmodernizm (meselâ eşcinsellik, feminizm, New Age dinleri vesaire) tarafından dönüştürülüyor...
Hıristiyanlık, başka dinlerle, medeniyetlerle ve felsefelerle karşılaştığında, onlar tarafından yutulmayacak ve dönüştürülmeyecek güçlü akîdevî, felsefî ve kültürel temellerden yoksundu. O yüzden İskenderiye"de belli başlı bütün dinlerle ve felsefelerle karşılaştığında, bu kadîm dinler ve felsefeler tarafından dönüştürülmekten ve en önemlisi de merkezî akîdesini ve entelektüel temellerini yitirmekten kurtulamamıştı.
Oysa meselâ Çin medeniyeti, Hindistan"dan gelen Budizm dalgası tarafından yutulmamıştı. Budizm"in meydan okumasını, neo-Konfüçyan bir silkinmeyle aşmayı başarmıştı.
Aynı şeyi İslâm medeniyeti tarihinde de görüyoruz: İslâm medeniyeti tarihi, farklı dinlerle, medeniyetlerle ve felsefelerle karşılaşma"nın, hem onlar tarafından dönüştürülmeden ve yok edilmeden hem de onları dönüştürmeden ve yok etmeden nasıl imajinatif şekillerde gerçekleştirilebileceğinin zihin açıcı, zengin bir laboratuvarı gibidir.
İslâm medeniyeti, Akdeniz"den Hint Okyanusu ve Pasifik Okyanusu"na kadar insanlık tarihindeki bütün medeniyetlerle, dinlerle ve felsefelerle temasa geçmişti.
İslâm medeniyetinin diğer medeniyetlerle gerçekleştirdiği, karşısındakini yok edici değil, karşılıklı olarak birbirini neyse o olarak varedici karşılaşma ve temas biçimi, bugün sadece Müslümanlar için değil, bütün insanlık için benzersiz ve kışkırtıcı bir örnektir.
İslâm medeniyetinin diğer medeniyetlerle gerçekleştirdiği karşılaşma ve temas biçimi, üç aşamalı bir süreçte gerçekleşti sürekli olarak:
Birincisi, İslâm medeniyeti, diğer medeniyetlerle, dinlerle ve felsefelerle "fetih ruhu"yla (pergelleri başka dünyalara açma, kapalı bütün kapıları açabilme yolculuğuyla) önce temasa geçti.
İkinci olarak, karşılaşılan, temasa geçilen medeniyetlerden azamî ölçüde yararlanma, taze kan devşirme ve beslenme imkânları, yöntemleri geliştirildi.
Üçüncü olarak, karşılaşılan medeniyetlerden ödünç alınan her şey, vahyin sunduğu referans sisteminin süzgecinden geçirilerek kendilerine mâledildi.
Greklerden Amerikan tecrübesine kadar Batı uygarlık tarihinin diğer medeniyetlerle karşılaşma biçimi iki aşamalı bir süreç olarak gerçekleştirildi sürekli olarak: Önce asimilasyon (eritme, kendine benzetme); sonra da asimilasyona direnildiği durumlarda ise eliminasyon (fiilen yok etme).
Oysa İslâm medeniyetinin geliştirdiği üç karşılaşma ve temas süreci işletilirken, diğer dinlerin, medeniyetlerin ve felsefelerin asimile edilmesi de, elimine edilmesi de hiçbir zaman sözkonusu olmadı.
Bu karşılaşma ve temas biçiminin ilk esaslı modeli Hz. Peygamber tarafından Medine"de hayata geçirildi. Bağdat, Kurtuba ve İstanbul merkezli başarılı örnekler, bu Medine modeli temelinde gerçekleştirilmişti.
Sadece bir örnek vereyim: Endülüs"te, Hıristiyanlar da, Yahudiler de yok edilmemiş, aksine Hıristiyanlık da, Yahudilik de kendi düşünce tarihlerinin zirvesine Endülüs"te ulaşabilmişti.
İşte Batılıların, İslâm"ı tehdit olarak konumlandırmalarının ve çeyrek asırdır İslâm dünyası üzerine çullanmalarının temel nedeni burada gizlidir.
İslâm"ın yeni bir medeniyet hamlesine soyunması durumunda, Batı uygarlığı dünya üzerindeki hâkimiyeti kesinkes kaybedeceğinden ve hiç farkında olmadığımız ama Batılıları fenâ hâlde endişelendiren bir şeyden, (İslâm şeytanlaştırılmadığı, İslâm"ın kendi yolculuğunu sürdürmesine engel olunmadığı zaman) Batı dünyasının hızla müslümanlaşabileceğinden korkuyor Batılılar.
O yüzden bendeniz şu yakıcı gerçeği sezinleyebiliyorum: Müslüman toplumlar, gerçek anlamda bağımsızlıklarına kavuşup da yeni bir medeniyet hamlesine soyunduklarında, uzun vadede, yaşanan hatalardan da ders alarak İslâm tarihinde gerçekleştirilen medeniyet hamlesinden daha büyük bir atılım ortaya koyabilirler.
Zira küresel bir dünyada yaşıyoruz. Küresel bir dünyada, müslmanların geliştirecekleri medeniyet hamlesiyle, Müslümanlar bütün cümlelerini küre ölçekli ve bütün insanlığın sorunlarını ihata edebilecek bir çapta kurmak zorunda kalacaklar.
Bu ne demektir, biliyor musunuz? İslâm"ın gelişinin önünde kimsenin duramaması demektir.
Batılıları ürküten şey bu işte: İslâm"ın tarihte çok başarılı bir şekilde ortaya koyduğu karşılaşma ve temas biçimi, kendi hâkimiyetini tesis etmeye ve diğerlerini yok etmeye değil, adalete, hakkaniyete, karşılıklı beslenmeye ve varetmeye dayalı bir karşılaşma ve temas biçimidir.
Unutmayın, İslâm medeniyetinin temel ilkesi ve pratiği, almaya, çalmaya, yağmalamaya değil; bütün farklılıklara Allah"ın âyetleri olarak bakmaya ve değer vermeye dayandığı için, vermeye, paylaşmaya ve birlikte varolmaya imkân tanıyan tek evrensel, âdil ve barışçıl medeniyet fikri ve tatbikidir.
Batılıları ürküten şey, burada gizlidir.
6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Bu yorumu Spam olarak bildirdiniz. Talebiniz değerlendiriliyor.