Menü

Geri

EDİSYON   :

TRTRENENARARFRFRRURUURUR
38

Bildirimler

Bir hattatın mahareti, kaleminden çıkan harflerin güzelliğiyle değerlendirilebilir. Fakat hüsnühat yalnız güzel yazma sanatı mıdır? Yazının manası, yer aldığı mekân ve onu meydana getiren medeniyet tasavvuru bu güzelliğin neresindedir?

Hüseyin Kutlu Hoca’nın hayatı ve eserleri bu sorulara birlikte cevap verir. Çünkü onun için hat, süsleme değil; mana, güzellik ve hizmetin buluşmasıdır.

Bu anlayışını hayata geçirmeye Hekimoğlu Ali Paşa Camii’nde başlar. İmamlığını üstlendiği dönemde bakımsız durumdaki caminin ve müştemilatının onarılması için yoğun bir gayret gösterir. Kütüphaneyi yeniden açar. Hat, tezhip, ebru, mûsiki, Osmanlı Türkçesi ve başka alanlarda dersler verilmesine öncülük eder. Böylece cami, yalnız geçmişten kalan bir mimari eser olarak korunmaz; kuruluş gayesine uygun biçimde yaşayan bir kültür muhitine dönüştürülür.

Kutlu Hoca, bu tecrübesini Nakşibendî şeyhi Seyyid Mehmed Atâullah Efendi’nin 1750–1775 yılları arasında kurduğu, zamanla tahrip olan tekkeyi ihya ederek taçlandırır. 2006’da Alvarlı Efe Hazretleri İlim ve Sosyal Hizmetler Vakfı tarafından Vakıflar Genel Müdürlüğü’nden tahsisen devralınan tekke, 2010’da vakfın himayesinde ve Kutlu Hoca’nın nezaretinde restore edilir. Kanlıca İslam Medeniyeti Sanat Bahçesi adıyla, Bilim Kültür ve Sanat Derneği’nin Kur’an ve sanat eğitimlerine mekân olur.

Bence Kutlu Hoca’nın sanat anlayışını kavramak için bu hizmetlerini bilhassa dikkate almak gerekir. Çünkü onun nazarında medeniyet, geçmişten kalan eserleri seyretmek değil, onları meydana getiren manayı yeniden hayata katmaktır. Hüsnühatla kurduğu münasebet ve Hattat Hâmid Aytaç’tan icazetli bir sanatkâr olarak cami yazıları üzerindeki çalışmaları da aynı anlayışın devamıdır.

Kutlu Hoca, hocasından devraldığı emaneti yeni talebelere ulaştırarak hat sanatının sürekliliğine hizmet eder. Zira gelenek, kendisini tekrar eden bir alışkanlık değil; usulünü, ölçüsünü ve manasını koruyarak yenilenen bir sürekliliktir.

Ona göre bir hattat, yazıyı hazırlamadan önce yerleştireceği mimariyi tanımalıdır. Kubbenin yüksekliği, beden duvarlarının ölçüsü, pencerelerin konumu, yazının gözle arasındaki mesafe ve kullanılacak kalemin ağzı birlikte düşünülmelidir. Dahası, yazılacak ayet yahut ibarenin manasıyla bulunduğu yer arasında da uygunluk bulunmalıdır.

Çünkü yazı, mimaride kendisine ayrılmış boşluğu doldurmak için kullanılmaz. Yazı, mekânın manasına katılır; mekân da yazının idrak edilmesine iştirak eder. Kutlu Hoca’nın hatla mimari arasında aradığı ahenk, bu karşılıklı münasebette ortaya çıkar.

Onun sanat anlayışında üç kavram öne çıkar: Mana, estetik ve fonksiyon.

Bir eserin güzel olması yeterli değildir. Güzelliğin bir gayesi bulunmalı, eser ait olduğu hayatın içinde karşılık taşımalıdır. Bu sebeple Kutlu Hoca, sanatın yalnız seyredilen bir nesneye dönüştürülmesine razı olmaz. Onun, insanın varlıkla ve hakikatle kurduğu münasebette yer almasını ister.

Bu yaklaşımının en kapsamlı tezahürlerinden biri İstanbul Mushafı çalışmasıdır.

2016’da başlayıp sekiz yılda tamamlanan on ciltlik çalışma, İslam tarihinin on dönemine ait mushaf sanatlarını bir araya getirir. Hüseyin Kutlu Hoca’nın öncülüğünde altmış altı hattat, müzehhip ve mücellidin emeğiyle hazırlanır.

Farklı yazıları, tezhipleri, sayfa düzenleri ve ciltleriyle İstanbul Mushafı, yeni yazılmış bir mushaftan fazlasıdır:

On beş asırlık mushaf kitabeti ve tezyinatı tarihine sanatın kendi diliyle bakar; geçmişi aynen tekrarlamak yerine, onu meydana getiren anlayışı bugünün imkânlarıyla görünür kılar. Böylece Kutlu Hoca’nın geleneği nostalji değil, yaşayan bir imkân olarak gördüğünü ortaya koyar.

Dolayısıyla onun hattatlığını, imamlığını, eğitimciliğini, şehir ve medeniyet üzerine düşüncelerini birbirinden bağımsız değerlendirmek eksik kalacaktır. Hepsi aynı gayeye yönelmiştir: Medeniyeti, sanat eserlerinin toplamı olarak değil; insanın inancı, bilgisi, ahlâkı ve güzellik anlayışıyla kurduğu bir hayat nizamı olarak kavramak!

Kutlu Hoca, harfin güzelliğinde manayı; mimarinin ölçüsünde mekânın ruhunu; geçmişin eserlerinde onları meydana getiren hayatı gözetmiştir.

Biz de vefayı vedaya bırakmadan söyleyelim:

Allah, Hüseyin Kutlu Hocamıza sıhhat, afiyet ve hayırlı ömürler versin. Merhum Hâmid Aytaç’tan devraldığı hüsnühat emanetini talebeleri, eserleri ve bilhassa İstanbul Mushafı ile gelecek nesillere ulaştırma gayretini bereketlendirsin.

Ve bizlere de onun sanatında gözettiği mana, güzellik ve hizmet bütünlüğünü kendi işlerimizde gerçekleştirebilmeyi nasip etsin; onun hayır dualarına dahil olabilmeyi bahşetsin.

Yorumlar

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.

10 saniye sonra yönlendirileceksiniz...

10 saniye sonra yönlendirileceksiniz...