“Ey Resulullah’ın kızı Fatıma. Sen de kendini Allah’tan satın almaya çalış; zira senin için de bir şey yapamam.”
Âlemlere rahmet olan Efendimiz (s.a.v.), kızı Fatıma’ya bu ya da buna çok benzer sözlerle “kişiye elinin emeğinden gayrısı yoktur” ayetini hatırlatıyordu. “Yevme lâ yenfeu”da yani kişinin yapıp ettiklerinden başkasının kendisine fayda sağlamayacağı o günde “keşke” demenin bir işe yaramayacağını her seferinde unutan zavallılar haline gelerek yaşamak da tercihlerden biri elbette ama ne berbat bir tercih.
Fatma Betül Sayan Kaya’da gördüğümüz budur. Rabbimize “bizi bu halden koru Yarabbi” diye yakarmamız gereken durum da budur. Çünkü girmediğimiz imtihanın sınanmamış insanlarıyız en nihayetinde.
Bir kelime bir başka kelimeyi, o iki kelime de berbat bir sonucu getiriyor insana.
Bu, burada bir dursun.
Tevessül yani “bir amaca, bir hedefe doğru yönelmek” olumlu da olabiliyor olumsuz da. “Sakın öyle bir şeye tevessül etme, sonunu hazırlar” cümlesindeki olumsuz manasıyla düşünelim biz bugün bu kelimeyi.
Tutuklanan Fatma Betül, Ertan Aydın ya da diğer fon arsızlarının tevessül ettikleri amaç pek basit, pek kirli, pek bayağı bir amaç: “Para.”
Üstelik bu tevessülde anlaşılıyor ki “bizi satmak” da var. Farzımuhal ama Erdoğan seçimi kaybeder de Türkiye’de işler tersine dönerse bu arsızlar yurtdışına kaçıp hayatlarının sonuna kadar -eli öpülesi o imamın dediği gibi- “o paraları dürüm edip yiyecekler”, biz de burada başımıza gelenlerle baş başa kalacağız. Bu bakımdan tevessül ettikleri şey sadece para elde etmek değil aynı zamanda onları “onlar” haline getiren kişiye, kuruma, duruma, hikâyeye, ülkeye de ihanet etmek.
Tekraren: Ne berbat bir tercih.
Bu tevessülün devamında tenezzül aşaması da geliyor. Tenezzül biliyorsunuz esasta hem olumlu hem de olumsuz anlamda “alçalma” demek. Seviye kaybetme, irtifa yitirme, yukarıdan aşağıya düşme.
Anlaşılan ve artık görünen o ki bu arsızlar bürokrata rüşvet vermeye, medyacıya para dağıtmaya, hırsızlık niyetiyle çete kurmaya, halkın parasına haram yolla çökmeye, haram kazanıp haram yemeye tenezzül etmişler. Seviyelerini, irtifalarını kaybetmişler.
Tefessüh de tam böyle gelmiş husule. Tefessüh yani sefilleşme, çürüme, kokuşma, alçaldıkça alçalma.
Tefessüh etmenin en kötü yanı, tefessüh edenin pişmanlık emaresi göstermek yerine kendini haklı, müstekbir, üstenci pozisyonda tutma çabasıdır. O tuhaf çerçeveli gözlükleri, o el ele tutuşma görüntüsünü, yüzdeki o tuhaf ifadesizliği de buralarından anlamak gerekir. Tefessüh edenin tövbeye, pişmanlığa değil yaptığı her şeyi haklı çıkaracak bir “düzleme” erişmeye çalışması da bundandır. Nitekim duyduk ki “Biz niçin verelim ki kazandığımız parayı?” cümlesi de kurulmuş, tefessüh iyice ayan olmuştur.
Anlaşılan ve artık görünen odur ki devlet ve devletin başı Recep Tayyip Erdoğan bu tefessüh etmişlere merhamet etmeyecek. Bu sefilleşmeyi gittiği yere kadar takip edecek ve bu işin hesabını görecek.
Anlaşılan ve artık görünen odur ki Türkiye, hedefleri bakımından son derece hayırlı, sonuçları bakımından son derece bereketli olmasını dilediğimiz bir yola girmiştir. Allah bu yolda Erdoğan’a ve bu yolda ona gerçekten destek veren temiz yol arkadaşlarına yardımcı olsun.
Bu temizlik buradan nereye kadar giderse gitsin biz milyonlarca insan her zaman olduğu gibi burada, Türkiye’nin yönünde, Erdoğan’ın savunduğu ilkelerin yanındayız. Ne dürüm edecek paramız var ne de ülkemizi bırakıp gitmeyi aklımızdan geçirecek kadar tefessüh etmiş insan tekleriyiz. Memlekete inanıyor, Erdoğan’a güveniyoruz. Hepsi budur.
ÇOK ZORUNLU BİR NOT: Afyon’da 9 kişiyi katleden o cani katile hapiste hayatının sonuna kadar vergilerimizle bakmak istemiyoruz. İdam yasak biliyoruz ama bu seferlik bir Meclis kararıyla yahut başka bir yöntemle o caniyi öldürseniz çok dua alırsınız. Lütfen bir yolunu bulun bunun.
Bu yorumu Spam olarak bildirdiniz. Talebiniz değerlendiriliyor.