Gündemimiz 29 Mart'taki yerel seçim süreci ile ilgili meşgul olurken Ankara'da 6 Mart'ta önemli bir toplantı gerçekleştirildi: Sivil toplumla diyalog toplantısı. Başmüzakereci Egemen Bağış'ın ilk icraatının sivil toplumu AB üyelik sürecine dahil etmesi önemli adımdır.
Türkiye'de sivil toplumun modern anlamda gelişmesi henüz çok yeni bir durum. Bu durum sivil toplumun karar alma süreçlerini etkileme gücünün henüz oturmuş demokrasilerde görüldüğü kadar güçlü olmamasını beraberinde getiriyor doğal olarak. Ancak hemen belirtmek gerekir ki bu sadece sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarının istenilen düzeyde olmamasından (kaynak yetersizliği, yetişmiş insan gücü gibi eksiklikler) kaynaklanmamaktadır. Ayrıca bu etki edememe hali Türkiye'de siyasi iktidarların sivil toplumun yarattığı katma değerin farkında olmamalarından kaynaklanmaktadır. Gündelik yaşamda varolan gerçek sorunlara gerçek çözüm önerileri sunan sivil toplum örgütleri aslında siyasetin hem işini kolaylaştırmak hem de yapısal olarak Türkiye'nin demokratikleşmesini sağlamak gibi önemli bir işleve sahip olabilirler. Ancak bunun en önemli yolu siyasi iktidarların sivil toplum ile istişare kanallarını daha etkin ve verimli hale getirmelerinden geçmektedir.
Siyasi iktidarların sivil toplumu karar alma süreçlerine dahil etmeleri için önümüzde inanılmaz bir fırsat yatmaktadır aslında. Bu fırsat AB müzakereleri sırasında hükümetin yapması zorunlu olan reformlar ve mevzuat değişiklikleri ile ilintilidir. Bugün AK Parti, AB uyum yasaları çerçevesinde herhangi bir konuda yapacağı değişikliği yada bir sorunun çözümü için atacağı adımı gerçekleştirirken sivil toplumun desteğini alarak, onları AB sürecine dahil ederek bir değişimi başlatabilir. Bu değişim Türkiye'nin AB'ye üye olması sonrasında da yerleşik bir siyasi kültür halini alacaktır şüphesiz. İşte bu nedenle Türkiye'de sivil toplumun siyasi olanı etkilemeye başlaması yani tam demokratik bir yapılanmaya geçiş süreci, AB müzakere süreçlerine sivil toplumu da entegre ederek, istişare kanallarını açık tutarak başlatılabilir. Zaten AB üye ülkelerinde sivil toplumun ülke yönetiminde ve sorunların çözümünde çok önemli bir katkısı var ve bu katkı çeşitli mekanizmalar aracılığı ile etkin bir şekilde yürütülmektedir. Bu yüzden de Türkiye'nin AB'ye üye olmasından sonra başlayacak olan bu siyaset yapma biçimine kendini hazırlaması gerekmektedir.
İşte bu minvalde Türkiye'de ilk defa önemli bir adım atılmış oldu. Gündemimiz 29 Mart'taki yerel seçim süreci ile ilgili meşgul olurken Ankara'da 6 Mart'ta önemli bir toplantı gerçekleştirildi: Sivil toplumla diyalog toplantısı. Hükümetin AB'ye üyelik sürecinde yavaşladığı eleştirilerinin had safhada olduğu bir dönemde hükümetin bu konuyu bakanlık düzeyinde yürütme kararı bir ilk adımdı. Bu göreve atanan Egemen Bağış'ın ilk icraatının da sivil toplumun önemini dikkate alarak AB'ye katılım sürecine sivil toplumu birer aktör olarak sürece katma gayreti de ikinci adım olarak önemli bir noktadır.
Toplantıya katılan 500 civarında sivil toplum kuruluşundan 1000'i aşkın katılımcı ve kanaat önderi görüşlerini, ihtiyaçlarını, yaşadıkları sorunları ve bu sorunlara karşı kendi geliştirdikleri çözüm önerilerini Devlet Bakanı ve AB Başmüzakerecisi görevini üstlenen Egemen Bağış'a ilk elden sunma fırsatı buldu. Gün boyunca yapılan konuşmalarda STK temsilcileri bu toplantının öneminin farkında olarak karar alma süreçlerinde ve AB uyum sürecinde kendilerinin birer aktör olarak karşılanmasını büyük bir memnuniyetle karşıladılar. Toplantı boyunca konuşan her STK'nın kendi alanında çok başarılı işler yaptığı, Avrupa'yı da aşan bir zihniyet içerisinde Türkiye'nin demokratikleşmesi ve sorunların çözümü yönünde önemli fikirler ürettiği ve bu fikirleri de kendi olanakları çerçevesinde projelendirdikleri AB ile ilgili yetkili olan herkes tarafından çok net bir şekilde gördü. Sivil toplum kuruluşlarının yarattığı değerlerin karşılığını bulması açısından bu açılım hem hükümetin AB yolunda sivil toplumun katılımını yeterince önemsemediğine karşılık bir değişim sinyalidir hem de Türkiye'de yeni bir siyaset yapma biçiminin farklılaşmasına katılımcı demokrasinin tam anlamıyla oluşturulmasının ilk sinyalleridir. Devletin ve siyasi partilerin sivil toplumu politika belirleme süreçlerine katılımlarını sağlamasına da vesile olması açısından önemlidir.
Ancak bütün bunlar için çok önemli bir algı var ki o da Türkiye'deki iktidarların sivil toplum kuruluşları söz konusu olduğunda sadece TÜSİAD, TOBB ve sendikalar algısıdır. Bu algı baştan beri hükümetin AB sürecinde ve daha birçok konuda eleştiri oklarının hedefi olmasını da beraberinde getirmiştir. Bu toplantı sayesinde hükümetin sivil topluma bakış açısında bir değişme olduğu ortaya çıktı. Toplantıda yerel veya ulusal birçok sivil toplum örgütü, bütçelerinin büyüklüğüne yada üye sayılarına göre değerlendirilmeden bu toplantıya davet edildi ve konuşma imkanı yakaladı.
Elbetteki süre olarak TOBB ve TÜSİAD'ın daha çok söz almış olmaları bu ilk adım için gözardı edilebilecek bir durumdu bana göre. Sivil toplumun siyasi iktidarlar nezdinde temel bir paradigma değişikliğinden söz etmek için henüz çok erken olsa da, ileriki süreçlerde AB sürecini yöneten Egemen Bağış'ın bu çabasının; sivil toplum ve siyaset arası kurulacak mekanizmalar ile daha verimli hale getirmesi adına bir başlangıç olmasını umuyoruz.






