Menü

Geri

EDİSYON   :

TRTRENENARARFRFRRURUURUR
38

Bildirimler

Bu da İngiltere'nin Paralel Yapı'sı...

Sinem Köseoğlu00:00, 10/05/2014, Cumartesi
Yeni Şafak
Bu da İngiltere'nin Paralel Yapı'sı...

İngiliz polisi belge karartmak, iş adamı ve gazetecilere belge satmakla suçlanırken Türkiye'de ise paralel polisler 2008-2011 yılları arasında işlenen Çeçen cinayetlerine dair belgeleri karartmakla suçlanıyor. Paralel yapının İngiltere'deki gibi ses ve görüntü kayıtlarını basına sattığı gibi bir konu söz konusu değil. Ancak Başbakan Erdoğan, ailesi ve diğer bazı bakanları konu alan ses kayıtlarının sosyal medyaya sızdırılmadan hemen önce paralel yapıya yakınlığı ile bilinen gazetecilere nasıl sızdırıldığı merak uyandıran noktalardan biri.

2013 yılına damgasını vuran '17 Aralık Operasyonu' Türk siyasetinde yeni bir milat oldu. 17 Aralık'ta emniyet ve yargının Erdoğan hükümetine yönelik darbe girişimi başarısızlıkla sonuçlanırken devletin kurumları içerisinde 'Cemaat' ortak paydası üzerinden şekillenen yapılanma da açık edildi. Devletin hatta halkın en mahremine kadar sızmış olan bu oluşumun binlerce kişiyi sözde terör örgütü adı altında dinlediği ortaya çıkınca tehlike zili çaldı. Türk siyasi literatürü, isim babası Başbakan Erdoğan olan yeni bir kavram kazandı: 'Paralel Yapı'.

AK Parti muhalifleri Erdoğan'ın 'paralel' diye isimlendirdiği yapıyı gerçekdışı bir propaganda aracı sayıp güledursunlar benzer bir yapılanma İngiltere'de de mevcut. Ocak ayı başında İngiliz polis teşkilatının (Scotland Yard) The Independent'a sızdırdığı Tiberus isimli rapor organize suç örgütlerinin güvenlik ve yargı sisteminin tamamına nüfuz ettiğini, adli, yargı ve emniyet süreçlerini nasıl manipüle ettiğini ortaya koydu.

BİR İNGİLİZ POLİSİYESİ: TİBERİUS OPERASYONU

Tom Harper imzalı haber İngiltere'nin paralel yapılanmasını gözler önüne serdi. Harper'ın yayınladığı 'Tiberius Operasyonu' isimli, 2002 yılında yazılmış rapor Scotland Yard'a bağlı Londra Emniyeti (MET) içindeki 'endemik' yolsuzluğu konu alıyordu.

Tiberius Operasyonu raporunda MET içerisinde yerleşik ve oldukça tehlikeli boyutlara varan bir yapının organize suç örgütleri ile işbirliği içerisinde olduğu, İngiltere Gelir ve Gümrük Dairesi, Kraliyet Kovuşturma Servisi, Londra Emniyeti, Cezaevi Genel Müdürlüğü ve jürilerden avukatlara dek uzanan adli yargı sisteminin tüm birimlerine sızdığı bilgileri yer aldı.

MET içerisinden üst düzey bir yöneticinin onayıyla yürütülen kapsamlı istihbarat çalışması emniyet mensuplarının tehdit ve rüşvet yoluyla jürilerin suçsuz hükmü vermelerini sağladıkları, İngiltere Gelir ve Gümrük İdaresi çalışanlarının ülkede ve yurt dışında yolsuzluk yaptığı ve mahkum başına 50 bin pound rüşvet karşılığında tutukluların serbest bırakıldığını ortaya çıkardı. Tiberius ismi verilen operasyon raporunda, teşkilat içindeki bu sızmanın emniyet ve yargının suç örgütleri ile mücadelesini zorlaştırdığı belirtildi.

'SUÇ ÖRGÜTLERİ DİLEDİĞİNDE MET'E SIZABİLİR...'

İstihbarat raporları, gizli tanık polisler, güvenlik birimlerinden alınan bilgiler, telefon ses kayıtları gibi verileri toplayarak gizlilik içinde çalışan Tiberius raportörleri raporun sonuna oldukça bağlayıcı bir cümle yazarak İngiliz paralel yapısının suç örgütleri ile temasına dikkat çekti: 'Suç örgütleri dilediğinde MET'e sızabilir... Daha fazla ne kadar zarar verebileceklerini tahmin edebilmek mümkün değil'.

Raporda, incelediği dönem itibariyle 42 polis memuru ve 19 eski detektifin de içerisinde olduğu 80 kişilik bir grubun yolsuzluğa bulaştığının belirlendiği ifade edilirken isnat edilen suçlar arasında uyuşturucu kaçakçılığı (eroin ithalatı), belge karartma, kara para aklama ve organize suç örgütleri ile beraber dolandırıcılık yapmak yer aldı.

POLİS İSTİHBARATI TİBERİUS RAPORU KARARTTI MI?

Tiberius raporunu yazanlar operasyonu yürüten SOCA'nın (Organize Suçlarla Mücadele Örgütü) operasyonun üzerinde çok da durmadığını belirtiyor. 2002 yılında yazılan bir raporun 2014 yılında bir gazeteciye sızdırılarak duyurulması, polis teşkilatında suçla mücadele edenlerin bazı şeylere güç yetiremediğinin kanıtı gibi. SOCA, 2006 yılında, Tony Blair'in iç işleri bakanlığı döneminde özellikle terör ve finansmanı, uyuşturucu ticareti, insan kaçakçılığı gibi organize suçlarla 'ciddi organize suç' tanımı içerisinde İngiltere dışında da mücadele etmeyi kolaylaştırmak amacıyla kuruldu. Buna rağmen SOCA'nın bu raporu yıllarca saklama ve ihmal nedeni olarak suçu aydınlatmaktan ziyade suça bulaşan polisleri kayırmak olduğuna dair yorumlar yapıldı.

PARALEL YAPILAR DİNLEMEYİ SEVER

İngiltere emniyet ve yargısı içindeki paralel yapılanmanın aslında herkesçe bilindiği, fakat somut bir girişim olmadığından şu zamana kadar açık edilemediği belirtiliyor. Ancak 2013 yılı Haziran ayında yine Independent gazetesi muhabiri Tom Harper tarafından 'Project Riverside' isimli bir rapor yayınlandı. 2008 yılında SOCA tarafından yazılan Project Riverside raporu ise telefon dinleme skandallarını ortaya koydu. İngiliz hukuk firmaları, telekom devleri ve sigorta şirketleri rakip şirketlerin bilgilerini çalmak ve satmak üzere MET içindeki paralel yapı üzerinden telefon dinlemeleri yaptığını ortaya çıkardı.

Özel dedektiflik şirketleri ile anlaşan bu kurumlar hukuksuz bir şekilde bankalardan, kamu kurumlarından kişisel bilgileri temin ediyor ve satıyordu. Bu sürece adı karışan en önemli kurumlardan biri British Telecom (BT) oldu. Özel dedektiflik şirketleri BT'den de faydalanarak birçok kişiyi dinledi. Bu dinlemeleri yaptıran kurumlar arasında dünyaca ünlü medya devi Rupert Murdoch'un sahip olduğu News of the World isimli bulvar gazetesi geliyor.

SUÇ ÖRGÜTLERİ VE MASONLAR

Network'u mason locaları üzerinden kurdular.

Raporlar, suç örgütleri ve polis arasında oluşan bu organik bağlantının Masonluk üzerinden kurulduğunu söylüyor. Kısaca, suç örgütleri mason locaları üzerinden emniyet ve yargı içinde suça karışmış memurlarla temas kuruyor, ya da mason locaları üzerinden bu kilit noktalara kendileri ile işbirliği içinde çalışabilecek memurları yerleştiriyor.

Independent'da haberi yapan Harper uzun zamandır masonların etkinliğine dair fikir sahibi olunduğunu ancak siyasi kurumlar ve medya tarafından bu varsayımın bir komplo teorisi olarak nitelendirildiğini belirtiyor. İlk büyük mason locasının 1717'de İngiltere'de kurulduğunu, üyelerinin kraliyet ailesi, soylu dükler ve lordlardan oluştuğu göz önüne alınırsa İngiltere'de mason olmanın bir ayrıcalık, statü sağladığını ve yaşamı kolaylaştırdığını söylemek pek de yanlış olmasa gerek.

MASONİK YAPILANMA BÜYÜK RİSK

Altı ay arayla yayınlanan 2002 ve 2008 yıllarına ait Tiberius ve Project Riverside raporları emniyet içindeki suç şebekesi ve masonik yapılanmanın büyük bir risk olarak tanımladı. Ancak mason MET mensuplarının hepsinin suça karışmadığı, özellikle mason olmayan polislerin mason yapılanmasından çokça şikayet ettikleri de iddialar arasında. Bunun duşunda gazete olarak birkaç ay önce telefonla görüştüğümüz Tom Harper ve başka kaynaklar da suç örgütlerini masonların özellikle kurmadığını, masonluğun yaygın olmasından ötürü bu sosyal network'ü kullanarak yapılandıklarını ve istismar ettiklerini belirtti.

'MASONSAN SÖYLE'

Söz konusu skandallar hakkında çok hassas olan İngiltere iç işleri Bakanı Theresa May ise, Londra polis teşkilatını suç şebekesinden arındırmak ve teşkilat içerisinde büyük bir reform yapabilmek amacıyla çalışmalara başladı. 1998 yılında dönemin iç işleri bakanı Liberal parti üyesi Jack Straw da masonların yargı ve emniyet içindeki nüfuzundan endişe ederek tüm polis ve savcının mason locasına üye ise bunu beyan etmesini emretti. Ancak İngiltere'deki 43 polis gücünün (teşkilatının)10'u dava açılır gerekçesiyle kararı uygulamadı ve yürürlüğe girmedi.

DEDEKTİF CİNAYETİ KİLİT

27 yıldır devam ediyor

Eski iç işleri bakanı Straw'u emniyet, yargı ve masonik bağlantılar konusunda harekete geçiren nedenlerden biri de 1987'de Sydenham'da gerçekleşen ve bugün bile hala aydınlanmamış olan bir cinayet. Southern Investigations'ın kurucularından dedektif Daniel Morgan ortağı Jonathan Rees'in MET içindeki 'yakın dostum' dediği polislerle kaçakçılıktan uyuşturucuya uzanan kirli ilişkiler içinde olduğunu fark etti. Basın Morgan'ın bildiklerini 40 bin Pound'a, Murdoch'un sahip olduğu News of the World gazetesine satmak üzereyken öldürüldüğünü yazdı. Morgan bir akşam bar çıkışında arabasının yanında ölü bulunmuştu.

27 YILDIR BİTMEYEN SORUŞTURMA

Morgan'ın davası için İngiltere hükümeti Morgan'ın polis tarafından öldürüldüğü iddialarını da göz önünde bulundurarak yeniden soruşturma emri verdi. Ancak telefonla görüştüğümüz Alaistar Morgan, Daniel Morgan'ın ağabeyi davanın 27 yıldır sonuçlanmadığını, en az 5 soruşturma açıldığını fakat kimsenin tutuklanmadığını ifade etti. Alaistar Morgan, Daniel'ı bir polisin öldürdüğünü, kimliğinin en baştan beri teşhis edildiğini ancak polis içindeki suç şebekesinin bunu örtbas ettiğini söyledi. Daniel'ın davasıyla ilgili birçok önemli kanıtın da yine polis tarafından yok edildiğini, davanın bu nedenle uzadığını iddia etti.

MET KURULDUĞUNDAN BERİ MASONLAR İÇERİDE

Alaistar Morgan Londra polis teşkilatı içerisinde suça karışan polislerin 'hepsinin' mason olduğunu belirtirken masonların İngiltere'nin yargı, ordu ve polis teşkilatı içinde olduğunu söyledi. Alaistar'ın anlattıklarına göre, MET'in kurulduğu 1739'dan bu yana masonların teşkilat içinde yer aldığı herkesçe biliniyor. İlginç bir şekilde büyük suç şebekesi liderlerinin de bir kısmı mason locasına bağlı. Ancak ülkenin en kıdemli masonu, Kraliçe Elizabet'in kuzeni Kent dükü Prens Edward ise ülkedeki tüm diğer masonlar gibi sessizliğini bozmamış, tüm bu yolsuzluk, çete, cinayet ve telekulak skandallarıyla ilgili açıklama yapmamış; mason localarının ismi raporda geçmesine rağmen.

TÜRK VE İNGİLİZ PARALELLER

Türkiye'deki ve İngiltere'deki devlet içi 'paralel' yapılanma bazı noktalarda birbirinden ayrılsa da birçok noktada 'paralellik' gösteriyor.

İki ülkedeki yapılanma da ağırlıklı olarak emniyet ve yargı içerisine yerleşik durumda. Örneğin Alaistar Morgan, İngiltere polisinin özellikle sendikaları üzerinden çok güçlü bir lobiye sahip olduklarını belirtiyor. Türk polis teşkilatının da yaptırım gücü kullanacak kadar ağırlıklarının olduğu özellikle 17 Aralık sürecinde kendini gösterdi. Bundan yaklaşık bir buçuk yıl önce ise emniyete yakın çevreler polisin son seçimlerde AK Parti'ye oy vermeme kararı aldığından bahsediyorlardı.

Bir diğer ortak özellik ise yardımlaşma ve sosyalleşme teması üzerinden network kurulması. İngiltere'de polisin çok sevilmediği, halkın ilişki kurmaya çekindiği bu neden izole olmamak için İngiliz polisinin mason localarına kaydolduğuna dair söylentiler mevcut. Ama bir emniyet ya da adliye mensubunun mason locasına üye olmadan işlerini yürütebilmesinin, yükselebilmesinin çok kolay olmadığı belirtiliyor. Masonluğun özellikle hayır ve yardım işleri arkasına gizlendiği iddia ediliyor.

Türkiye'deki kurumlara nüfuz eden paralel yapının da özellikle öğrencilere sağladığı burs imkânları, sosyal destek gibi konularda ağını genişlettiği, aidiyet duygusu yarattığı ve bu aidiyet üzerinden ilişkileri şekillendirdiği toplum içinde bilinir. Ancak tıpkı İngiltere'deki gibi bu konu dillendirilmez ya da dillendirmeye çekinilir.

İngiliz mason polislerin siyasetçilere çok yakın olduğu, siyasetçilerin mahremine dair bilgi ve belgelere sahip oldukları belirtiliyor. Buna sebep olarak ise her siyasetçinin korumalarının olması ve polislerin çoğunun mason olmasından kaynaklandığı söyleniyor. Bu nedenle siyasetçilerin polisten çokça çekindiği ifade ediliyor. Türkiye'de yaşanan son gelişmelere baktığımızda ise yine Cemaat mensubu polislerin siyasetçilerin mahremine kadar girdiği, hatta ellerindeki sesli veya görüntülü kayıtlar aracılığıyla siyasetçi üzerinde baskı kurulduğu iddiaları ortalıkta kol geziyor.

İki ülkede de işadamlarının telefon görüşmeleri dinleniyor. İngiltere'deki gibi özel dedektiflik büroları Türkiye'de yok ancak 17 Aralık sonrası patlayan 'kümülatif dinleme' skandalı sonrasında dinlemeler için özel büroların kurulduğu iddia edilmişti. Hatta Kuzey Irak'ta yatırım yapan Türk işadamlarının paralel yapı tarafından Kerkük'te kurulmuş özel bir üsten dinlendiği haberlere yansımıştı. Gülen Cemaati'nin masonlukla eş tutmak gibi bir niyet olmasa da İngiltere'de telekulak skandalına karışan polislerin çoğunun mason; Türkiye'deki dinleme skandalına karışan polisin çoğunun ise Gülen Cemaati mensubu olduğu yine ortak paydalardan biri.

Masonların 'kardeşlik', cemaatin ise 'gönül bağı üzerinden geliştirdiği ortak payda iki sosyal grubun mensuplarının tespit edilmesini zorlaştırıyor. İş hayatında iki grubun da forsu ve nüfuz alanı çok kuvvetli. İkisi de iş adamına saygınlık kazandıran nitelikte.

İngiliz polisi belge karartmak, iş adamı ve gazetecilere belge satmakla suçlanırken Türkiye'de ise paralel polisler 2008-2011 yılları arasında işlenen Çeçen cinayetlerine dair belgeleri karartmakla suçlanıyor. Paralel yapının İngiltere'deki gibi ses ve görüntü kayıtlarını basına sattığı gibi bir konu söz konusu değil. Ancak Başbakan Erdoğan, ailesi ve diğer bazı bakanları konu alan ses kayıtlarının sosyal medyaya sızdırılmadan hemen önce paralel yapıya yakınlığı ile bilinen gazetecilere nasıl sızdırıldığı merak uyandıran noktalardan biri.

Ayrıca 7 Şubat'ta 'MASAK'a göz dikmişler' başlıklı Yeni Şafak haberinde de bahsedilen Ekim 2012 tarihli rutin toplantı raporunda Emniyet teşkilatının İngiltere'deki SOCA benzeri bir yapı önerdiği, örnek aldığı görülüyor. Ancak SOCA, 2013 yazında patlayan dinleme skandalları sırasında bağımsız güvenlik kaynaklarına engel olma ve delilleri Londra Polis Teşkilatı ile parça parça paylaşmakla, yanlış yönlendirmekle itham edildi ve kapatıldı.

Yorumlar

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.

10 saniye sonra yönlendirileceksiniz...

10 saniye sonra yönlendirileceksiniz...