Çandar'a 2. sansür

Yeni Şafak
01:006/11/2000, Pazartesi
G: 17/05/2017, Çarşamba
Yeni Şafak
Arşiv
Arşiv

"SUÇ İTİRAFI" başlıklı yazısını Genelkurmay Başkanlığı'na hakaret içeren ifadeler taşıdığı gerekçesiyle yayınlamayan Sabah, Cengiz Çandar'ın dün kaleme aldığı 2. yazısını da sansürledi.




S P O T

Nazlı Ilıcak tarafından açıklanan 'Andıç'ta hedef gösterilen gazeteci Cengiz Çandar'ın Sabah gazetesinde ikinci yazısı da sansürlendi. Cengiz Çandar'ın kendisine uygulanan sansürü anlattığı ikinci yazısının da Sabah gazetesi tarafından yayınlanmadığı bildirildi.

Sabah gazetesi Cengiz Çandar'ın kalame aldığı "Suç itirafı" başlıklı yazısının Genelkurmay Başkanlığı'na hakaret içeren ifadeler taşıdığı gerekçesiyle yayınlamadı. Sabah, Çandar'ın dünkü köşesinde yayınlanması için kaleme aldığı ikinci yazıyı da sansürledi. Çandar'ın bu yazısında kendisine uygulanan sansürü anlattığı öğrenildi.

Sabah atmıyor, Çandar gitmiyor

Sabah gazetesi ile Cengiz Çandar arasında ortaya çıkan gerilimde her iki kanat ta adım atmamakta kararlı. Sabah gazetesinin Cengiz Çandar'ın yazılarına son vermeyeceği öğrenildi. Cengiz Çandar'ın da istifa etmemekte kararlı olduğu, Sabah'ın işine son vermesini beklediği belirtiliyor.

Göktürk,"Susurluk çapında skandal"

Sabah'ta Gülay Göktürk, 'Andıç'ı ele geçiren ve yayınlayan Nazlı Ilıcak'ı övdü. Göktürk yazısında şu satırlara yer verdi: "Türk demokrasisi Nazıl Ilıcak'a kocaman bir teşekkür borçlu. Minnacık bir kadın, hem de tek başına, Türkiye demokrasisine son yıllarda yapılmış en büyük hizmeti yaptı. Ilıcak tarafından gündeme getirilen "Andıç", herhangi bir hukuk devletinde, 8 şiddetinde deprem yaratacak bir belge. Bu belge bir grup devlet görevlisinin bazı partiler, bir grup siyasetçi, sivil toplum kuruluşu lideri ve gazeteciye karşı giriştikleri bir komplonun planı. Bu plan kısmen uygulanmış ve bugün açığa çıkmıştır. Şimdi, böyle bir belgenin varlığı kabul edildiğine göre, artık meselenin unutulması, üstüne gidilmemesi isteniyor. Ve hatta, inkar edilmeyip de kabul edilmiş olmasına şükretmemiz bekleniyor. Böyle bir şey mümkün değil. Bu olay, Susurluk çapında bir skandaldır. Bu, ABD'yi sarsan Watergate skandalından on kat büyük bir skandaldır. Ve hiç abartmadan iddia ediyorum ki, bu belge karşısında doğru tutum alınabilirse; Türkiye, demokrasi açısından tarihi bir dönüm noktası yaşayacaktır. Ben, doğru tutumu ilk başta Türk Silahlı Kuvvetleri'nden bekliyorum; umuyorum ve şiddetle arzu ediyorum. Türkiye'nin ikinci sınıf bir demokrasiyle globalleşen dünyanın varoşlarında yaşamaya mahkum olmasını istemediğine emin olduğum Türk Silahlı Kuvvetleri'nin; bu tarihi dönüm noktasında, kendi kendini de aşarak, doğru tutumu alacağına inanmak istiyorum. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin böyle bir belgenin varlığını doğrulaması, "kol kırılır yen içinde" mantığının belli ölçüde kırıldığını göstermesi bakımından olumlu bir gelişme. Ama yetmez. TSK, geçmişte kendi içinde yapılmış bir hatayı savunma refleksini yenmelidir. Kurumlar içinde kuralları ihlal edenler, hatta suç işleyenler hep olacaktır. Önemli olan, o kurumun kendini koruma refleksi içine girip hatayı savunmamasıdır. Böyle bir tutum, Türk Silahlı Kuvvetleri'ni yıpratmaz, tam tersine, kurumun toplum nezdindeki itibarı ve güvenirliği ancak böyle korunur. Doğru tutumu almasını beklediğimiz bir başka güç yürütme ve yasama organları. Hükümet üyeleri, siyasiler ve tek tek bütün milletvekilleri bilmelidir ki, bu olay geçiştirilerek hukuktan, demokrasiden, temiz toplumdan ve şeffaflıktan sözetmek, kendimizi aldatmaktan başka bir işe yaramaz. Ve eğer Meclis, böyle bir durumda ağırlığını koyma cesareti gösteremezse, bundan sonra koyacak bir ağırlığı da kalmaz. Aydınlık bir Türkiye için aylarca ışık karartan, temiz toplum için yeni bir mücadeleye hazırlanan sivil toplum kuruluşları; bu tür komplolar aydınlanmadan Türkiye'nin asla aydınlanamayacağını bilmelidirler. Ve eğer Türkiye'de hukukçular varsa, tam da bugün ortaya çıkmalı."

İŞTE SANSÜRLENEN YAZI

"Düşünce özgürlüğü" ve "ifade özgürlüğü"nün en somut görüntülerinden biri, ülkemizdeki köşe yazarlarının yazılarıdır. Köşe yazarları, bu özellikleriyle bir "kamusal kimlik" kazanırlar. Bu yüzden, onların "manevi patronları" okurlarıdır. Bir gazete ile köşe yazarı arasındaki "resmi mukavele", onu ve düşüncelerini okurları ile buluşturmak için söz konusudur. Gazeteler, ticari yönleri olmakla birlikte "ticari müesseseler" değildir. Haber, bilgi ve düşünce sunarlar. O nedenle, köşe yazarı-okur ilişkisi çok özeldir. Bu ilişki içinde bazı okurlar, bir gazeteyi, sırf, bir yazarın o günkü yazısını okumak için alırlar. Bazıları, güne, o yazarın yazdığını okuyarak başlarlar. Onun yazacağı günü merakla beklerler, ne yazmış olabileceğini merak ederler. Dün bu köşeye göz atanlar, herhalde sadece Türk değil, dünya basın tarihinde ilk kez ortaya çıkan bir örnekle karşılaşmışlardır. Bu köşede, benim yazımın niçin yayımlanmadığına ilişkin ve gerçeklerle ilgisi bulunmayan bir açıklama yer almıştır. Bir açıklamanın sınırlarının ötesine taşılmış ve "Türk Silahlı Kuvvetleri'ne hakaret içeren" bir yazı yazmış olduğum, bir "jurnal" niteliği taşıyan ifadelerle kamuoyuna yansıtılmıştır. Herhalde dünya basın tarihinde, kendi köşesinden, başına çorap örülmesi teşvik edilir biçimde dışarıya sunulan bir başka kişiyi bulmak mümkün değildir. Yayımlanmayan yazı, elektronik posta ve fakslarla, çağdaş teknolojinin imkanlarıyla öylesine yaygın bir biçimde yayımlanma ve okunma şansını edinmiştir ki, burada ne bir "suç"un, ne de "Türk Silahlı Kuvvetleri'ne hakaret"in asla bulunmadığı ortaya çıkmıştır. Zaten, beni okuyan ve bilen insanlar, açıklamada yer alan hiçbir hususun gerçekleri yansıtmadığını derhal anlamışlardır. Esasen, günboyu bir an bile susmayan telefonlarımdan, "açıklama"nın nasıl algılandığını öğrenmek fırsatım da oldu. Bana bildirilen, yazımın, "problemli" olduğu ve dolayısıyla, yayımlanamayacağı idi. Bunun üzerine, benim tepkim, hukukdışı bir tecavüze uğramış ve kişilik hakları zedelenmiş bir basın mensubu olarak, haklılığımızın ortaya çıktığı bir dönemde, hukukdışına çıktığı bizzat Genelkurmay açıklamasıyla kanıtlanmış bir emekli orgeneral ile saf tutularak; benim kendimi ve hukuku savunma hakkımın, kendi gazetemde, kendi köşemde elimden alınmasına rıza göstermeyeceğim oldu. "Bu yazı yayımlanmadığı takdirde, gelinen noktada, yazılı ve görsel medyada yayımının önüne geçilmesinin mümkün olmayacağı"nı da bildirdim. Ayrıca, grubun içine düştüğü malum sıkıntılı duruma, bir de "sansürcü" etiketi eklenmesinin yanlış olacağını ifade ettim. Bunun, o sıkıntılı durumla irtibatlandırılacak olmasından ötürü, bu yola başvurmamaları konusunda uyardım. Bu sözlerimin bir "şantaj" niteliğinde olduğu bana hatırlatıldığında, "Öyle algılıyorsanız, bunun sizin algılamanız olarak aktarılmasına bir şey diyemem" karşılığını verdim. Açıklamada, bunun dışında yer alan her iddia ve husus "hayal mahsulü"dür. Okurlarımın, neyin gerçek, neyin gerçek olmadığını ayırabilme yeteneklerinden hiçbir kuşkum yok. Özellikle, "Türk Silahlı Kuvvetleri'ne hakaret" gerçek dışı ve çok yakışıksız bir suçlamadır. TSK'ya ve bir kurum olarak Genelkurmay'a verdiğim önem ve değeri, gerek yayımlanmayan yazıda ve gerekse daha birkaç gün önce ekranlarda en açık biçimde dile getirmiş olduğum için, "açıklama"da yer alan bu "itham" açıklamanın "en talihsiz" satırları olarak kayda geçecektir. Olan-biteni, içinde yaşanılan gerilimli günlerin bir "gaflet anı" olarak görmek eğilimindeyim. İnsanlar, yazı işleri sorumluluğu taşırken, böyle hatalara düşebilirler. Bunu sorun yapmak niyetinde değilim. Okurlarımla buluşmaya ise devam niyetindeyim. Cengiz ÇANDAR --------------- imza ve tarih ---------------- --------------- imza ve tarih ---------------- Geri OKU

#Arşiv
#Yeni Şafak Arşiv