
Türkiye’nin çevre vizyonuna yeni bir kurum dahil oluyor. Çevre konusunda sorumluluk almak için yola çıkan Cemre Vakfı, meseleyi hem afetler hem de toplumsal dayanışma üzerinden ele alıyor. Vakıf, tanıtımını, doğanın uyanışını müjdeleyen; ilk cemrenin havaya düştüğü 20 Şubat’ta yapacak. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla Atatürk Kültür Merkezi’nde (AKM) düzenlenecek program öncesi, Vakfın Yönetim Kurulu Başkanı Furkan Gökgöz, Cemre Vakfı'nı Yeni Şafak’a anlattı.
İklim değişikliği ve afet riskleri, çevre politikalarında bireysel ve toplumsal sorumluluğun önemini artırıyor. Bu doğrultuda kurulan Cemre Vakfı, çevre bilincini kalıcı davranışlara dönüştürmeyi hedefleyen bir anlayışla çalışmalarını şekillendiriyor. Vakıf, çevreyi bütüncül bir alan olarak ele alırken gençleri ve gönüllülüğü sürecin merkezine yerleştiriyor. Türkiye’de çevre sorunlarının yalnızca projelerle çözülemeyeceğini savunan Cemre Vakfı, iklim krizine bilinç, saha çalışmaları ve gençlik odaklı bir modelle yaklaşmayı hedefliyor. Vakfın Yönetim Kurulu Başkanı Furkan Gökgöz, çevre mücadelesinde en büyük boşluğun nerede olduğunu ve bu alana neden girdiklerini Yeni Şafak için cevapladı.

“Cemre Vakfı hangi problemi çözecek?” sorusu aslında iddialı bir soru. Çünkü çevre meselesi yerel bir problem değil; küresel ölçekte bir mesele. Tek bir kurumun, tek bir ülkenin hatta tek bir kıtanın çözebileceği bir konu değil. İklim değişikliği, kuraklık, karbon salınımı, enerji tüketimi gibi başlıklar bütün dünyayı ilgilendiriyor.
Ancak burada önemli olan şu: Küresel bir sorunun çözümü bireysel bilinçten başlar. Türkiye’de çevre alanında en büyük boşluğun bilinç tarafında olduğunu düşünüyoruz. Uzun yıllar boyunca “30 yıl sonra havalar ısınacak”, “50 yıl sonra su krizi olacak” gibi ifadeler duyduk. Fakat artık o gelecek dediğimiz şey bugünün gerçeği oldu. İklim değişikliği artık teorik bir tartışma değil; kapımıza dayanmış hatta kapıdan içeri girmiş bir mesele.
Bu nedenle önce kendi ülkemizden başlayarak güçlü bir bilinçlendirme hareketi başlatmak istedik. Hedefimiz sadece proje üretmek değil; çevreyi bir etkinlik başlığı olmaktan çıkarıp bir hayat tarzı ve sorumluluk bilinci haline getirmek. Uluslararası platformlarda da yer alacağız, COP süreçlerinde bulunacağız; ancak temel yaklaşımımız şu: Değişim haneden başlar, gençlerden başlar.

Cemre düştüğü yeri ısıtır, canlandırır, bereketi müjdeler. Bizim mottomuz da “İçimize düşen çevre hareketi.” Bu bizim için sadece şiirsel bir ifade değil, bir yönelim.
Biz bu vakfın insanların içine öncelikle bir “sorumluluk” düşürmesini istiyoruz. Fakat bu sorumluluk korku üzerinden değil; umut üzerinden, iyilik üzerinden gelişmeli. Çevre meselesi insanları bunaltan bir gündem değil, onları harekete geçiren bir bilinç olmalı.
Biz hep şunu söylüyoruz: Sorun küresel ama çözüm bireysel. Hepimiz evimizden başlamalıyız. Suyu nasıl kullanıyoruz? Enerjiyi nasıl tüketiyoruz? Karbon salınımını bireysel olarak nasıl azaltabiliriz? Bu sorular bireyin kendi hayatında karşılık bulmalı. Eğer bu bilinç yerleşirse, alışkanlığa dönüşür, sorumluluk da kalıcı hale gelir.

Enerji, plastik, su, sıfır atık, şehircilik… Bunları birbirinden ayrı düşünmek mümkün değil. Enerji verimliliği de çevre bilincinden geçer, sıfır atık da plastikle mücadele de.
Biz bu alanların hepsini kırmızı çizgimiz olarak görüyoruz. Şu anda Enerji Bakanlığı ile birlikte yürüttüğümüz enerji verimliliği projeleri var. Sıfır atıkla ilgili kendi çalışmalarımız var. Deniz çayırları gibi son derece niş ama etkisi büyük bir projemiz var.
Örneğin deniz çayırları Amazon ormanları kadar karbon tutma kapasitesine sahip, ancak gözle görülmeyen bir alan. Marmara Denizi’nde 30 metrenin altında ciddi oksijensizlik söz konusu. Deniz çayırları azaldıkça deniz adeta nefes alamaz hale geliyor. Biz bu alanlarda ekim yaparak hem karbon tutulumunu artırmayı hem deniz canlılığını desteklemeyi hedefliyoruz.
Dolayısıyla bizim için “şuna dokunmadan olmaz” dediğimiz tek bir başlık yok. Biz çevreyi bütüncül bir alan olarak ele alıyoruz.

Biz kendimizi bir anlamda bir “sokak hareketi” olarak tanımlıyoruz. Gönüllülerimize “Cemre” diyoruz ve Cemreler sahada olacak. Vakıf senedinde burs imkânı yer alıyor ancak kısa vadeli planımızda önceliğimiz doğrudan bilinçlendirme ve sahaya dönük faaliyetler. Önce gençleri bilinçlendirmek, ardından bilinçlenen gençlerin çevresindekileri bilinçlendirmesini sağlamak istiyoruz.
Gençleri masa başında konumlandırmıyoruz. Onları sahada görmek istiyoruz. Arama kurtarma eğitimleri veriyoruz. Elazığ’da temel seviye arama kurtarma eğitimlerimiz tamamlandı ve ilk CAK (Cemre Arama Kurtarma) ekibimiz oluştu. Deprem öncesi bilinçlendirme, deprem anında arama kurtarma ve deprem sonrasında lojistik destek olmak üzere üç ayaklı bir modelimiz var.
Deniz çayırları projemizde üniversite öğrencilerine çağrı yapıyoruz. “Bu alana meraklıysanız gelin sizi dalgıç yapalım” diyoruz. Tek yıldızlı, iki yıldızlı sertifikalı dalgıçlar yetiştiriyoruz. Daha sonra o gönüllü gençlerle birlikte ekim çalışmalarına katılıyoruz. Aynı şekilde dağcılık, kürek, outdoor sporları gibi alanlarda gençleri hem eğitiyor hem çevre projelerine dahil ediyoruz.
Yani çevreye katkı sağlarken bireye yatırım yapıyoruz. Genç hem kendini geliştiriyor hem ülkesine katkı sunuyor.

Engin Altan Bey kamuoyunda daha çok tarih dizileriyle biliniyor. Oysa üç yıl boyunca dünya çapında bir su belgeseli çalışması yürüttü. Bu süreçte su krizi, küresel iklim değişikliği ve çevre meseleleri üzerine ciddi bir saha tecrübesi edindi. Kendisi çevre konusunda zaten duyarlı bir isim. Bir araya geldiğimizde de bu hassasiyetini çok net gördük. Özellikle su alanındaki çalışmaları nedeniyle mütevelli heyetimizde yer alıyor ve bu konuda vakfa güç katıyor.

Etki ölçümü çevre alanında çoğu zaman soyut kalabiliyor. Ancak biz bunu somut verilere dönüştürmek istiyoruz.
Örneğin enerji verimliliği konusunda haneden başlıyoruz. Önce bilinçlendirme yapıyoruz. Ardından enerji tasarrufu sağlayan aparatların nasıl kullanılacağını anlatıyoruz. Sonra şunu soruyoruz: Bir önceki ay ne kadar elektrik tüketildi, bilinçlendirme sonrasında ne kadar tüketildi? Su tüketimi ne kadar değişti?
Somut çıktı üretmek istiyoruz. Hane bazlı enerji ve su tasarrufu verilerini ölçerek ilerleyeceğiz. Bu etki suya atılan bir taş gibi dalga dalga yayılacak. Komşusunun tasarruf ettiğini gören diğer komşu da aynı yöntemi uygulayacak.
Biz değişimin önce haneden başlayacağına, sonra ülkeye, ardından küresel ölçekte yayılacağına inanıyoruz.









