Aile işlerini tercih ediyorum

Sevda Dursun
Sevda Dursun
04:0012/06/2025, Perşembe
G: 12/06/2025, Perşembe
Yeni Şafak
Cüneyt İnay
Cüneyt İnay

Geniş Aile dizisiyle tanınan senarist ve yönetmen Cüneyt İnay, mizah yazarlığını ve sektörde yaşananları anlattı. Şimdilerde TRT tabii’de yayınlanan Kız Babası dizisini de yazıp yöneten İnay, temelde aile işlerini tercih ettiğini söyledi.

Geniş Aile dizisiyle gönülleri fetheden, Kalk Gidelim, Yerden Yüksek, Evlat Olsa Sevilmez gibi başarılı dizilerin senaristi Cüneyt İnay, TRT tabii’de yayınlanan Kız Babası dizisinin de senaristliğini ve yönetmenliğini yaptı. İlkokuldan mizah yazarlığına gelene kadar birçok meslek dalında faaliyet gösteren yazar, Kemik, Fermuar, Penguan gibi mizah dergileriyle bu alanı keşfetti. Mizahseverler de onu keşfetti. Derken Geniş Aile ile komedi dilini üst seviyelere taşıyarak mizah alanında çıtayı yükseltti. Aileye hitap eden dizi ve filmleriyle geniş kitlelere hitap eden İnay’la sanat hayatı ve sektör sorunları üzerine konuştuk.

Geniş Aile dizisiyle ortaya koyduğunuz mizahi dil, komedi çıtasını üst seviyelere taşıdı ve çok sevildi. Bunu nasıl yakalayabildiniz?

Temelde mizah yazarıyım. Yani mizah dergilerinde espri bulan kişiydim. Sonradan senarist ve yönetmen oldum. Yazarken çok özgürdüm o zamanlar. Pek karışılmıyordu. Tabii bunda reytingin de etkisi büyük, Geniş Aile ile çok yüksek reytinglere ulaştım, çok reyting demek özgürlük demek. Bu özgürlüğü yıllar sonra Kız Babası dizisiyle de yakaladım. Hep “TRT daha çok sınır koyar” gibi bir algı var, ama gerçekte öyle bir şey yok, aksine TRT, Türkçeye katma değer sağlayan tüm senaristlere alan verir. Devlet kanalı olduğu için bazı çizgileri var ama o yeni bir şey değil, kurulduğundan beri var.

HİKAYE VE SENARYOYA ÖNEM VERİLMİYOR

Sinema ve dizi sektörünün hikâye sıkıntısı yaşadığı söyleniyor. Size göre hikâye bulmak mı, bulduğunuz hikâyeyi çekecek, yayınlatacak mecra bulmak mı zor?

Hikâye çok. Ama şu an sektörde hikâyeye ve senaryoya önem veren kanal, platform ve yapımcı azınlığa düştü. Temel iki trend var: Birincisi jön ve jöndam bulup onlara uygun işler yazdırmak, ikincisi ise aile dejenerasyonunun bol olduğu dramalar. Bu ikisinin de yurt dışı satışı var o yüzden fabrikasyona döndü. Kesinlikle ülkemizde tercih edilmiyor, çünkü bu tip diziler senede 30–40 tane çekiliyor, 2 ya da 3’ü yayın hayatına devam ediyor. Diğer orijinal hikayeler de çekmeceye atılıyor, haliyle senaristler de para kazanmak için orijinal hikayeler yerine buralara direksiyon kırıyor.

Geniş Aile’yi kendi ailenizden, çocukluk ve ergenlik arkadaşlarınızdan esinlenerek oluşturduğunuzu söylüyorsunuz. Ama tabii gerçek hayattaki karşılıklarının o kadar komik olmadığını da söylüyorsunuz. Peki bu kadar sahici olmalarını neye bağlıyorsunuz?

Evet hemen hepsinin hayatı trajik. Benim süzgecimden geçince komik oluyor. Gerçeğe yakın olmalarının sebebi ise ilk soruda söylediğim gibi özgürlük. Günlük hayatta göreceğimiz olayları büyütüp bölüm hikâyesi yapıyordum. Geniş Aile her ne kadar absürt olsa da imkânsız absürt değildi. Yani gerçek hayatta olması muhtemel ama düşük ihtimal olan doneler kurdum hep.

ABD KANALLARINDA AİLE DİZİSİ DEVLET POLİTİKASI

Küfürsüz de güldürülür, hem de ailecek güldürülür anlayışı da Geniş Aile sayesinde yaygınlaştı. Küfürsüz mizah zor mu yoksa neden diğeri tercih ediliyor?

Geniş Aile’de küfür olamaz zaten, çünkü Prime Time’da yayınlanıyordu. Küfür etkisi yaratan şeyler de yazıyordum. Burada ayrım küfürlü küfürsüz değil de komik mi değil mi olmalı. Son zamanlarda moda olan çok fazla küfür ederek insanları cringe edip güldürmeyi hedefleyen mizah anlayışını sevmiyorum. Temelde aile işlerini tercih ediyorum. Birçok ülkede bu devlet politikası. ABD’nin TV kanallarının hepsinde mutlaka en az 1-2 aile dizisi olur. Kanallar özel bile olsa bu orada devletin net politikası.

HIZLI YAZIP HIZLI ÇEKİYORUM

Yönetmenlik deneyiminizle senaristlik deneyimini kıyaslayabilir misiniz? Kendi yazdığınızı mı yönetmek istersiniz? Hangisi daha çok sizi yansıtıyor?

Benim için yazmak da yönetmek de kolay. Hızlı ve pratik yazdığım gibi aynı pratiklikle çekiyorum. Şimdiye kadar hep kendi yazdığım işleri çektim ama tabii başkalarının yazdığı hatta başka türlerde olan senaryoları da çekmek isterim. Yönetmenliğe geçişimde ise senaryolarımın başka yönetmenlerin elinde olmasını istemememin etkisi var. Bu konuda kendimi çok geliştirdim, özellikle masada yani senaryoda aklıma gelemeyen espri sette gelebiliyor ya da pekiştirilecek duyguyu kaçırmıyorum üstüne basabiliyorum.

KIZ BABASI KULAKTAN KULAĞA YAYILIYOR

TRT tabii’de yayınlanan Kız Babası dizisini hep yazıp hem yönettiniz. Bir mafya babasının kızı olduğunu duyduktan sonraki dönüşümü anlatıyorsunuz. Hikâye nasıl ortaya çıktı?

Hikâyenin fikri, yapımcımız Mustafa Burak Doğu’dan çıktı. Bir gün beni ofisine davet etti, tanıştık ve “Böyle bir fikir var, ancak senin kaleminle yürür, ne dersin?” dedi. Fikri çok sevdim ve kabul ettim. Uzun bir yazım sürecinden sonra yine Mustafa, “Hocam bunu kesin senin çekmen lazım, yoksa yazdığın bazı espriler güme gider” dedi. Ona da tamam dedim ve çektim. Dizi yayına girdi ve çok iyi tepkiler aldı, hemen üstüne sosyal medyada editler yapıldı, diziyi önce yanlış anlayıp sonra izleyip beğenen çok oldu. Şu an Kız Babası kulaktan kulağa yayılarak yürüyor. İyi gidiyor, mutluyuz.

SİYASİ GÖRÜŞÜNE GÖRE SINIFLANDIRILIYORSUN

Son zamanlarda menajer ve yapımcıların tekelleşmesi çok konuşuldu. Senarist ve yönetmenler arasında da bu tür tekelleşme var mı? Varsa ne şekilde yaşanıyor?

Sadece tekelleşme değil siz–biz olayı da var. Sektörde herkes siyasi görüşüne göre sınıflandırılmaya başladı. Ben sektöre başladığımda bu kadar keskin bir ayrışma yoktu. Özellikle bizim sektörde bu ayrışma Hendek-Barikat Kalkışması’yla başladı, 15 Temmuz darbe girişimi ile zirveye ulaştı. Sektör ortadan ikiye bölündü. Eskiden de illaki bizim sektörde ayrışmalar olmuştur, ama belli ki 90’lardan beri yoktu. Ayşe Barım bu olaylar öncesinde bir numaralı menajer değildi, buradan iyi faydalandı ve siz–biz olaylarını harlayıp büyüttü. Büyüdükçe manevra alanını genişletti, çok güçlü ve dokunulmaz olduğunu düşündü ama kontrolü kaybettiği noktada zaten tutuklandı.

PARASI OLAN YAPIMCI KAZANIYOR

Yapımcı tarafında nasıl yürüyor işler?

Özellikle televizyon-larda birçok işin aynı yapımcıya gitmesinin sebebi var. Yurtdışı satışı bir etken. Diğer etken ise kanalların ödeme vadeleri 2 ay. Yani bir diziyi sattığınız anda ilk ödeme 2 ay sonra geliyor. İki ay iş tutarsa 8 bölüm demek. Her yapımcı 8 bölümü kendi cebinden çekecek maddi güce sahip değil. Bu yüzden işler hep parası olan yapımcılara gidiyor. Bu sistem küçük ya da orta ölçekli bir yapımcının televizyonda Prime Time’a dizi yapmasını imkânsız kılıyor.



#Aktüel
#Toplum
#Geniş Aile
#Dizi
#Film