Derviş Zaim'in son filmi Cenneti Beklerken, geleneksel sanatımızdan yoğun olarak faydalanıyor. Zaim, benimsediği düsturu şöyle özetliyor: Film, izleyene keyif verirken, insan zekasına da hürmetli olmalı
Tabutta Rövaşata, Filler ve Çimen ile Çamur adlı uzun metrajlı dramaların yönetmeni Derviş Zaim'in son filmi Cenneti Beklerken, geçtiğimiz günlerde vizyona girdi. Geçmişin diliyle bugünü anlatan filmde medeniyetler çatışması var. Velasquez'in ünlü 'Las Meninas'ı da var minyatür de. Hatta ikisi aynı tablodalar. Suret ile hayal arasından kalan Eflatun ve aslında Platon var. 17. yüzyıl Osmanlı'sında taht kavgalarının yaşandığı bir dönemde, isyan çıkaran şehzade Danyal'ın son
resmini yapmakla görevlendirilen bir nakkaşın hikayesini anlatan film, geleneksel sanatımızdan yoğun olarak faydalanması yönüyle dikkat çekiyor. Yönetmen Derviş Zaim, bu tercihin bilinçli olduğunu, zengin kültürümüzün sinemamızdaki açılım için imkan sağlayacağını söylüyor. Türk sinemasında omurga probleminin olduğuna işaret eden yönetmen, kültür zenginliğinin yansıdığı, keyif veren ve zekaya hürmet eden filmler yapmak istediğinin altını çiziyor.
Hayatta bir çok şeyin birbiriyle bağlantısı var. Bir çok olay, oluşum, yaşantı birbirini tetikleyerek ortaya çıkıyor. Dolayısıyla senaryo tarihe dair böyle bir yaklaşımı sunarken dürüst olabilmek için bazı hususlara değinmek ama bunları yine o denge içerisinde ele almak zorundaydı. Senaryonun bence önemli başarılarından bir tanesi de bu. Bunlara değiniyor ve saydığınız ögeleri birarada bulunduruyor olması.
"Daha zengin nasıl yaşayabiliriz" sorusunu sormaya çalıştım kendime. Bütün ard sorular da bunun sonucunda ortaya çıkan sorulardır. Ben bu filmi arkaik bir film olarak yapmış olsaydım o dönemde nasıl yaşandığını anlatmam için ya belgesel ya da bir canlandırma yapmam gerekirdi. Böyle bir şey yok. "Cenneti Beklerken", bugünün problemlerini tartışmak için bir araç. Ama tabii bana estetik olarak yeni bir dil deneme imkanı sağladı. Sadece araç olarak tanımlarsam haksızlık etmiş olurum bu filme. Ama bugünün meselelerini ele almam için ideal bir platform sağladı bana. Bu meseleler arasında iktidar, birey ve iktidar arasındaki ilişkiler, bizim kültüre ve medeniyete dair kendimize sorduğumuz sorular var.
Bir noktada bunların birbirine yaklaştıkları durumlar söz konusu olabilir mi? Filmin içerisinde zaten Doğu ve Batı resminin birbiriyle çakıştığı, birbirine teğet geçtiği sahnelerden birini bulabilmek benim zaten bu tavrımı göseterecektir. Las Meninas'ın içine minyatürü bu nedenle koyduğumu rahatlıkla söyleyebilirim. Her iki resim de aslında bir noktada birbirileriyle çakışabiliyor.
Nakkaş bu dünyadan hareket ederek başka bir dünyayı ortaya çıkarmaya çalışır. "Minyatür sanatının da böyle yorumlanması mümkündür" diye görüşler var. Eflatun'da, Platon'a gönderme yapacak şekilde isim seçimiyle işaret etmeye çalıştım.
Ben rüyalarımı film yaparak gerçekleştirmeye çalışıyorum. Cenneti Beklerken'i yapmaktı benim rüyam. Yaptım ve bu filmi seyirci ile izlediğim zaman çok mutlu oldum bir rüyanın gerçekleştiğini gördüm. Şu anda bu haleti ruhiye içindeyim.
Bundan sonra da bu kültür ve coğrafyadan kaynaklanan bir takım yaşantıların, kültür öğelerinin sinema diline nasıl tercüme edileceği meselesi üzerine eğilmeye devam edeceğim. Bu aslında bizim çoktan yapmamız gereken bir şey sinema olarak. Bu ülkenin sinemasının bir omurga problemi olduğunu düşünüyorum. Estetik açıdan felsefi ve ahlaki açıdan bir omurga problemi var. Bu anlamda kültüre ve tarihe yeni açılımlar sağlayabilir. Bu minvalde bir kaç iş daha yapmayı düşünüyorum.
Bu ülkenin kendi tarihi ve kültürü ile yüzleşmesi gerektiğini ve bunu alıp başka mecralarda zengin halleriyle kullanması gerektiğine samimi biçimde inanıyorum. Çin sineması atılıma geçiyor, İran sineması atılıma geçiyor... Çin sinemasını incelediğimde o insanların kendi kültürleri içinden bir estetik ortaya çıkardıklarını ve ülkemizin de böyle bir açılım için oldukça zengin olduğunu fark ettim. Ama bunu yaparken insanların keyif almasını da sağlamam gerekli. İnsanlara izlerken keyif veren ve aynı zamanda insanların zekalarına hürmet eden yapıtlar vermenin en doğru şey olduğunu düşünüyorum. Cenneti Beklerken'de bunu gerçekleştirmeye çalıştım.
Cenneti Beklerken bana bildiğim bir şeyi yeniden hatırlattı: Hayat mucizelere gebedir. Bu güne kadar Cenneti Beklerken Kars'ta bir festivalde gösterildi, Konya'da öğrencilere gösterildi. Bir de hepishanede tutuklular gördü bu filmi ve bir çok söyleşi yaptık. Hapishaneye giderken adi mahkumların yanına gidiyorduk. Oraya giderken bu insanların söyleşide bizlere ne sorabileceğine dair bir fikrim vardı. Buradan kültür düzeyi yüksek sorular beklemenin gerçekçi olamayacağını düşünüyordum. Fakat bana orada hiç bir üniversitede rastlamadığım teknik bir soru geldi. Yani hayat varsayımlarla gitmiyor, mucizelere gebe.






