
İtibar görmek için yaşın ön plana çıktığı, çocukların eşya muamelesi gördüğü, hatta geçim derdiyle öldürüldüğü bir ortamda Hz. Peygamber (sav) çocuklara gösterdiği eşsiz şefkat ve sevgiyle Cahiliyenin toplumsal değerlerini alt üst etmişti. Çocukların da Peygamberi olan Hz. Muhammed'i Derin Tarih'ten Adem Apak anlattı.
Aile efradına karşı Peygamber’den (sav) daha müşfik olan hiç kimseyi görmedim. Oğlu İbrahim’in Medine’nin kenar mahallerinde oturan bir sütannesi vardı. Sütannenin kocası bir demirciydi. Beraberinde biz de olduğumuz halde Hz. Peygamber oraya giderdi. Varınca demircinin dumanla kaplı evine girer, çocuğu kucaklar, öper, koklar ve bir müddet sonra dönerdi. Bunu yaptığı zaman da kendisi Arap Yarımadası’nın hemen tamamını kaplayan ve Bizans İmparatorluğu’nun güney sınırlarına uzanan Medine devletinin tartışmasız yöneticisiydi.”
Onlarla ilişkileri maddî ve geçici duygulara değil, derin bir sevgiye dayanıyordu. En küçük ve kendisinden sonra yaşayan tek çocuğu Hz. Fatıma’ya hürmetine bir bakın:
- Ebu Davud’un Sünen’de aktardığı bilgiye göre Hz. Peygamber onu görünce sevinir, kendisini ayakta karşılar, elini tutarak yanaklarından öper, iltifat edip yanına veya kendi yerine oturturdu. Babası kendi evine gelince Hz. Fatıma da onu aynı şekilde karşılayıp ağırlardı. Yolculuğa çıkarken veya sefere giderken aile fertlerinden en son Fatıma ile vedalaşır, seferden dönünce de ilk onunla görüşür, sonra eşlerinin yanına giderdi. Kadınlardan en çok Fatıma’yı, erkeklerden de Ali’yi sevdiğini ifade etmiştir.
Resulullah’ın kölesi Zeyd ile muhabbeti de onun çocuk sevgisini göstermesi açısından dikkat çeker. Sonradan azat edip evlat edindiği Zeyd’in babası ve amcası onu geri almak için geldiklerinde Resulullah kararı Zeyd’e bırakmıştı. Zeyd, o kadar Hz. Peygamber’in muhabbetiyle doluydu ki, babası ve amcasıyla beraber gitmeyi reddetti. Amcası Cebele bu hadiseyi şöyle dile getirir:
- “Resulullah’a geldim ve ey Allah’ın Resulü, kardeşimin oğlunu benimle beraber gönder, dedim. Resulullah, “O burada, seninle gitmek isterse kendisini alıkoyacak değilim”, dedi. Fakat Zeyd, “Ey Allah’ın Resulü, sana hiç kimseyi tercih etmem”, deyince, onun düşüncesini benimkinden daha iyi buldum” (Tirmizî, Menakıb, 40).
Bir başka rivayete göre Resulullah mescitte insanlara hitap ederken torunları Hasan ve Hüseyin gömlekleri içinde düşe kalka yanlarına geldiler. Resul-i Ekrem minberden indi, onları kaldırdı, ardından da şöyle buyurdu:
“Allah u Teâlâ malınız ve evlatlarınız birer fitnedir, diyerek hakikati buyurmuştur. Şu iki çocuğun düşe kalka yürüyüşlerine baktım ve vaazımı kesip onları yukarı almaktan kendimi alıkoyamadım.”
Resullah’ın sevgili torunlarıyla sık sık oynayıp gönüllerini hoş ettiği de bilinir. İbn Abbas’ın rivayetine göre Hz. Peygamber, Hasan’ı omuzlarında taşırken sahabeden biri Hasan’a, “Bindiğin ne güzel binektir” dediğinde Hz. Peygamber “Ve sürücüsü ne güzel sürücü” cevabını vermiştir.
Görüldüğü gibi Allah’ın elçisi yorucu ve çileli hayatında çocuklarını ve torunlarını ihmal etmek bir yana, onlarla yakından ilgilendi, canları yandığında acılarını yüreğinde hissetti. Yeri geldi, onlarla çocuk oldu, oyunlar oynadı. Neşeleriyle neşe buldu, acılarıyla kederlendi.Fakat Hz. Peygamber’inbüyüklüğü, alelâde kimselerin yaptığının aksine, bu dünyanın geçici hadiseleri karşısında kontrolünü kaybetmemesi, evlatlarının dertleriyle dünyaya meyletmekten sakınması, zihnini ve kalbini mükemmel bir denge durumunda muhafaza etmesinden gelir.






