Sokrat''ın muhteşem bir sözü vardır: ''Kimse bile bile bir kötülüğü yapmaz'' der. Bilgi felsefesi açısından bunun anlamı şudur. Zorunlu düzeydeki bir bilgi imana dönüşür. İnsan onun aksine hareket edemez. Ateşin yaktığını bilmemiz zorunlu bir bilgidir. Bu sebeple kimse elini ateşe sokmaz. Sigara içmek zararlıdır diyerek sigaraya devam eden birisi onun zararını zorunlu bilgi düzeyinde anlamış değildir. O sadece duyup ihtimal verdiği bir şeyi söylüyor, hepsi o kadar.
Bu açıdan bendeniz Allah Rasulü''nün bir hadisi şerifini çok anlamlı bulurum:
''Zina eden, zina ederken mümin olarak zina etmez. Hırsızlık yapan yaparken mümin olarak hırsızlık yapmaz, içki içen içerken mümin olarak içmez''. Sanırım bunlar sadece birer örnektir. Aslında bütün günahlar böyledir. Bir günahın günah ve kötü bir şey olduğunu zorunlu bilgi, yani iman düzeyinde bilen birisi onu yapamaz. En azından yaptığı anda başka duyguların etkisiyle bu bilgi, dolayısıyla iman çıkıp gitmiştir ve günahı mümin olarak yapmamıştır. Sonra Abdullah bin Abbas''ın ifadesiyle, aklı başına geldiğinde kararını verirse iman tekrar avdet edebilir.
Hadisi şerifi, ''İmanı hiç yoktur değil de, böyle bir iman kâmil bir iman değildir'' diye anlasanız da netice değişmez.
Buna göre ameli imandan bir cüz sayan Eş''arîlerin bu görüşü de çok anlamdır. İmanımız kadar amelimiz var demektir.
***
İkinci Cahiliye
Allah Rasulü''nün hayatında başlıca iki farklı dönem vardı: Mekke ve Medine dönemleri. Mekke döneminin bu güne benzeyen çok yönü var… Faiz, açıklık saçıklık, haksızlıklar, içki vb... Şu anda toplumumuzda yaşanan hayat da büyük ölçüde böyle bir cahiliye dönemidir.
Kur''an-ı Kerim kadınlara: ''ilk cahiliye dönemi gibi açılıp saçılmayın'' der... Neden ilk cahiliye denmiş? Demek ki cahiliye dönemi tekrarlanacak da ondan… Bu gün en gelişmiş ülkelerden olan Çin''de devlet, çocuk sayısını sınırlamış, bire indirmiş… Herkes bu bir çocuğunun erkek olmasını istiyor. Kadınlar, gebe kaldıkları çocuk kız ise doğmadan aldırıyorlar, yani öldürüyor. Erkek sayısı artıyor, denge bozuluyor.
Geçen yıllarda Hindistan Aile Bakanı resmen açıklama yaptıydı; ''yılda 25 milyon çocuk sırf kız olduğu için öldürülüyor'' diye. Şimdi bunun cahiliyeden farkı var mı? Bu örnekleri her alana yayın, modern toplumda ne cahiliyeler göreceksiniz.
***
Hamd ile Tespih Etmek Ne Demektir?
Kur''an-ı Kerim''de ve Allah Rasulü''nün hadisi şeriflerinde pekçok yerde ''Allah''ı hamd ile tespih edin'' ifadesi kullanılır. Tespih belli, hamd da belli diyebilirsiniz, peki hamd ile tespih ne demek?
Aslında bunların her birerleri belli olsa, ikisinin birden oluşturduğu terkip de belli olur.
Tespih, Arapça''de ''yüzme'' anlamındaki sibaha kelimesinden gelir. Nasıl yüzerken iki elinizle önünüzü açar ve suyu yanlara ve arkaya verirseniz, Allah''ı tespih etmek de O''nun hakkındaki yanlış bilgileri ve kanaatleri, şirk anlamına gelen yakıştırmaları itip uzaklaştırma demektir. Burada aslında temizlenen ve ayıklanan Allah değildir, O''nun buna ihtiyacı yoktur. Ayıklanan bozuk kanaatlerdir, bizim kanaatlerimizdir.
Hamd ise bütün güzelliklerin ve nimetlerin Allah''tan olduğunu teslim etmektir. Size birisi vasıtasıyla gelen iyiliğin bile, izini sürseniz başlangıçta Allah''tan olduğunu görürsünüz. O halde iyiliği yapana teşekkür edersiniz ama bu güzelliği onun vasıtasıyla size ulaştıran Allah''a da hamd edersiniz.
O halde tespih ile hamd, hem bozuk akideleri süpürüp Allah''ı kendi esmasıyla tanımak, hem de bütün iyiliklerin O''ndan olduğunu bilip bunu dile getirmektir. Yani bir yönü Allah''a yükselen bir akide temizliği, bir yönü de bütün nimetlerin O''ndan olduğunun itirafı. Ya da O yanlış yakıştırmalardan münezzehtir ve bütün nimetlerin de sahibidir. Belki birincisine tevhid-i uluhiyyet, ikincisine de tevhidi rububiyyet denebilir. İşte ''sübhanellahi ve bi-hamdihi'' böyle sihirli bir cümledir. Allah''ı tespih edin ama hamdı da bundan ayırmayın ki, Allah hakkındaki bilginiz tamamlanmış olsun. O''nu, sadece şirk ihsas eden yakıştırmalardan münezzeh kılmak yetmez, yararlandığınız her şeyin var edeni olduğunu da itiraf etmelisiniz ki, hamd ile tespih etmiş olasınız.
Onun için Allah Rasulü buyurmuş: ''Dile çok kolay, Mizanda çok ağır ve Rahman''ın da çok hoşuna giden iki cümlecik: Sübhanellahi ve bi-hamdihi sübhanellahı''l Azîm''. Buhari bunu Sahihinin son hadisi şerifi olarak vermiştir.
Bu yorumu Spam olarak bildirdiniz. Talebiniz değerlendiriliyor.