Amerikan Kongre seçimlerinde ortaya çıkan tablo, ilk çıktığında siyasal dışlanmışlıktan mustarip alt ve orta sınıfların sosyoekonomik krizleriyle birlikte sonu gelmeyen savaşları bitirmeyi vadeden Trumpçılığın halkın önceliklerinden kopmasının ağır biçimde cezalandırıldığını gösteriyor. 2008 ekonomik krizi ve Irak savaşının mirasına itiraz eden, istihdamın deniz aşırı ülkelere taşınmasına karşı çıkan, sınır güvenliğini sağlama sözü veren Trumpçı siyasetin gelinen noktada Trump ailesinin ve etrafındaki milyarder elitlerin çıkarlarını öncelediği algısı, hayat pahalılığıyla mücadele eden Amerikan halkının ağır tepkisini çekmiş görünüyor. Ara seçimlerde iktidarın oy kaybetmesi normal karşılanır ve bu sefer de öyle olması bekleniyordu ancak 3 Kasım seçimlerinde ülke genelindeki bütün seçmen gruplarının Cumhuriyetçilerden uzaklaşarak Demokratlara yönelmesi ülkenin genelindeki hayal kırıklığının ve kızgınlığın ne kadar derinleştiğini gösterdi.
CUMHURİYETÇİ HEZİMETİN ANATOMİSİ
Başkan Trump pusulada kendi isminin olmadığını ve olsaydı farklı olabileceğini söyleyerek beklendiği üzere mağlubiyetin sorumluluğunu üzerine almadı. Bu teknik olarak doğru sayılabilir ancak siyasi olarak halkın bütün kesimlerinin Cumhuriyetçilerden uzaklaşması, Trumpçı siyasetin ülke genelinde başarısız olduğunu ve Trump’ın istediklerini yapan Cumhuriyetçilerin cezalandırıldığını gösteriyor. Trump’ın 2024 seçim zaferi, popülist hareketlerin saman alevi gibi geçici olabileceğini düşünenler için kısmen sürpriz olmuştu ancak Biden/Harris yönetiminin İsrail’in soykırımındaki tavrı kritik rol oynamıştı. Trump’ın ikinci zaferi öncesinde verdiği enflasyonla mücadele ve bitmeyen savaşları bitirme sözlerini yerine getirememesi ve daha da önemlisi bunları önemsemediği algısı 2026 seçimlerindeki hezimetin en önemli dinamiği oldu.
Ekonomik sorunların Biden döneminden kaldığı ve Ukrayna savaşının dolaylı sonucu olduğu gibi tezlerin 2025 yılı içerisinde alıcısı vardı. Ancak 2025 Haziran ayında Trump’ın İran’a askeri müdahalesi özellikle Cumhuriyetçiler arasında İsrail meselesinin çok daha açık tartışılması sonucunu doğurdu. Bu müdahalenin 12 günle sınırlı kalması savaşa girildiği algısının oluşmasını engelledi ancak Şubat 2026’da Amerika’nın Netanyahu hükümetinin ve İsrail lobisinin çabalarıyla İran’la savaşa girmesi kırılma anı oldu. İran savaşından hızlı bir zaferle çıkacağını hesaplayan Trump’ın Hürmüz krizini çözememesi ve petrol fiyatlarının aylarca yüksek seviyelerde kalması, Amerikan ekonomisini doğrudan etkileyen bir dinamik oldu. Enflasyonu durduramayan ve savaşa girmeme sözünden dönen Trump imajı, kasım seçimlerine kadar Cumhuriyetçilerin üzerinde ağır bir yük oldu.
GÖÇMENLİK VE SAĞLIK
Biden döneminin düzensiz göç dalgasını bitirme sözü veren Trump’ın sınır güvenliğine odaklanmak yerine büyük Amerikan şehirlerinde ve kırsal kesimlerde göçmen avına çıkmasının siyasi faturası da ağır oldu. ICE’ın adeta paramiliter bir grup gibi düzenlediği baskınlar ve hukuk prosedürlerini hiçe sayan uygulamaları, belgeli, yeşil kart sahibi ve hatta Amerikan vatandaşlarının ölümüyle sonuçlanarak Amerikan halkı arasında Trump yönetiminin fazla ileri gittiği algısını oluşturdu. Cumhuriyetçi seçmenin yoğun olduğu kırsal bölgelerde mevsimlik işçi bulunamaması, Latino ve diğer farklı göçmen ailelerin bölünmesi, mahkeme kararı olmadan yapılan baskınlar Trump yönetiminin derdinin sınır güvenliği olmadığı algısını güçlendirdi.
Trump’ın her iki döneminde de Obama zamanında geçen sağlık desteklerini zayıflatma çabaları, halkın sağlık harcamalarını artıran bir etki yarattı. Daha muhafazakâr kabul edilen 45 yaş üstü ve 65 yaş üstü emekli seçmenin doktor ve ilaç masraflarının artması, sigorta şirketlerinin birçok prosedürün masrafını ödemeyi reddetmesi, Cumhuriyetçilerin reform adına sağlık sübvansiyonlarını azaltması sağlık meselesinin de Trump için risk yaratmasına neden oldu. İktidara gelir gelmez federal hükümeti küçültmeye çalışan Trump yönetimi, sağlık ve eğitim alanındaki birçok sosyal hizmetin ortadan kaldırılmasına neden oldu. Bu alanlardaki kesintilere karşın askeri bütçenin artırılması, ICE’a harcanan milyarlarca dolar, İran savaşının maliyeti ve Trump’ın etrafındaki yolsuzluk hikayeleri, Amerikan halkının hayat pahalılığıyla mücadele ederken yönetimin bunu umursamadığı algısını güçlendirdi.
TRUMPÇI POPÜLİZMİN SONU MU?
Seçim sonrasında Trump’ın kendi adına değil ama Cumhuriyetçiler adına yenilgiyi kabullenmesi, bir yandan veto gücünden bahsederek bir yandan Demokratlarla çalışabileceğini söylemesi ve Başkan Yardımcısı J.D. Vance’in yenilginin nedeninin İran savaşı olduğundaki sözleri Trumpçı popülizmin toparlanmasının zor olacağına işaret ediyor. Faturayı İran savaşına keserek yenilginin sosyoekonomik mesajlarını görmezden gelmek Cumhuriyetçiler için hayati bir hata olacaktır ancak Trumpçı popülizmin pek de fazla bir opsiyonu yok görünüyor. Diğer bir deyişle, lider merkezli popülist bir hareketin o liderin başarısızlığını itiraf etmesini beklemek gerçekçi değil. Bu durumda Trumpçı tabanın desteğini almak isteyen Vance gibi Cumhuriyetçi bir potansiyel başkan adayı için faturayı İran savaşına indirgemek daha pratik bir yaklaşım olarak görülüyor. Vance İran’la bir anlaşma sağlayıp savaştan çıkmayı savunan kanadı temsil eden bir isim olarak, Trumpçı popülizmin İsrail’le arasına mesafe koyarak ‘Önce Amerika’ mottosuna geri dönmesini savunuyor.
Seçimlerde hem Netanyahu markasının hem de İsrail lobisinin açık bir yenilgiyle karşılaşması, Trumpçı popülizmin savaştan uzaklaşması için bir fırsat yaratıyor ancak bu yeni bir diriliş ve yönelimden ziyade son bir yılın hatalarının düzeltilmesi anlamına gelecek. MAGA hareketi içinde keskin kırılmalar yaratan İran savaşının sona erdirilmesi 2028 seçimleri öncesinde herhangi bir Cumhuriyetçi aday için olmazsa olmaz bir gereklilik. Ancak savaşın bitmesi yetmeyecektir, Cumhuriyetçilerin Trump’ın siyasi mirasıyla ilgili ne yapmayı planladıklarını ortaya koymaları gerekecek. Alt ve orta sınıf Amerikan vatandaşının günlük hayatına nasıl etki etmeyi planladıklarını göstermeleri şart. Popülist hareketlerin tepkiselliği kitleleri heyecanlandırıp müesses nizama başkaldırının temsilcisi olabiliyor ancak iktidara geldikten sonraki yönetim sürecinde halkın sorunlarından koptuğu algısının oluşması kritik bir darbe indirebiliyor. Trumpçı popülizmin bu darbeden doğru dersleri çıkarıp yenilenmesi hiç de kolay olmayacaktır.
DEMOKRATLARIN ÖNÜNDEKİ RİSKLER VE BAŞKANLIK YARIŞI
Demokratların halkın sorunlarına odaklanan ve aşırı ideolojik adaylar yerine halkın her kesiminden adaylara yer vermesi başarılarında önemli rol oynadı. Cumhuriyetçilerin halktan kopuk görüntüsünü etkili bir seçim silahına dönüştüren Demokratlar, önümüzdeki dönemde yıkıcı ve yapıcı siyaset arasındaki dengeyi iyi kurmak zorunda. Trump yönetimine hesap sormak adına sistemi kilitleyerek Amerikan halkını doğrudan ilgilendiren meselelerde yasama sürecini işletemezlerse 2028’de tekrar cezalandırılma riskiyle karşılaşabilirler. Kongre’de hakimiyeti ele geçirmiş olsalar bile, Trump’ın veto gücü ve Senato’da vetoyu aşacak 60 senatör sayısına sahip olmayacakları için Trump yönetimiyle ve Cumhuriyetçilerle çalışmaları gerekecek. Bütçelendirme gücünü kullanarak İran savaşını sona erdirme, sağlık sübvansiyonlarını artırma ve ICE’ın hareket alanını sınırlandırma gibi birçok adım atmaları bekleniyor ancak vakitlerinin çoğunu Kongre soruşturmaları ve Trump’ın bakanlarını kovuşturmaya harcamaları hata olacaktır.
2028 seçimleri öncesinde her iki partide de başkan adaylığı yarışı yeni kırılmalar yaratabilir. J.D. Vance Trumpçı siyasetin reforme edilmiş versiyonunun adayı olarak öne çıkacaktır ancak 3 Kasım’da bu kadar sert bir tepki gören Trumpçı popülizmin önümüzdeki iki yılda rehabilite edilmesi hiç de kolay değil. Marco Rubio gibi isimlerin daha merkeze yakın ve pragmatik aday olarak öne çıkması mümkün ancak bu isimlerin de bir şekilde Trumpçı seçmenden oy alması gerekecek. Demokratlar içerisinde de merkezle ilerici sol kesim arasındaki koalisyon iyi yönetilmezse yeni krizler yaratabilir. 2028 başkan ve başkan yardımcısının bu iki kesimi de temsil eden isimlerden seçilmesi avantaj yaratabilir ancak Amerikan halkının sistem dışı isimlere rağbet ettiğini unutmaları kritik bir hata olabilir. Merkeze yakın isimlerin Washington müesses nizamıyla fazla içli dışlı olduğu algısı oluşursa seçmenin buna prim vermeyeceği bir senaryo ortaya çıkabilir. Her iki partinin de kimlik krizi içinde olduğu bir gerçek ve siyasi ajandalarının halkın sorunlarına cevap veren cinsten olması gerekecek. Kimlik krizini siyasi avantaja dönüştürebilen ve seçmenin sorunlarını unutmayan parti daha başarılı olacaktır.
Bu yorumu Spam olarak bildirdiniz. Talebiniz değerlendiriliyor.