Menü

Geri

EDİSYON   :

TRTRENENARARFRFRRURUURUR
61

Bildirimler

2026’nın hatta son 10 yılın en güzel, en heyecan verici haberlerinden biri: Yunus Emre Divanı’nın dağınık yapraklar halinde günümüze ulaşan yeni bir nüshası, Prof. Dr. M. Fatih Köksal tarafından tespit edilmiş, Prof. Dr. Güler Doğan Averbek ve ekibi tarafından yayına hazırlanıyormuş. Bu yeni nüshada, Yunus Emre’nin ilk kez gün yüzüne çıkacak 9 şiiri de bulunuyormuş.

Meşhur menkıbedir: Molla Kasım, Yunus Emre’nin tek nüsha olan 3 bin şiirini almış, bir nehir kenarına oturmuş. İlk bin şiiri yakmış, ikinci bin şiiri suya atmış, üçüncü bini eline alınca, “Derviş Yunus bu sözü eğri büğrü söyleme / Seni de sigaya çeker bir Molla Kasım gelir” dizelerini görmüş. Pişman olmuş ama ne fayda, iki bin şiir gitmiş.

Şiirlerinden de anlıyoruz ki Derviş Yunus yaşadığı dönemde şiirlerinden dolayı epey eleştiriye maruz kalmış, epey Molla Kasım’la karşılaşmış. Onun için olsa gerek, “söz” kelimesi şairin şiirlerinde en çok kullandığı kelimelerden olmuş.

Yunus Emre sadece şair değildir. Yunus derviştir, ilim sahibidir, iman, ihlas, hikmet sahibidir. Yunus sözün hakkını verendir. Yunus Türkçenin padişahı, sözün de nefesin de muhafızıdır. Yunus hiç şüphesiz bizim dilimiz, bizim sözümüzdür.

Şöyle diyor Yunus:

“Söz var kılar gönlü şâd,

söz var kılar bilişi yâd

Eğer horluk eğer izzet,

her kişiye sözden gelir.”


“Keleci (sözü) bilen kişinin,

yüzünü ak ede bir söz

Sözü pişirip diyenin, işini sağ ede bir söz.

Kişi bile söz demini,

demeye sözün kemini

Bu cihan cehennemini,

sekiz uçmak ede bir söz.”


“Gevhersiz gönüllere,

yüz bin söz bile etsen

Hak’tan nasip olmasa, nasip olası değil.”


“Yunus bir söz söylemiş,

hiçbir söze benzemez

Münafıklar elinden, örter mânâ yüzünü.”


“HAKKINI HELAL ET!”

Nicedir “söz” üzerine, “sözün ağırlığının kaybolması” üzerine, özellikle mütedeyyin dilinin yıpranması üzerine yazasım vardı ama toparlayamıyordum. Yunus’un yeni şiirlerinin bulunması müjde olduğu kadar sözün elimizden kayıp gittiğini hatırlatmasıyla da vicdanımızı sızlattı.

Ne kadar kelimemiz, kavramımız varsa, harcıalem dillerde, samimiyetsiz gönüllerde, olur olmaz yerlerde heba ediliyor. Mikrofonu eline alan Selçuklu’dan başlayıp Osmanlı’ya, Kudüs’ten başlayıp Mekke’ye, Medine’ye serhoş ve serkeş sayıklamalar saçıyor.

Hırsızın namaz kılması, sakal bırakması, başını örtmesi, Hac’dan, umreden fotoğraf paylaşması değil de ötelerin nefesi sayılan sözü hırsızlığına meze yapması her şeyden çok can acıtıyor.

Bursa’da bir sanayici şirketini borsaya sokmak için 600 milyon dolar rüşvet ödediğini iddia etmiş. Rüşveti alan, “Hakkını helal et!” demiş.

Demiş midir? Demiştir.

Allah’tan korkmazsın, kuldan utanmazsın, hukuktan çekinmezsin, cehennemden kaçmazsın, helal-haram bilmezsin, tamam da, “sözümüzden”, “dilimizden” ne istersin be gafil.

Önceden haber alıp, arazileri ucuza kapatıp, sonra da “takdiri ilahi işte, imar geçti” deyip hırsızlığını söz ile meşrulaştırmaya çalışandan daha zalim, daha hain, daha münafık var mıdır?

Allah, peygamber, kelam-ı Kur’an aşkına, Yunus Emre aşkına, bari dilimizden elinizi, dilinizi çekin, sözü bari rahat bırakın.

“Çok söz hayvan yüküdür,

az söz erin görküdür

Bilene bir söz yeter, canda

gevher var ise.”

Yorumlar

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.

10 saniye sonra yönlendirileceksiniz...

10 saniye sonra yönlendirileceksiniz...