Bazı mekânlarda kahveyi sıcak kumda pişiriyorlar. Kıvamı daha iyi olsun diye cezve yarıya kadar kuma gömülüyor.
Cezve kullanmadan doğrudan fincanı kuma gömmeyi tercih edenler de var.
Dolayısıyla fincan aşırı sıcak olduğu için garsonlar “Elinizi yakmayın, peçeteyle tutun” diye uyarıyor.
Ayrıca duvarda birkaç yerde aynı uyarı yazılı.
Görmemek imkânsız ama yine de pek çok kişi önce eliyle tutuyor.
Fazlasıyla sıcak olduğunu gördükten sonra peçete kullananların cümlesinin cümlesi de hep aynı: “Ben de elimi yaktım.”
Garson ve diğer personel, uyarıların işe yaramadığını gördükçe kıs kıs gülmez mi?
*
Tramp o mekânlara uğrasa, kesinlikle elini yakanlardan olur.
Ara seçimi kaybedeceği bütün anketlerde belliyken o yine bildiğini okudu ve kaçınılmaz sonuçla karşılaştı.
Yerde muz kabuğu görünce “Eyvah, yine düşeceğim” diyen kişi gibi “Ben de veto yetkimi kullanırım” açıklaması yapmasını da hatırlayalım.
*
Ara seçimde hezimete uğrayan Tramp sebebi izah etti: “Oy pusulasında adım yoktu, o yüzden kaybettik. Olsaydı, ezici bir çoğunlukla kazanırdık.”
Adam haklı arkadaşlar.
Pusulada adı, fotoğrafı ve bir de at nalı gibi imzası olsaydı, kesin ezer geçerdi! Oyların yüzde 90’ını alırdı!
*
Şimdi yorumcuların dilinde klasik “Topal ördek” benzetmesi var.
Topal olsa iyi. Öyle böyle yürüyebilir. Bacaksız ördek demek daha doğru.
SİYAH-BEYAZ
ABD’de birkaç siyah tenli aday vali seçilince, büyük bir olaymış gibi bahsedildiğini gördük.
Çok imkânsız bir iş başarılmış sanki.
50 milyona yakın Afro Amerikalı denen siyah tenli insanın yaşadığı ülkede, üçünün vali seçilmesi çok mu olağanüstü bir durumdur?
Şayet bir olağan dışılıktan bahsedilecekse, aksi yönde olmalı.
Üç kişinin değil, yirmi-otuz kişinin seçilmesi daha makul ve mantıklı olurdu.
İLK MÜSLÜMAN SENATÖR EL-SAYED
Massachusetts diyebilen, Philadelphia’yı kolayca söyleyebilen…
Maine’deki Kennebunkport ve Boothbay Harbor şehirlerinin isimlerini söyleyip yazabilen…
New Jersey’deki Parsippany-Troy Hills, New Meksiko’daki Truth or Consequences ve Arkansas’taki Fayetteville şehirlerini rahatlıkla telaffuz edebilen Amerikalılardan bazıları, Senatör seçilen Mısır kökenli Müslüman siyasetçi El-Sayed’in adını söyleyemediklerini iddia ettiklerinde hiç inandırıcı olamazlar.
Olmadılar da zaten.
Bunlardan biri de Bay Başkan idi.
Adamın adı Abdurahman, soyadı El-Sayed.
Kısa söylemek isteyen Abdul El-Sayed demeyi tercih ediyor. Ülkenin adından bile kolay.
Fayetteville’nin tamamını değil, ilk yarısını bile söyleyen herkes, senatörün adını da takılmadan söyleyebilir.
Fakat maksat küçümsemek olunca, dilleri birden kilitleniyor.
İlk Müslüman Senatör seçilerek tarihe geçen Sayed, tarihe geçmekle kalmadı, kendisini küçümseyenlerle büyük bir keyifle dalgasını da geçti. Bakın, biz burada Sayed dedik ve yetti. El’ine bile gerek kalmadı.
MAGA-ZİN
Bir “MAGA” tutturmuş gidiyorlardı.
Gidiş, iyiye görünmedi hiç.
“Amerika’yı yeniden büyük yap”ın kendi dilindeki kısa ifadesi MAGA, bir türlü gerçekleşmedi. Şapkalarda kaldı.
ABD yönetimi bütün vaatlerinin aksine hareket etti. (Nobel’i de alamadı.)
Bir bakıma “magazin” oldu.
Seçim hezimetinden sonra tekrar “MAGA” deme cesareti kalmadığı için Tramp bu sefer “VETO”yu tercih etti.
Veto’ya ek niyetine Zin de gelse Mem de gelse bir anlamı yok.
Yakın zamana kadar koskoca bir ABD vardı; şimdi hani?
Bu yorumu Spam olarak bildirdiniz. Talebiniz değerlendiriliyor.