Kadim medeniyetimizde, Anadolu’da çocuk için kullanılan iki kıymetli ifade vardı: “Çocuk rızkıyla gelir.” ve “Evlat berekettir.” Biz o kuşağa yetiştik.
Günümüzde, modern toplumlarda çocuk sahibi olmayı düşünen genç çiftlerin gündeminde ise bambaşka sorular var: Kariyerimiz ne olacak? Çocuğa yeterince zaman ayırabilecek miyiz? İyi bir eğitim verebilecek miyiz? Hayat standardımız düşer mi?
Elbette sorumluluk sahibi ebeveyn adaylarının bunları düşünmesi son derece doğal.
Ancak üzerinde durmamız gereken daha derin bir mesele var:
Çocuğa yüklediğimiz anlam ne zaman ve nasıl değişti?
DOĞURGANLIĞIN TEK BİR PARAMETRESİ YOK
Dünyada ve Türkiye’de doğurganlık oranlarındaki düşüşü yalnızca ekonomik şartlarla, konut fiyatlarıyla, evlilik yaşının yükselmesiyle ya da kadınların çalışma hayatına katılımıyla açıklayabilir miyiz?
Özellikle Avrupa ve OECD ülkelerindeki doğurganlığın düşüşü sadece ekonomik şartlara, refah seviyesine mi bağlı? Yoksa bütün bunların arkasında, modernleşmeyle birlikte yaşadığımız büyük bir zihniyet dönüşümü mü var?
Genellikle kadının çalışma hayatında varlığına dair, tek bir parametre üzerinden yapılan eleştiriler toplumdaki bu zihinsel dönüşümü ne yazık ki göremiyor. Ayrıca ev kadınlarının düşük doğurganlık oranı da bu iddiayı çürütüyor.
ÇOCUĞUN EKONOMİK DEĞERİNDEN PSİKOLOJİK DEĞERİNE
Amerikalı sosyolog Viviana Zelizer, 1985 yılında yayımladığı Pricing the Priceless Child (Paha Biçilmez Çocuğa Fiyat Biçmek) adlı çalışmasında bu dönüşümü çarpıcı biçimde inceler.
Sosyal psikolojisinin önemli isimlerinden ve benim de kitaplarını daha üniversite yıllarında okuduğum Prof. Dr. Çiğdem Kağıtçıbaşı’nın ‘’Çocuğun Değeri’’ araştırmaları da bu noktada son derece kıymetli bir perspektif sunar.
2005 yılında yayımlanan, Türkiye’de üç kuşak üzerinden aile yapısındaki değişimi inceleyen araştırma, çocuğa atfedilen ekonomik değerin azaldığını, psikolojik değerin ise belirgin biçimde arttığını ortaya koyuyor.
EKONOMİK VE PSİKOLOJİK DEĞER NEDİR?
Tarım toplumunda çocuk, aynı zamanda ailenin üretim gücünün, kuşaklar arası dayanışmanın ve geleceğe ilişkin planlarının bir parçasıydı.
Çocuk, hayatın doğal akışının içindeydi. Aile içinde işgücü üzerinden bir ekonomik değere de sahipti.
Sanayileşme, kentleşme, eğitim sürelerinin uzaması ve aile yapısındaki dönüşümle birlikte bu bakış açısı da değişti.
Kağıtçıbaşı ve Zelizer araştırmalarının ortak noktası; çocuğun ekonomik değerinin psikolojik değere evrilmesidir.
Modern toplumda çocuk, ekonomik değerini kaybederken duygusal bakımdan ise paha biçilemez bir değere kavuştu. İlk duyduğumuzda son derece olumlu bir dönüşüm olarak düşündüğümüz bu durumun bambaşka yansımaları olduğunu ise zamanla görüyoruz.
Çocuk duygusal olarak hiç olmadığı kadar kıymetli hâle gelirken, günümüzde çocuk sahibi olmak da hiç olmadığı kadar karmaşık bir hale geldi.
Modern ebeveynlik, neredeyse sonu gelmeyen bir performans ve yeterlilik imtihanına dönüşmüş durumda. İyi bir okul, yabancı dil, spor, sanat, sosyal etkinlikler, nitelikli beslenme, güvenli çevre, başarılı bir gelecek…
Çocuğun değeri yükselirken ebeveynliğin maddi, manevi maliyeti de yükseliyor. Üstelik bu maliyet yalnızca ekonomik değil. Alternatif maliyet ile birlikte, zaman, emek, kariyer, sosyal hayat ve psikolojik sorumluluk da bu hesabın içinde yer alıyor.
Modern insanın çocuk sahibi olmadan önce bütün şartların mükemmel olmasını beklemesi ‘’Çocuk sahibi olmaya henüz hazır değiliz.’’ İfadesi biraz da bundan.
ÇOCUK AİLENİN HAYATINA MI KATILIYOR, AİLE ÇOCUĞA GÖRE Mİ NİZAM KURUYOR?
Anadolu’da ‘’bir çocuğu bir köy büyütür’’ sözü boşuna söylenmemiştir. Çocuk, geniş ailenin ve toplumsal hayatın içinde büyürdü. Anne babanın yanında dede, nine, akrabalar, komşular vardı. Çocuk yetiştirmek yalnızca anne babanın sorumluluğu değildi. Çocuk ev, okul, kurslar arasına sıkışmamıştı. Okul dışındaki zamanlarda, anne baba ile dükkana/tarlaya gider, sokakta yaşar, yaşına göre bizzat hayatın içinde yer alırdı.
İç göç ile birlikte, şehir hayatında çekirdek aile giderek yalnızlaştı. Geniş ailenin desteği azaldı, komşuluk ilişkileri zayıfladı. Çocuk bakımı profesyonel hizmetlere ve piyasa şartlarına daha bağımlı hâle geldi. Yani çocuğun ekonomik maliyeti arttı.
Eskiden çocuk hayatın doğal akışı içinde büyürken artık bugün bütün ailenin hayatının çocuk için yeniden organize edilmesi gerekiyor. Diğer yandan ‘’performans toplumu’’ dayatması da anne babaya sürekli bir eksiklik hissi yaşatıyor.
Yeterince ilgileniyor muyum? Yeterince kaliteli zaman geçiriyor muyum? Çocuğumun tüm yeteneklerini keşfedebildim mi? Geleceğine yeterince yatırım yaptık mı?
Çocuk yetiştirmek, hayatın olağan akışı içindeki yerinden çıkıp, bir anlamda uzmanlık gerektiren, sürekli rekabet edilen, bir performansa dönüştürüldü. Ve gençler kararını artık bu zemine, bu şartlara göre veriyor…
Belki de bugün sormamız gereken en önemli soru şu:
Toplumun çocuğa yüklediği anlamın bu kadar hızlı değişmesini doğru okumadan, gerçekçi çözümleri nasıl üreteceğiz?
Bu yorumu Spam olarak bildirdiniz. Talebiniz değerlendiriliyor.