Yazarlar Asr-ı Saadetten bir ibret tablosu

Asr-ı Saadet’ten bir ibret tablosu

Dursun Gürlek
Dursun Gürlek İnternet Yazarı
Abone Ol Google News

Önce 1 Ocak 2022 tarihli Yeni Akit gazetesinde yayımlanan şu haberi okuyalım:

“Vakıflar Genel Müdürlüğü’nce Gaziantep’in Nurdağı ilçesindeki Ukkaşe Türbesi’nde 4 yıldır süren restorasyon çalışması tamamlandı. Gaziantep Vakıflar Bölge Müdürü Ahmet Bozkurt, Hazreti Ukkaşe’nin Gaziantep’in fethi sırasında şehit düştüğünü, Hz. Peygamber zamanında yaşadığını, O’nunla birlikte bütün savaşlara katıldığını ve Nübüvvet Mührü’nü öpen bir sahabe olduğunu aktardı. Hazreti Ukkaşe’nin Gaziantep dışında Kahramanmaraş, Kilis ve Osmaniye’de tanındığına dikkati çeken Bozkurt, buranın 1600’lü yıllarda türbe olarak yapıldığını, 1900’lü yıllarda İkinci Abdülhamid zamanında onarım gördüğünü belirtti.”

Efendimiz’in müjdesine ve iltifatına mazhar olan bu mübarek sahabi hakkında az-çok bilgiye sahiptim. Ancak bu haberi okuyunca biraz daha malumat edinmek maksadıyla Türkiye Diyanet Vakfı’nın İslam Ansiklopedisi’ndeki ilgili maddeyi okudum. Efendimiz’in âhiret âlemini teşrif ettiği sırada 44 yaşında olan Hazreti Ukkaşe, İslam’ı ilk kabul eden Müslümanlardandır. 34 yaşındayken bütün akrabalarıyla Medine’ye hicret ediyor, gazvelerin ve seriyyelerin birçoğuna katılıyor. Bedir Savaşı’nda büyük bir kahramanlık gösteriyor. Resul-i Ekrem’in kendisine verdiği sopanın keskin bir kılıca dönüştüğü rivayet ediliyor. Ukkaşe’nin “avn” adı verilen bu silahı, daha sonra katıldığı muharebelerde de kullandığı belirtiliyor.

İslam Ansiklopedisi’nde onunla ilgili şu çarpıcı menkıbeye de yer veriliyor:

Resulullah Efendimiz, ümmetinden Allah’a tam bir teslimiyetle yönelmiş 70 bin kişinin hesaba çekilmeden cennete gireceğini müjdeliyor. Ukkaşe, “Ya Resulallah! Beni de onların içine alması için Allah’a dua eder misin?” deyince Peygamber Aleyhisselam, “Sen, zaten onlardansın!” buyuruyor.

Gaziantep’in Nurdağı ilçesinde Ukkaşe’ye nisbet edilen bir makam vardır. Kendisine duyulan büyük sevgi dolayısıyla Ukkaşe’den Türkçe’ye giren “Ökkeş” ismi, özellikle Gaziantep, Kahramanmaraş ve Adıyaman bölgelerinde yaygın biçimde kullanılmaktadır.

İslam Ansiklopedisi’nde verilen bu bilgilerden sonra şimdi de başka bir kaynaktan, Abdurrahman Şeref Efendi’nin “Tarih Musahabeleri” isimli eserinden nakilde bulunmak istiyorum. Bu son vak’anüvisimizin Hazreti Ukkaşe hakkında söylediklerini kısmen sadeleştirerek aşağıya alıyorum:

Bilindiği üzere, Hicret’in on birinci yılında, Rebiülevvel ayı girmeden önce Hâtemü’l-Enbiya Efendimiz hastalandı. Hastalığın sebep olduğu zaaftan kurtulamayarak, âhiret âlemine göç etme zamanının yaklaştığı anlaşıldı. Bununla beraber namaz vakitlerinde yine Mescid’e geliyor, cemaate imamlık yapıyordu. Vefatına üç gün kala hastalığı şiddetlendi. Artık mescide gelemedi ve imamlık görevini Hazreti Ebu Bekir’e verdi. Mescid’i şereflendirdiği günlerde genellikle minbere çıkıyor, Muhacirler ile Ensar’a güzel güzel nasihatler ediyor ve bütün ümmetine güzel ahlak ile salih amelleri tavsiye buyuruyor ve hepsine dua ediyordu.

Bir defasında amca oğulları Fazl b. Abbas ve Ali b. Ebî Tâlib birer koltuğuna girip minbere çıkarmışlar ve Hazreti Resul-i Ekrem, ashabından helallik istemişti. Şöyle demişti: “Ey insanlar! Her kimin arkasına vurmuşsam, işte arkam, gelsin vursun! Her kimin alacağı varsa, işte malım, gelsin alsın!...” Orada bulunanlardan biri, kendisinden üç dirhem alacağının olduğunu söyleyince derhal onu ödedi.

Daha sonra Ukkaşe ayağa kalkıp, “Ya Resulallah! Filan savaşta, falan gün benim devem, sana ait devenin yanına yaklaştı. O sırada senin deveye vurduğun darbe bana isabet etti ve canımı ziyadesiyle yaktı. Şimdi kısas istiyorum!” dedi. Bunun üzerine ashab-ı kiram müdahale ederek: “Ya Ukkaşe! Görmüyor musun ki, Resulullah dermansızdır, dayak yemeye takati yoktur. Bu kısastan vazgeç!” diye ricada bulundular. Hz. Osman, arkasından Abdurrahman b. Avf, kısası bağışladığı takdirde kendisine yüz deve hediye edeceklerine dair vaatte bulundular. Hz. Ali: “Ya Ukkaşe! İstersen bana yüz değnek vur. Çünkü Resulullah’ın dayanacak gücü yoktur!” sözleriyle orada bulunan herkese tercüman oldu. Lakin Ukkaşe, talebinde ısrar etti. Bunun üzerine Resul-i Ekrem ashabına: “İlişmeyin vursun, hakkıdır alsın!” buyurdu.

Ukkaşe: “Ya Resulallah! Sen, benim çıplak tenime vurmuştun. Halbuki senin üzerinde hırkan var, deyince Cenab-ı Peygamber gömleğini kaldırdı ve mübarek vücudunu açtı. Ukkaşe, bütün bütün ileri giderek, “Ya Resulallah! Sen bana üstü örmeli sert bir kamçıyla vurmuştun. Benim de sana öyle bir kamçıyla vurmam gerekir!” deyince Hz. Fahr-i Âlem emretti. Hücre-i Saadeti’ndeki o kamçıyı getirdiler. Bu manzarayı gören ashab-ı kiram çok heyecanlanmıştı. Fakat Resulullah, iddiacının bu dünyada hakkını almasını, ahirete kalmasına tercih etti. Tam bir itaatle Ukkaşe’nin hareketini beklemeye koyuldu.

Derken, Ukkaşe, Sultan-ı Enbiya’ya yaklaştı. Derhal kamçıyı elinden attı. Taberi Tarihi, gerisini şöyle anlatıyor:

Ukkaşe, kamçıyı elinden bırakıp gitti. Yüzünü Peygamberimiz’in mübarek vücuduna sürdü ve hüngür hüngür ağladı. Efendimiz’in de gözleri yaşardı. Herkes ağlamaya başladı. Mescid adeta inledi. Ukkaşe, bir süre böyle durup bekledi. Efendimiz’in mübarek tenini defalarca öpüp kokladı. Cenab-ı Peygamber bu hareketinin sebebini sorunca Ukkaşe şöyle dedi.

“Ya Resulallah! Ben, Mescittekilerle beraber, bundan sonra artık seni göremeyeceğim diye çok korktum. Diledim ki, bugün sana veda edeyim, yüzümü senin mübarek tenine süreyim ki, Cenab-ı Hak da cehennem ateşini bana haram kılsın!”

Benim, bu metnin Osmanlıca’sını, kursiyerlerime – hem de defalarca- boşuna mı okuttuğumu zannediyorsunuz!?

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.