Yazarlar Yavrunu sen mi yarattın?

Yavrunu sen mi yarattın?

İsmail Kılıçarslan
İsmail Kılıçarslan Gazete Yazarı

Ne zaman “babası tarafından öldürülmüş bir kız” haberi duysam kalbim kavruluyor acıdan. Etim morarıyor. İnsan, başka kötülüklere alışıyor. İnsan bu, alışır. Ama bir babanın kızını öldürmesi, öldürebilmesi “alışılabilecek acılar” listesinde değil benim açımdan. Her seferinde keskin bir sızı hızlıca yerleşiyor bünyeme ve uzun süre çıkmıyor.

Elazığ’dan gelen haberde de öyle oldum yine. Sosyal medyasına “perdeleri güneş yıpratır çocuk, kızları ise babaları” yazmış Merve, “babası tarafından” öldürülünce yani.

Belki insanlığın bidayetinden beri “baba-kız ilişkisi” dünyanın en karmaşık ilişkilerinden biri, birincisi.

Bir baba açısından kızıyla kurabileceği en kötü ilişkinin “tanrı-baba, kul-kız” ilişkisi olduğunu düşünüyorum. O aralıktan içeri bir sızılırsa sonu ölüm olmasa bile “ciddi hasarlı bir psikolojik geçmiş” garanti gibidir.

“Kral-baba, prenses-kız ilişkisi” de feci bir ilişki biçimidir bana kalırsa. Bir türlü büyüyemeyen, hep çocuk kalan, herkesle “tatlişkooo” falan diye konuşan kızlar elde etmekten başka sonuç vermez.

“Kontrolcü-baba, güvensiz-kız ilişkisi” de çekilir dert değildir. Kızların özgüveni de, kendi başına hareket edebilme kabiliyeti de zede alır.

Elbette uzman değilim. Sadece gözlemlerimi aktarma derdindeyim. İşini gerçekten bilen uzmanlara sorulunca onlar, büyük bir isabetle “en iyi baba kız ilişkisi güven inşası ile ciddiye alınır sevgi izharı ilişkisidir” diyorlar. Buna katılırım. Babasına güvenen ve ondan -sulu, sulandırılmış değil- sevgi gören kızların daha sağlıklı bireyler olacağı kesin gibidir.

Hadi hem korkunç hem de ilginç bir yere gidip bir uzmandan yardım isteyelim. İstanbul İlahiyat hocalarından Ahmet Acarlıoğlu’nun “Câhiliye Arap Toplumunda Kız Çocuklarının Katli Meselesi: İslam Tarihi Perspektifinden Değerlendirme” başlıklı makalesinden, “baba-kız ilişkisi hastalanırsa sonuçları ne olur?” konusunda şunları öğreniyoruz.

“Aile reisi olan erkekler bir veya en fazla iki tane kız çocuklarının olmasına tahammül gösterebiliyorlar; kız çocuklarının sayısı arttığında bunu çevresine karşı bir ar meselesi olarak kabul ederek yeni bir kız çocuğu doğduğunda onu katletme yoluna gidiyorlardı… Cahiliye Arapları için kızları utanç vesilesiydi. Onlar kızları zinaya bulaşmadan nikâhla dahi evlense çocuklarını başkası ile evlendirmektense onu toprağa vermeyi daha hafif görüyorlardı. Temel sebeplerinden biri kıskançlık idi… İslâm’dan önce kız çocuklarını diri diri gömme davranışının temel gerekçelerinden biri belki de en önemlisi fakirlik korkusuydu. Birçoğu açlık sınırında yaşayan bu insanlar erkekten daha az işe yaradığını düşündükleri kızları, aileleri için yük olarak kabul ediyor ve uğursuz kabul ettikleri fakirlik korkusu ve aç kalma endişesiyle kız çocuklarını gömüyorlardı… Kız çocuklarının katledilmesinin sebeplerinden bir tanesi de namus anlayışıydı. Cahiliye de bir erkek bir kadınla evlenirken namus duygusu aklına gelmezken, kendi kızını başkasıyla evlendirirken bunu bir namussuzluk ve ar meselesi olarak görür ve ‘kızımı evlendirmektense onu kendi ellerimle toprağa vermek bana daha tatlıydı’ diyecek kadar utanç duyardı.”

Belki dünyanın tüm babaları, kız-erkek evlat ayırt etmeksizin şu yalın gerçek üzerinde ittifak etmeliler: “Yavrumu ben yaratmadım.”

“Eee, ben zaten öyle düşünüyorum” diyen babalara bir çağrım var. Bunu bir daha ve iyice düşünün. Kızımızla, oğlumuzla, yavrumuzla kurduğumuz ilişkinin “hastalanması” tam da bu düşünceden başlıyor bence zira.

Son örnekte Merve, “babasıyla görüşmeme kararı aldığı için” kaybetti hayatını. Bu, “duyguları incinmiş bir tanrı taslağının yansıması” değilse nedir?

Düşünelim bunu. Evlatlarımız lütuflarımızdır ve imtihanlarımızdır, kullarımız değil.

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.