22 Nisan’da PPK’dan hangi karar çıkar?

04:002/04/2026, Perşembe
G: 2/04/2026, Perşembe
Levent Yılmaz

İran savaşının ekonomi üzerindeki etkilerinin belirginleşmeye başladığı ve olumsuz beklentilerin daha da yoğunlaştığı bir dönemden geçiyoruz. Özellikle enflasyon tarafındaki endişeler yoğunlaşırken ekonomilerde durgunluk beklentileri şimdiden fiyatlanmaya başlandı. Devam eden savaşın farklı değişkenler üzerinden tüm dünyayı belirli konularda olumsuz etkileyeceği aşikâr. Tamamen enerji arz güvenliği üzerinden bir hesaplaşmaya dönmüş bir savaşın kazananının olmasını beklemek çok akılcı değil. Elbette

İran savaşının ekonomi üzerindeki etkilerinin belirginleşmeye başladığı ve olumsuz beklentilerin daha da yoğunlaştığı bir dönemden geçiyoruz. Özellikle enflasyon tarafındaki endişeler yoğunlaşırken ekonomilerde durgunluk beklentileri şimdiden fiyatlanmaya başlandı.

Devam eden savaşın farklı değişkenler üzerinden tüm dünyayı belirli konularda olumsuz etkileyeceği aşikâr. Tamamen enerji arz güvenliği üzerinden bir hesaplaşmaya dönmüş bir savaşın kazananının olmasını beklemek çok akılcı değil. Elbette petrol ya da doğalgaz ihraç eden ülkeler ilave ekonomik bazı getiriler elde ediyor olabilir ama savaşın küresel ekonomiye olan olumsuz etkilerinden tamamen kaçınmak mümkün değil. Hele bir de Türkiye gibi net enerji ithalatçısı konumunda olan ülkelerin bu savaştan alacağı hasarın boyutu ise oldukça büyük görünüyor.

Bizim açımızdan savaşın ilk etkisi enflasyon ve cari açık beklentilerindeki bozulmada görülüyor ama Merkez Bankası rezervlerindeki gelişmeler de gözden kaçmamalı. Zira yaşanan ciddi carry trade çıkışı kullanılabilir net döviz varlığı seviyesinde ciddi bir düşüş yaşanmasına neden oldu.

Hatırlayacağınız üzere geçmişteki ilgili tüm yazılarımda belirttiğim önemli bir husus vardı. Ekonomi yönetimi ve Merkez Bankası’nın sürdürdüğü dezenflasyon programının temeli TL’nin reel olarak değerli kalması üzerine kurulu. Bu bakımdan Merkez Bankası hem yüksek faiz hem de sıkılaştırıcı diğer önlemlerle üstü kapalı bir kur hedeflemesi yapıyor. Hâl böyle olunca da rezerv yönetimi başvurulması gereken önemli bir enstrüman haline dönüşüyor. Buna altın rezervleri de dahil!

Savaş ilk başladığında Merkez Bankası’ndan gelen ilk adım örtülü bir faiz artırımı oldu. Aynı zamanda politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihalelerine ara verilince fonlama faiz oranı %37’den %40’a çıkmış oldu ve bir süredir düşme eğiliminde olan TLREF de yeniden %40’a dayandı. Diğer yandan rezervler içindeki döviz büyük oranda kullanıldı. Merkez Bankası kritik rezerv seviyesindeki alan daraldığında ise rezervlerdeki altınlar swap yoluyla kullanılmaya başlandı. Elbette tüm bunlar savaşın ilk şokunu emmek için atılabilir makul adımlar olarak görülebilir. Ancak savaş devam ettikçe farklı adımların atılmasına ihtiyaç duyulabilir.

Bu durum da gözlerin 22 Nisan’daki Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısına çevrilmesine neden oldu. Zira piyasalar yükselen CDS’lerle beraber düşen rezervleri de görüyor. Ayrıca piyasadaki beklenen faiz eğrisi belirgin bir şekilde yukarı kaymış durumda. Açıkçası piyasa bir faiz artışını şimdiden fiyatlamaya başladı ve Merkez Bankası’nın bugüne kadarki yazılı ve sözlü yönlendirmelerine bakarak bir sonraki PPK’da bir faiz artışı ihtimalinin güçlendiğini ifade edebiliriz. Görünen o ki PPK, politika faizini, şu an fiili olarak uygulanan %40’a çıkaracak.

Elbette bunlar benim tavsiyelerim değil çıkarımlarım. Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan ve Başkan Yardımcısı Cevdet Akçay’ın son birkaç gündür farklı platformlardaki iletişimleri de beni bu şekilde düşünmeye yönlendirdi. Umarım “ilave sıkılaştırma çığlıkları” nedeni ile zaten zor günler yaşayan reel sektör kalıcı hasar almaz!

#PPK
#Ekonomi
#Levent Yılmaz