Kirazın Tadı

00:005/05/1999, Çarşamba
G: 9/09/2019, Pazartesi
Mustafa Kutlu

Bu yıl düzenlenen 18. Uluslararası İstanbul Film Festivali''nin en önemli siması ünlü İranlı yönetmen Abbas Kiyarüstemi idi. İran''a ilk "Altın Palmiye"yi götüren (1997 Cannes Film Festivali''nde Kirazın Tadı adlı eseri ile) Kiyarüstemi festivalde dört film ile seyircilerin karşısına çıktı: Arkadaşının Evi Nerede -Yakın Plan- Ve Yaşam Sürüyor -Kirazın Tadı.Doksanlı yılların en ilgi çekici filimlerini yapan Kiyarüstemi eserlerinde aynı anda hem yerel hem de evrensel bir dil kullanıyor. "Sıradan"

Bu yıl düzenlenen 18. Uluslararası İstanbul Film Festivali''nin en önemli siması ünlü İranlı yönetmen Abbas Kiyarüstemi idi. İran''a ilk "Altın Palmiye"yi götüren (1997 Cannes Film Festivali''nde Kirazın Tadı adlı eseri ile) Kiyarüstemi festivalde dört film ile seyircilerin karşısına çıktı: Arkadaşının Evi Nerede -Yakın Plan- Ve Yaşam Sürüyor -Kirazın Tadı.

Doksanlı yılların en ilgi çekici filimlerini yapan Kiyarüstemi eserlerinde aynı anda hem yerel hem de evrensel bir dil kullanıyor. "Sıradan" insanların hayatlarına eğiliyor, profesyonel oyunculara pek yer vermiyor.

İran sinemasının yakaladığı "doğallık" bir büyük yapaylığa kaymış olan modern hayatımız (ve de ABD yapımı filimlerin hegemonyası) içinde "çölde bir vaha" gibi karşılanıyor.

Çalışmalarına 1969 yılında "Çocuklar ve Gençlerin Düşünsel Eğitimi Merkezi" bünyesinde yer alan Sinema Bölümü''nde başlayan yönetmen, bu kuruluşu güçlendirdi. Merkez''in faaliyetleri devrimden sonra da sürdü, yeni İran sinemasının gelişmesinde etkili oldu. Hatta 1994''ten sonra bu kurumun ürünleri ve işbirliği yaptığı sanatçılar büyük başarı elde ettiler. Artık onlar için "Merkez Sinemacıları" tabiri kullanılıyordu.

Merkez''in Sinema Bölümü''nün ilk müdürü Abbas Kiyarüstemi idi. İlk filmi Num ve Kuçe (Ekmek ve Sokak, 1970) den itibaren dikkati çekti. Filimlerinde hep bir "hakikati arama" kaygısı görülüyordu. Ancak sinema dilinde, kurgu ve oyuncu seçiminde entellektüel olduğu kadar "çocuksu" kalmaya da özen gösterdi. En önemli üç filmi (yukarıda saydıklarımızın ikisi: Dostun Evi Nerede/Ve Yaşam Sürüyor ile Zeytin Ağaçları Altında) birbiri ardınca seyredilirse bir üçlemeyi oluşturur. (Bu filimler, genel olarak İran sineması ve Abbas Kiyarüstemi için bk. Cihan Aktaş: Şarkın Şiiri/İran Sineması, Nehir Yay. 1998).

Dostun Evi Nerede, Yakın Plan ve Hayat Devam Ediyor Kanal 7''de birkaç kez gösterildi. Zeytin Ağaçları Altında ise iki yıl önce yine İstanbul Film Festivali''nde gösterilmiş idi.

Doğrusu bunlar içinde Zeytin Ağaçları Altında benim en çok sevdiğim film oldu. Bir aşk hikâyesi anlatıyor ve iki sevgilinin eli birbirine değmiyordu.

Kiyarüstemi''nin filmleri öyle büyük prodüksiyonlar, pahalı yapımlar değil. Onlar bir nevi Şark''ın minyatür geleneğini sürdürüyor sanki, küçük ama güzel.

Kirazın Tadı''nı da bu festivalde görebildim. Bir intihar hikâyesi anlatılıyor, ancak intihar gerçekleşmiyor. Burada yönetmen hayat ile ölüm karşıtlığını vuruşturuyor. Belgesele yakın bir dil kullanmış. Lakin ele aldığı temanın karanlığından-çoraklığından olacak ki, film seyirciyi sıkan, tedirgin eden bir edaya bürünüvermiş. Sadece işadamının intiharını anlattığı fıkralar ve hatıralar ile engellemeye çalışan ihtiyar müze görevlisinin varlığı filme bir neşe ve canlılık katıyor.

Abbas Kiyarüstemi''nin filmleri "Ustalara Saygı" başlığı altında verildi. Festivalde başka İranlı yönetmenlerin filmleri de gösterildi. Kısacası bu yıl komşumuz İran''ın sinemada hangi noktalara ulaşmış olduğunu görme fırsatı yakaladık.