
Bazı filozofların, tarihçilerin ileri sürdüğü gibi insanın atalarının yaşadığı farzedilen bir vahşet hayatı geçerli ve gerçek olsaydı, böyle bir hayat tarzı içinde, kadının bir erkeği kendine bağlı ve bağımlı tutmak için aşk diye bir şey uydurduğunu ve erkeği de buna inandırdığını söyleyebilirdik. Aslında, Montherlant''ın söylediğinde bir bakışta reddedilebilecek bir fikir ileri sürülmüyor. Kadının ve erkeğin fıtratına ilişkin bir gerçeklik dile getiriliyor. Ancak burada, aşk olgusu söz konusu olduğunda, bunun yalnızca kadına mahsus bir duygu olduğu ve bu duygunun da uydurma bulunduğu hususundaki indirgemeye ve genellemeye karşı insanın içinden bir itiraz yükseliyor. Vahşet hayatı geçerli ve gerçek olsaydı, kadının, kendini başkalarına karşı korumak ve savunmak için bir erkeğe sığınma ihtiyacında bulunduğu ve erkeğin de sığınak olarak kullanılmayı kabullenmek üzere aşkın varlığına ikna edilmesi gerektiği cazip bir fikir sayılabilirdi. Ama aşk acaba salt bir çıkar ilişkisine indirgenebilir mi? Montherlant''ın, erkeğin bir tek kadına bağlı ve bağımlı kalmasının onun fıtratına uygun düşmediği fikri kabul edilse bile, buradan hareketle, aşkın, erkeği kendine bağlamak üzere kadının uydurması olduğunu ileri sürmek, gene de var olan bir gerçekle, aşk gerçeğiyle örtüşmüyor.
Aşk, erkeğin de istidatlı bulunduğu bir duygusal yaşantı olmasaydı, bu duygusal yaşantı erkeğin fıtratında bulunmasaydı, bazı gelgeç heveslerle bir erkek kendini aşkla bağımlı duyumsasa bile, bu duygunun köklü bir yaşantıyı içermesi ve erkeği (ve elbette kadını da) böylesine etkilemesi, sarsması ve bazan da onu helak etmesi imkân dahilinde olur muydu? Böyle bir duygu insanın fıtratında meknuz bulunmasaydı hangi âşık çamurun ve çirkefin içine girmeye, orada debelenmeye razı olabilirdi? Yani sevgiliye ulaşmak için bunlar gerekiyorsa onun gereğinden kaçmak yerine üstüne üstüne yürümeye kim cesaret ederdi?
"Tabiat karısını aldatmaya zorlar erkeği" (Montherlant), demek kolaydır. Ama bence burada, olayı, erkeğin aldatma temayülünden çok, onun bir sevgiyle yetinemeyen ırasına (Don Juan)da baş vurmak mümkün görünüyor. Nitekim "bir gönülde iki sevda olamaz" iddiasına da bu yüzden itirazımız vardı (Ben ve Hayat ve Ölüm kitabımız).
Burada, konunun aydınlığa kavuşturulmasının bir yolu, erkek olsun, kadın olsun, herkesin değil, fakat ancak bazı insanların aşk istidadıyla yüklü bulunduğunu kabul etmektir. Kadınla erkek ilişkisinin her türüne aşk diye baktığımızda, deminden beri belirtilen açmaza düşmek mukadder oluyor. Oysa her erkeğin ve her kadının değil, fakat bazı erkeklerin ve bazı kadınların aşka istidatlı bulunduğu varsayımından yola çıkarsak, gereksiz ve yanlış genellemelerin tuzağı da bertaraf edilebilir.
Böylece aşkın sınırını yalnızca kadınla ve onun aşkıyla sınırlamak ve erkeğin aşkını nerdeyse bütünüyle iptal etmek gibi bir sonuç (Montherlant) kabul edilebilir görünmüyor. Aşk, kadın için de, erkek için de, kendi ülkesinin sınırsızlığında içkin bulunuyor.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.