
Kolay değil, çünkü statükonun sınırları (onun ilkesi, onun önyargıları, kavramları) statükoya bağlı yaşayan ve onun dışında bir başka hayat olduğunu düşünmeyen insanın dünyasını çevrelemiştir. Yani hem statükonun paradigmasına bağlı kalınacak, hem ona meydan okumaya çıkılacak.. bu mümkün görünmüyor. Mümkün görünmüyor, çünkü statükonun dünyasında yaşayan insan statükonun paradigmasını reddetmeye yöneldiği anda kendi kendini reddetme konumuna düşeceğini sanıyor. Bu da onun için iflah olmaz bir çelişkiyle karşılaşmak anlamına geliyor.
Günümüzün statükocuları bu dramı yaşıyor.
Örneğin “Kürt açılımı” olursa, ülke bölünür paranoyası zihinlerde amansız bir tehdit unsuru olarak hortluyor.
Bir zamanların zorunluluğu halinde benimsenmiş bazı kavramların ebed müddet yürürlükte kalacağı faraziyesi bir sabit fikir halinde benimsenince, o fikirlerin irdelenmesi statükocuyu rahatsız ediyor.
Buna benzer başka kavramlar da statükocunun zihninde değişmez yerlerini muhafazaya devam ediyor. Milliyetçilik, merkeziyetçilik, üniter ülke fikri.. bu tür kavramlar arasında sayılabilir.
Anayasa''nın kendisinin bir insan ürünü olduğu unutularak anayasanın değişmesine, dahası bazı maddelerinin tümüyle tabu ilân edilmesi noktasına kadar vardırılıyor önyargılar.
Sahte kutsallıklar icat edilmiştir. Böylece statükocu yalnızca olanın üzerine abanmakla kalmaz, onlara dokunulduğu takdirde onları koruyan büyünün bozulacağından da dehşete düşer. Olana dokunulduğu takdirde hayatın söneceğini düşünür. Olana dokunulursa ülkenin parçalanacağını, mülkün elinden kopacağını sanır. (Statükocu zihniyetin paranoyaya düşmüş hali).
Statüko malulünün kendi hastalığı ile başa çıkması söz konusu değildir. Ancak bu hastalığın insanlar arasında bulaşıcı etkisi olacağını göz ardı etmemek gerekiyor.
Onlara, ellerinden kaçıp gideceğinin, kaçıp gittiği takdirde başlarına dert açacağından endişe ettikleri kavramların, aslında vaktiyle insanların bir icadı olarak tedavüle sokulduğu hatırlatılabilir. O günün şartlarında daha rahat, daha kolay yaşamanın yolunu açmak üzere işe yaramış olan bu aynı kavramların bu günün insanlarına ayak bağı olduğu ortaya çıkarsa onların tedavülden çıkartılması gereği, onların yerine yeni kavramların yürürlüğe konulabileceği, konulması gerektiği anlatılabilmelidir.
Laiklik, devletçilik ve bunlara benzer onlarca kavramın tarih boyunca birbirini izleyerek, birbirinin yerine geçerek kullanıma girdiği öğrenilirse tarihin devam ettiği gerçekliği de kabul görür.
Statükocu zihniyetin aklını fıttıracak bir gerçeklik daha hatırlatılmalıdır ona. Ülkeler arasındaki bu günkü sınırların konulması sanılmasın ki, tarihin başlangıcından bu yana vardı ve öyle devam ediyordu. Bu günkü sınır fikrinin mazisi ancak ikiyüz küsur yıl öncesine uzanır. Bugün dünyada kurulu devletlerin tümüne yakınının ülke sınırının mazisi 20. yüzyılda belirlenmiştir. Ve günün zorunlulukları ile belirlenmiştir. Birinci dünya savaşı esnasında Osmanlı Devletinin sınırı doğuda Kafkaslardan batıda Kuzey Afrika''nın batısına, Avrupa''da Balkanlara; kuzeyde Karadeniz''den güneyde Yemen sınırlarına kadar uzanıyordu.
Dürbünün ters tarafından bakıldığında imkânsız gibi görünen bu sınırların, doğru yanından bakıldığında aslında Türkiye''nin doğal sınırları olduğu görülür. O takdirde paranoyanın bize bölünme tehlikesi olarak sunduğu tablonun aslında bütünleşmenin işaretini verdiği de kabul edilebilir bir gerçeklik olarak ortaya çıkar.
Öyleyse işe belki de vaktiyle makul gerçeklikler olarak kabul görmüş olan kavramları günün şartlarında irdelemekle başlamak gerekiyor. O günün gerçekliklerini bu günün tabusu haline getiren zihniyeti sorgulamak, o kavramları tabu olmaktan çıkartmak, onlara dokunmak gerekiyor.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.