Güvenlik mi dediniz?

04:0016/02/2026, Pazartesi
G: 16/02/2026, Pazartesi
Süleyman Seyfi Öğün

Yeni bir Münih Güvenlik Toplantısını idrâk ediyoruz. 2026 Toplantısı bunun 62.’si. Yâni ilkinin, daha Soğuk Savaşın yerini Yumuşama olarak bilinen başka bir tarz yapılanan bir uluslararası iklimde tertip edildiğini görüyoruz. . Bunu onun konvansiyonel târihi olarak değerlendirmekte bir beis olduğunu zannetmiyorum. Barış ve daha güvenli bir dünyânın tesis edilmesi için ümitlerin yeşerdiği bir târihtir bu. Şöyle bakalım: Meselâ,konvansiyonel akışı ve rutinleri içinde Münih’in yeni bir toplantıya

Yeni bir Münih Güvenlik Toplantısını idrâk ediyoruz. 2026 Toplantısı bunun 62.’si. Yâni ilkinin, daha Soğuk Savaşın yerini Yumuşama olarak bilinen başka bir tarz yapılanan bir uluslararası iklimde tertip edildiğini görüyoruz. . Bunu onun konvansiyonel târihi olarak değerlendirmekte bir beis olduğunu zannetmiyorum. Barış ve daha güvenli bir dünyânın tesis edilmesi için ümitlerin yeşerdiği bir târihtir bu. Şöyle bakalım: Meselâ,konvansiyonel akışı ve rutinleri içinde Münih’in yeni bir toplantıya ev sâhipliği yapacak haberi geldiğinde, dünyâ ile alâkadar kamuoyuna hâkim olan hâlet-i rûhiye iyimserlikten başka ne olabilirdi? Nükleer tehlikenin biraz daha geriletildiği, “Yumuşama” ve “Barış İçinde Berâber Yaşama” devrine has daha ileri adımların atılmasına dâir beklentiler bu iyimserliğin belkemiğini meydana getiriyordu.

Duvar’ın yıkılması ve Sovyetler Birliği’nin çöküşü çok radikal bir hâdise oldu. Artık “düşman” taraf olarak bilinen bir blok ortadan kalkmıştı. Daha ne olsundu? Artık Batı’nın temsil ettiği “özgürlükçü” değerler tekmil dünyâya mâl olmasının önünde hiçbir mânia kalmamıştı. . “Kör istedi tek göz; Allah verdi iki göz” kabilinden, bundan daha mükemmeli olamazdı.

Ama gelişmeler bu şekilde seyretmedi. Artık dünyânın tek hâkimi olarak görülen ABD’yi azgın neoconlar idâre etmeye başladı. Güvenlik meselesi hâllolmamıştı. Evet komünizm çökmüştü. Ama ,dünyânın gri coğrafyalarında bâzı kalıntılar , bilhassa Ortadoğu’da varlığını idâme ettiriyordu. Özgürlükçü olmayan bu rejimler dünyâ güvenliğini tehdit ediyordu. Daha Sovyetler’in çöküşü tâzeyken, bunlardan birine, Saddam Irak’ına saldırmakta hiç tereddüt etmediler. Hatırlayalım, Saddam’a saldırırken kullandıkları mâzeret , onun kimyevî silâhlara sâhip olduğu yolundaki iddialardı. Hatta ,Saddam’ın bununla da kalmayıp belki de nükleer silâhlara sâhip olabileceği imâ ediliyordu Irak Savaşını, Afganistan’ı işgâl etmenin bahanesini meydana getiren 11 Eylül hâdisesi tâkip etti. Yeni bir başka tehlike; üstelik bu defâ devlet olarak değil de, gizli hücreler olarak teşkilâtlanmış terörizmdi. Bu daha ağır bir tehlikeydi. Terör, görünmez olduğu ve nerede, ne zamân ortaya çıkacağı belli olmadığı için sıradan insanların günlük hayatlarında tedirginlik içinde yaşamalarına yol açıyordu. Kitlelerin neoconların azgın siyâsetlerine bir kurtarıcı gibi bağlanmaları da bu sâyede temin ediliyordu. Hâsıl-ı kelâm; İki Kutuplu dünyâda yaşanan güvenlik endişeleri, Soğuk Savaş sona erdiği yok olmuyor, tam aksine katlanarak büyüyordu.

İktidâr yapıları ile kitleseL korku ve endişe arasında son derecede sıkı bağların mevcut olduğunu artık biliyoruz.Kadim iktidâr târihlerinden beri bu böyledir. İktidârlara sağlam tutunum imkânları sağlayan bir durumdur. “Böl ve yönet” ilkesi ne kadar taktik bir ilke ise; bundan daha stratejik ve kalıcı olan; “Korkut ve yönet” ilkesidir. Modern kapitalizmin iktidârları ise, bilhassa teknolojik olarak bunu tahkim eden mâhiyette tezâhür etmiştir. Komünist tehlike, bir pratik olarak bu işlevi görüyordu. Ama çöküşü büyük bir boşluk doğurdu. Bu boşluk kabûl edilemezdi. Onu bir şeylerle doldurmak lâzımdı. Yapılan buydu.

Soğuk Savaş sonrasında ortaya çıkan korku ve endişe kaynakları hâla yer yer ideolojik niteliğini devâm ettirmiştir. Batı’nın “komünistlerden kurtardığı” “özgürlük”, “insan hakları”, “hukûkun üstünlüğü” vb değerler hâlâ ideolojik düzlemde savunulmaya devâm ediyordu. Bu ağ, kıskanç bir şekilde Batı dünyâsına tekellenmiş bir şekilde ayakta tutuluyor ve onun hâricinde kalan kara dünyâlar bu değerlerin mahkemesinde haşin bir şekilde yargılanıp ağır cezâlara mâruz bırakılıyordu. Bu taşla birkaç kuş vurulmuş oluyordu. Bir taraftan kara dünyâların kültür ve toplulukları baskılanıyor; diğer taraftan da Batı kamuoyları aktüel ve potansiyel “tehlikeler” karşısında zapt-ı rapt altına alınıyordu Bu ideolojik meydan okumalarından sonuncusu Biden ve Demokratların Rusya’ya karşı başlattıkları operasyondu. Biden ve ekipleri bunu Doğu’ya karşı Batı’nın Yeni Haçlı Savaşı’na dönüştüren ideolojik/kültürel bir kampanya yürüttüler. (Târihî Haçlı Savaşlarının küçük de olsa bir kısmının, Ortodoksluk-Katoliklik kan dâvâsı üzerinden Rusya içlerine yapıldı pek az bilinir). Soğuk Savaş sonrasında korku ve güvenlik endişesi her zaman olduğundan daha fazla olarak güncelleşti, kültürelleşti ve çok daha mühim olarak biyolojik ve psikolojik bir evreye taşındı. . Kapitalizm bu sâhalarda yeni ve kaba ideolojik olanlardan daha ince endüstriler meydana getirdi. Bu incelikler ,korku ve endişenin kaynaklarının görünmezliği, belirsizliği ve olumsallığı üzerinden sağlanmaya başladı. Son pandemi bunun en ileri küresel tecrübesi olarak tezâhür etti. Hâsılı, Duvar yıkıldı, komünizm çöktü diye daha güvenlikli bir dünyâya ulaşmadık. Tam aksine, insanlık olarak o günlere rahmet okuyacak bir iklime taşındık.

Pekiyi bugün hangi evredeyiz? Bugün güvenlik meselesi en büyük krizini yaşıyor. Yoksulluklar, siyâsî karışıklıklar, darbeler, savaşlar,iç savaşlar, kitlesel kıyımlardan geçilmeyen güvenliksiz coğrafyaları olarak bilinen coğrafyalar; en kötü misallerden , meselâ Haiti’den başlayarak dünyânın en güvensiz coğrafyalarıydı. Batı halkları onlara kimi defâ acıyarak, çoklukla da iğrenerek bakar; nihâî tahlilde kendi medeniyetlerinden emin bir rahatlık duygusu yaşardı. Artık bu çizgi aşılmış durumdadır.Artık ABD’deki günlük hayât, sâdece koyu renkli göçmenler için değil, bizzat beyazlar dâhil, hiç kimse için öngörülebilir ve güvenlikli değildir. Avrupa da onu derece derece tâkip ediyor. Kendi güvenlik ağ ve sistemlerini bizzat kendileri tasfiye ettiler. NATO bunun en başat güvencesiydi. Trump’ın dünyâ jandarmalığını reddetmesi kara coğrafyalardaki müdahaleleri ve yıkımları görece hafifletti. Buna mukâbil Batı’nın içine doğru yeni bir yıkımı başlattı. Esâsen Avrupa’nın güvenliği ve refâhı ABD’nin himâyesinde sağlanıyordu. Avrupa , bedelsiz korunuyor, askerî harcamalar yerine sosyal yatırımlarını arttırarak refâhını büyütüyordu. Dünyâ jandarmalığı dünyânın daha güvenlikli olması için değil, tam aksine daha güvenliksiz olması içindi.Mesele şu ki, bunun harcamaları artık, ekonomisi uzun zamandır tekleyen ABD tarafından karşılanamayacak kadar büyüdü. Bu,Batı’nın iç güvenlik yapısını devâm ettirememesi demekti. Cumhûriyetçilerin Avrupa’yı dışlayan, horlayan, “ne hâliniz varsa görün” diyen yaklaşımını altında bunun olduğunu artık biliyoruz. Avrupa iyot gazı gibi açığa düştü. Batı kendi güvenliğini ,başka dünyâları güvenliksizleştirerek sağlıyordu. Ama bumerang kanunu işledi ve artık bizzat kendisi güvenliğini kaybetmeye başladı. Münih’de esen hava bunun göstergeleri ile yüklü..

Hamiş: Artık Batı üzerinde 16.Asır düşünürü Hobbes’un hayâleti dolaşıyor. Dünyâ yeni bir Leviathan çağına giriyor…

#Güvenlik
#Politika
#Süleyman Seyfi Öğün