Biz, arada kaldık. Bizzât aşırılık fenomeni olan bu süreci daha da aşırı, daha tahripkâr bir hâle getirdik..Kaba bir pozitivizmdi bu. Süreç iki şekilde işledi. Modernist ilerilemeciler zâten eski olanı mahkûm etmişlerdi.
Yıkım işini hazırlayan, arzuları, fikirleri ithâl ettiler ve projelendirdiler.
Onların payına düşen ihmâl ve eski habitusu gözden düşürmekti. Ama projeyi üslenen muhafazakârlar oldu. Muhafazakâr udebâ, geleneksel habitusu dokularından soyutladı, ruhanîleştirdi.
Somutluğunu, bağlamını kaybettirdi.
Muhafazakâr siyâsetçiler ve girişimciler ise onlara hiç acımadı. Yıktı, geçti..Eğer bakış farklı olsaydı, yeni habitusun,üzerine titrenen ve bence de çok kıymetli olan muhafazakâr hassasiyetleri yaşanamaz hâle getireceğini görebilirlerdi. Bir bakıma
muhafazakâr değerleri yaşatacak ortamların bizzat muhafazakârlar tarafından budanmasıydı
bu. Son bir gayretle girişilen hummalı restorasyon faaliyetleri-ki ne kadarı bilinçli yapılıyor, meçhûl- sanki gecikmiş bir mahcubiyet..Biraz da turizm..Çocukluğumdan, gençliğimden âşina olduğum, âdeta bir kartpostal güzelliğindeki eski bir Osmanlı şehrinin, çok iyi bildiğim mahallerinde dolaşmak, ağır bir tahribatla gelen farkları, hüzün ve isyan duygularının karışımıyla seyretmek, arada hoş bir, iki restorasyon örneğiyle karşılaşmak, nihâyet, turist otobüslerinin mola verdiği, kebap kokularıyla dumanlanan bir noktada, Osmanlı’yı çağrıştıran,
zevki ile üretilmiş, sayısız bijüterik malzemenin yığıldığı, kadın erkek, çoluk çocuk, gelenler tarafından yağmalandığı dükkânların önünden geçmek.. Mustafa Kutlu Ağabey’in dediği gibi
Hem de fena hâlde..