Ülkenin diğer kesimleriyle ve dünyaya entegre İslamcılar, Sosyal Demokratlar, Liberaller, Muhafazakarlar yüzlerce sivil toplum örgütü kurarak fikirlerini devletin ve PKK''nın gölgesi altında yaymaya uğraşmaktalar. Son süreç bu gölgenin flulaşmasına, baskının kalkmasına sebebiyet verdi. Hatta devlet PKK''nın baskısından kurtulmanın bir aracı haline geldi.
Düşüncelerimizi yüklediğimiz kavramlar, karşıda her zaman beklenen anlamda çağrışım yapmayabilir. Demokrasiden, adaletten yahut özgürlükten bahseden birinin kafasındaki çağrışımla, muhatap kişi ya da kişiler aynı olgudan bahsetmiyor olabilirler.
12 Eylül Darbesi''nin mimarı Kenan Evren, demokrasiyi alaşağı ederken bunu ''demokratik düzenin işlemesine mani olan sebepleri ortadan kaldırmak'' için yaptıklarını söyleyebilir. ..''Bir Türk dünyaya bedeldir'' naralarını gençlerin beynine hamasi bir eda ile kazımanın sebebi de bizatihi ortalama bir gelişmiş dünya vatandaşının yaşam standardını yakalayamayışımız gösterilebilir. 28 Şubat''ta ''vatan sana canım feda'' diye bağıran askerlerin iç dünyasındaki vatan çağrışımı ile gizli kapılar arkasında pazarlıklar yapan komutanlarının vatan çağrışımının aynı paralelde olduğunu vurgulamak güçtür. ''Köylü milletin efendisidir'' cümlesi esasında köylüyü ''vatandaşa'' köle yapan zihniyetin kamuflajıdır, desek yanlış söylemeyiz.
Kürtlerin özgürlüğü adına mücadele verdiği iddiasındaki ve demokratik özerklik diye bir kavram ileri süren; barıştan bahseden PKK-DTP ekseninin bu kavramlara bakışının samimiyetsizliği üzerinde durmak gerek.
Devlet bu güne dek yaptığı bir çok yanlıştan dönmüş, siyasetini kökten değiştirmiştir. Hükümetçe ortalama bir Kürt için yaşanabilir bir özgürlük alanı oluşturulmuş ve reformlara devam etmeye kararlı olunduğu her fırsatta en yetkili ağızlarca ifade edilmektedir. Tam da gündem sorunun çözümüne yönelmişken özgürlükleri için mücadele edilen! eğitim haklarından bahsedilen lise çağındaki çocuklar! kaçırılıp dağda mahsur tutulmakta yetmezmiş gibi pazarlık mevzuu yapılmakta. Derinlikli müzakere istenmektedir.
PKK''nın istekleri ile Kürtlerin talepleri arasındaki makas son dönemde iyiden iyiye açıldı. Devletin attığı adımlar; PKK''nın ve siyasi hareketinin kendileri için istedikleri eşi benzeri görülmemiş totaliter egemenlik talepleri Stalin dönemi Sovyet sistemini çağrıştırmaktadır.
Ülkenin geri kalanında şehit aileleri, sistemin kendilerine biçtiği rolün dışına çıkarak yani ''vatan sağolsun'' demeyerek barış isteğini dile getirmişlerdi. Bir şehit anasının başbakana ''açılımı çocuğum ölmeden yapsaydın'',söze kırılmanın derinliğine işarettir. Hatta bendeniz, Akil İnsanlar Heyetiyle birlikte en hassas bölgelerimizden İç Anadolu''da ''bizim ciğerimiz yandı, başka anaların ocağına ateş düşmesin'' sözüne defaatle şahit olmuşumdur. Ama bir Kürt Anası''nın dağa çıkmış oğlunu geri istemek için Diyarbakır Belediyesi önünde eylem yapması açılım sürecinin PKK''yı da geri dönülemez noktaya getiren sonuçlar verdiğini göstermektedir.
Tabanı kayan hareketin siyasal yüzünün en iyi hatipleri dahi, büyük bir telaş içerisinde ne söylediğini bilemez durumdalar. Kürtler üzerindeki istismar vesilelerinin ellerinden gittiğini bu yürekli anaların feryadıyla fark etmişler gibi görünüyor. Analara MİT tarafından para verildiği safsatalara inanacak kadar paranoyaklaşmalarının, sebebi Kürtler üzerindeki mutlak hakimiyet iddiası ve onların tek meşru sözcüsü olma hayalinin yok olmaya başlamasıdır.
Şu bilinmelidir ki Kürtler, hayatlarını şekillendirecek haklarının PKK''nın eline verilmesine onay vermezler, yeni bir insan tipi yaratmak adına Güneydoğu''nun jakoben bir açık hava deney sahası olarak PKK''ya teslimine oy vermediler. Bölge, ülkenin geriye kalanı gibi yabancı dil konuşabilen, zamanın ruhuna aşina Liberal Demokrasi''nin erdeminin bilincinde milyonlarca insanın siyaset sahnesinde boy göstereceği bir alana doğru evriliyor.
Ülkenin diğer kesimleriyle ve dünyaya entegre İslamcılar, Sosyal Demokratlar, Liberaller, Muhafazakarlar yüzlerce sivil toplum örgütü kurarak fikirlerini devletin ve PKK''nın gölgesi altında yaymaya uğraşmaktalar. Son süreç bu gölgenin flulaşmasına, baskının kalkmasına sebebiyet verdi. Hatta devlet PKK''nın baskısından kurtulmanın bir aracı haline geldi. Hüda-Par''ın varlığına dahi tahammül edemeyen PKK, bütün şiddetiyle alternatif her şeyi yok etmeye çalışmakta.
Soğuk savaş yıllarından kalma ideolojisinin eseri dünya tasavvurunu, hayat tarzını ne Kürtlere ne de devlete dayatamayacağını anlamak zorunda kalacaklardır diye düşünüyorum. Açık Toplum''un, refahın, normalleşmenin nimetlerinden pay almaya başlayan özellikle genç kitlenin bu baharı kışa çevirtmeyeceğine inancım var.
Demokrasiyi kelime olarak içermek dışında hiçbir kriterini taşımayan, hatta demokrasiyi yok etmeyi amaçlayan, özerkliğin ise devletten baskı görmeden kendi rüyasını yaşayan bireyin değil kamu gücünü kullanarak ceberrut yöntemlerle totaliter fikirlerini yöre insanına dayatanların özerkliği ve onların kölesi yeni bir nesil yaratmayı amaç edinmiş bu taleplerin müzakereye açık bir yanı olmadığı açıktır.
Yöreden bir esnafın deyimiyle, ilkokul yaşındaki çocukların adım adım gezerek ilan ettikleri ''bugün dükkanlar kapatılacak'' emrine itirazlar daha yüksek çıkıyor.
Bir bir boyun büken fidanlara bir son olsun, hiç ekilmemiş topraklardan biçilen yürekler olmasın istiyorsak analar evlatlarına, başta Kürtler olmak üzere bütün millet bu yürekli analara sahip çıkmalıdır. Örgüt mensuplarının kana doymadıkları, ölüleri yüceltmeyi meslek edindikleri kesin. Bayrağımıza yaptıkları ve yapacakları provokasyonlarla süreci sabote etmek isteyecekleri yadsınamaz bir gerçek. Bu aşamada İmralı''nın dahi bayrak konusunda hassas davranması; körler sağırlar diyalogunu aştığımızın, bir merhale daha kat ettiğimizin göstergesidir. Süreç sonunda kendi varlığını sürdürme dışında bir amacı kalmayacak örgüte ve barış olursa işsiz kalacak malum siyasetçilere; özgürlüklerin sürekli genişlediği, taleplerinin önemli ölçüde karşılandığı açılım sürecinde verecekleri canları ve kanları olmadığını bölge halkı kısa sürede hissettirecektir, hissettirmelidir.






