Trump’ın Hürmüz kumarı

04:0017/03/2026, Salı
G: 17/03/2026, Salı
Yeni Şafak
Donald Trump.
Donald Trump.

Bülent Tokgöz / Yazar-Şair

Trump, krizleri çoğu zaman haritaya veya coğrafyaya bakarak değil, insanların ve devletlerin sinir uçlarını yoklayarak okur. Böyle anlarda mesele rakibin ne kadar ileri gidebileceği, müttefiklerin ne kadar yük taşımaya razı olacağı, piyasanın ne kadar ürkeceği ve Amerikan kamuoyunun sabrının ne kadar dayanacağıdır.

Mart 2026 itibarıyla ortaya çıkan tablo da tam olarak böyle bir sınamayı andırıyor. ABD ile İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaş üçüncü haftasına girerken Tahran yönetimi, Hürmüz üzerinden küresel enerji akışını aksatabilecek bir kapasiteye sahip olduğunu fiilen göstermiş durumda.

PETROLÜN DAR KAPISI

Trump buna iki yönlü bir siyasal refleksle karşılık verdi. Bir yandan İran’ın Kharg Adası çevresindeki hedeflerine daha sert vurulabileceği sinyalini gönderdi, öte yandan Çin’den Japonya’ya, Fransa’dan Britanya’ya kadar birçok ülkeyi boğazın güvenliğini paylaşmaya çağırdı. Ancak bu çağrının dikkat çeken tarafı kuvvetinden çok boşluğuydu; çünkü bu sözler dile getirildiği sırada ortada Washington’la birlikte yük taşımaya koşan belirgin bir deniz koalisyonu görünmüyordu.

Dolayısıyla mesele yalnızca “Trump boğazı açabilecek mi?” sorusuna indirgenemez. Asıl soru daha temeldir: Trump Hürmüz’ü hangi siyasi mantıkla yönetmeye çalışmaktadır? Çünkü Hürmüz modern jeopolitiğin dar ama ağır kapılarından biridir.

Günde onlarca milyon varil petrolün geçtiği Hürmüz’de meydana gelen her sarsıntı yalnızca tankerleri değil, aynı anda fiyatları, sigorta primlerini, enflasyon beklentilerini, Asya sanayisinin üretim ritmini ve Avrupa’nın enerji hesaplarını da etkiler. Orada fırlatılan bir füze çoğu zaman yalnızca bir geminin gövdesine değil, finans ekranlarına da çarpar. Trump’ın karşı karşıya olduğu düğüm tam da bu.

TRUMP’IN ÖNÜNDEKİ YOLLAR

Trump’ın önünde birkaç farklı seçenek bulunuyor ve her biri kendi risklerini taşıyor. Bunlardan ilki çok uluslu bir deniz eskortu oluşturma fikridir. Böyle bir model hem askeri hem siyasi bakımdan cazip görünebilir. Askeri açıdan ABD donanmasının üzerindeki yük paylaşılmış olur; siyasi açıdan da Trump’ın sık sık dile getirdiği bir ilke doğrulanır: Dünya bu geçitten faydalanıyorsa güvenliğinin bedelini de birlikte ödemelidir. Bu söylem Amerikan iç politikasında da yankı bulabilecek bir argümandır.

Ancak bu yaklaşımın zayıf tarafı da aynı ölçüde açıktır. Enerji ithalatçısı ülkeler boğazın açık kalmasını isterler fakat bunu Amerikan komutasında İran’ın ateş hattına girerek sağlamak istemeyebilirler. Çıkarlar ortak olsa da risk iştahı çoğu zaman ortak değildir. Trump’ın maliyet paylaşımı siyaseti çoğu kez ittifak üretmekten ziyade yalnızlık üretmektedir.

İkinci yol sınırlı ama sert bir deniz ve hava baskısıdır. Bu seçenek Trump’ın siyasi mizacına en uygun olanı sayılabilir. Tam ölçekli bir savaş istemez fakat geri adım görüntüsü vermek de istemez. Kharg Adası çevresine yönelik saldırı sinyalleri bu yaklaşımın işaretidir. Mart ortasında yapılan açıklamalarda Kharg’daki bazı askeri tesislerin vurulduğu, petrol altyapısının ise şimdilik hedef dışı bırakıldığı belirtildi. Ancak aynı açıklamalarda boğazdaki tehdit sürerse bu çizginin değişebileceği de ima edildi. Bu model bir bakıma savaş ilan etmeden cezalandırma siyasetidir.

EKONOMİK BASKININ SINIRLARI

Üçüncü yol ekonomik baskıdır. Trump’ın siyasi alışkanlıklarında bu yöntem önemli bir yer tutar: Yaptırım uygulamak, rakibi ekonomik olarak sıkıştırmak ve ardından pazarlık masasına oturmak. Ancak Hürmüz dosyasında bu formül her zaman doğrusal işlemez. Çünkü İran’ın boğaz kartı tam da böyle anlar için vardır. Tahran’ın mantığı kabaca şudur: Benim çıkışım daralıyorsa kimsenin çıkışı rahat olmayacaktır.

Mart ayındaki enerji piyasası haberleri boğazdaki gerilimin petrol fiyatlarını kısa sürede yüzde 40’a yakın yükselttiğini gösterdi. Trump açısından bu durum dış politikada sertlik, içeride ise enflasyon baskısı anlamına gelir; yani jeopolitiğin sonuçlarının Amerikan iç politikasına benzin pompasından geri dönmesi demektir.

Trump’ın karşı karşıya olduğu en sert gerçeklerden biri Hürmüz’ün bir kapıdan çok bir eşik olmasıdır. Bir boğaz askeri olarak açılabilir fakat ticari olarak normalleştirilmesi çok daha karmaşık bir süreçtir. Enerji piyasaları başkanların sözlerine değil risk primlerine bakar. Hukuken geçiş serbest olabilir fakat sigorta şirketlerinin hesap tabloları riskli görünüyorsa tankerler yine de o rotayı tercih etmez. Modern savaşın tuhaf ironilerinden biri: Dünyanın en güçlü donanması bile sonunda bir sigorta fiyatlamasının sınırına gelip dayanabilir.

SİLAHLI KIRILGANLIK

Bu nedenle Trump’ın aradığı şey mutlak bir çözümden çok yönetilebilir bir düzensizlik gibi görünüyor. Amaç tehdidi tamamen ortadan kaldırmak değil, onu yeterince bastırarak ticaretin yeniden akmasını sağlamak, fiyatları biraz olsun soğutmak ve müttefiklerin dağılmasını önlemektir. İçeride ise kontrolün Washington’da olduğu görüntüsü korunmalıdır. Fakat bu stratejinin adı pek de istikrar değildir. Bilakis silahlı kırılganlıktır. Geçen her gemi bir füzenin soluğunu ensesinde hisseder.

Trump’ın Hürmüz siyaseti tek bir cümleyle özetlenecek olursa şöyle denebilir: Barış inşasından çok zorlayıcı dolaşım yönetimi. Trump bu dar geçidi bir uzlaşma dosyası olarak değil, baskı ve maliyet paylaşımı üzerinden yönetilecek bir stratejik boğaz olarak görüyor. Müttefikleri faturaya ortak etmek, İran’ı darbelerle baskılamak ve diplomasiyi ancak güç gösterisinin ardından devreye sokmak istiyor. Bu yaklaşım kısa vadede gemi geçişini kısmen rahatlatabilir. Fakat uzun vadede kalıcı bir istikrar üretmesi zordur. Çünkü Hürmüz’deki sorun yalnız bugünkü kapanma değildir; yarın yeniden kapanma ihtimalidir.

Trump bu ihtimali bastırabilir, geciktirebilir ve pahalılaştırabilir. Fakat onu tamamen ortadan kaldırması zordur. Hürmüz bir bakıma Trump’ın sevdiği türden bir sahneyi andırsa da dünya ekonomisinin kırılgan sinir sistemi işleri bozmaktadır. Zira gücün sınırı sadece galip gelmekte değil, aynı zaferi mütemadiyen kazanmak zorunda kalmaktır.



#Trump
#ABD
#Hürmüz