
Erken dönem Siyonist kurumlar dahi “Filistin” adını resmî olarak kullanmaktan çekinmemişken, bugün aynı ad “politik” olduğu gerekçesiyle dışlanmaktadır. Sorun terimin kendisi değil Filistinlilerin tarihsel varlığının kabul edilmemesidir.
Şubat 2026’da British Museum, antik Yakın Doğu’ya ait bazı sergi etiketlerinde daha önce kullanılan “Filistin” ve “Filistin kökenli” ifadelerini kaldırarak bunların yerine “Kenan” ve “Kenan kökenli” terimlerini yerleştirdi. Müze yönetimi bu değişikliği, söz konusu terminolojinin artık “tarihsel olarak tarafsız olmadığı” iddiasıyla gerekçelendirdi. Ancak kararın, UK Lawyers for Israel (UKLFI) adlı İsrail yanlısı baskı grubunun doğrudan müdahalesi sonrasında alınmış olması, bu savunmanın akademik değil siyasal bir zemine dayandığını gösteriyor.
Müze, kamuoyundan yükselen tepkiler karşısında “Filistin” teriminin başka galerilerde hâlâ kullanıldığını öne sürerek geri adım atmadı. Oysa tartışmanın özünde, terimin tamamen yasaklanması değil; antik dönem bağlamından bilinçli biçimde çıkarılması yatıyor. En az bir sergide “Filistin”in “Kenan” ile değiştirildiğinin doğrulanması, bu müdahalenin seçici ve ideolojik olduğunu ortaya koyuyor. Böylece müze, terminoloji üzerinden tarihsel anlatıyı yeniden çerçeveleyen aktif bir siyasal özneye dönüşmüştür.
KURUMSAL BASKI-SİYASAL UYUM
Bu kararı, arkeolojik bulguların güncellenmesiyle ya da akademik literatürde yaşanan bir kırılmayla açıklamak oldukça güç. Aksine, kültürel kurumların Filistin meselesinde giderek daha görünür hâle gelen önleyici uyum refleksinin bir parçasıdır. UKLFI’nin son yıllarda üniversitelerden hastanelere, sanat sergilerinden müzelere uzanan müdahaleleri, Filistin’le dayanışmayı “riskli” hâle getirmeyi amaçlayan bir yıldırma stratejisi üretmiştir. Her geri adım, bir sonrakini meşrulaştırmış; kültürel alan, siyasal baskının en kolay nüfuz ettiği zeminlerden biri hâline gelmiştir.
British Museum’un tutumu, Birleşik Krallık kurumlarının Ekim 2023 sonrasında İsrail’in Gazze soykırımı süresince sergilediği genel politikayla uyumlu. Gazze’de devam eden yıkım sürerken müzenin İsrail “bağımsızlık günü” etkinliklerine ev sahipliği yapması, kurumsal tarafsızlık iddiasının pratikte nasıl askıya alındığını göstermiştir. Filistin ifadesi yerine Kenan kavramının kullanılması bu nedenle münferit değil; süreklilik arz eden bir siyasal tercihin kültürel düzlemdeki yansımasıdır.
“KENAN”IN İDEOLOJİK YÜKÜ
“Kenan”ın “Filistin”e göre daha bilimsel ya da nötr olduğu iddiası tarihsel olarak savunulabilir değildir. Antikçağ çalışmalarında Kenan’ın coğrafi sınırları net değildir; kimi yaklaşımlar terimi dar bir kıyı şeridiyle sınırlar, kimileri Ürdün, Lübnan ve daha geniş bir bölgeyi kapsayacak biçimde kullanır. Bu belirsizlik, terimin ideolojik amaçlarla esnetilmeye son derece açık olduğunu gösterir.
Üstelik Kenan, modern Orta Doğu siyasetinde masum bir kavram değildir. Terim, özellikle İsrail’de, tarihsel ve dinsel referanslarla kolonizasyonu meşrulaştıran söylemlerin parçası olarak dolaşıma sokulmuştur. Bu nedenle “Kenan”ı bağlamdan kopuk biçimde “Filistin”in yerine geçirmek, bilimsel netlik üretmiyor; aksine ziyaretçiyi belirli bir anlatıya yönlendiriyor. Burada amaç, Filistin’i antik çağdan itibaren görünmez kılarak, günümüz Filistinlilerinin tarihsel süreklilik iddiasını zayıflatmaktır. Bu, akademik bir tercih değil; terminoloji üzerinden yürütülen bir hafıza mühendisliğidir.
SÖMÜRGECİLİK ÖNCE HAFIZAYI ELE GEÇİRİR
British Museum’un kurumsal hafızası, Britanya İmparatorluğu’nun sömürgeci pratiğiyle iç içedir. Koleksiyonların büyük bölümü, yağma ve zor yoluyla elde edilmiş eserlerden oluşur. Bu tür kurumlarda tarih, yalnızca geçmişi anlatan bir alan değil; bugünün siyasal tercihlerini meşrulaştıran bir araçtır. Sömürgecilik, toprağı kontrol edebilmek için önce hafızayı denetlemeyi öğrenmiştir.
Filistin bağlamında yaşanan da budur. Modern arkeoloji ve tarih yazımı, beş bin yılı aşan kesintisiz yerleşim bağlamında “Filistin” adını coğrafi bir referans olarak kullanagelmiştir. Bu topraklarda yaşayan halklar farklı imparatorluklar ve dinler altında yaşamış; ancak mekânsal ve toplumsal süreklilik korunmuştur. İsrailli Anti-Siyonist akademisyen Ilan Pappe’nin de dâhil olduğu eleştirel tarih yazımı, Filistin’in bu uzun sürekliliğinin siyasal nedenlerle parçalanmaya çalışıldığını ortaya koymuştur.
Buradaki çelişki açıktır: Erken dönem Siyonist kurumlar dahi “Filistin” adını resmî olarak kullanmaktan çekinmemişken, bugün aynı ad “politik” olduğu gerekçesiyle dışlanmaktadır. Sorun terimin kendisi değil; Filistinlilerin tarihsel varlığının kabul edilmemesidir.
ETİKETLER GERÇEKLERİ ÖRTEMEZ
Sonuç olarak British Museum’un antik dönem sergilerinden “Filistin”i çıkarma kararı, akademik bütünlük ve tarihsel sorumluluk açısından ciddi bir kırılmaya işaret etmektedir. Müze, bilimsel tartışmayı genişletmek yerine, siyasal baskıyı içselleştirerek belirli bir tarih anlatısını tercih etmiştir. Bu tercih, Birleşik Krallık kurumlarının Filistin meselesindeki daha geniş uyum modelinin kültürel alandaki tezahürüdür. Buna karşın kamuoyundan yükselen tepkiler, bu tür silme girişimlerinin karşılıksız kalmayacağını göstermektedir. Etiketler değiştirilebilir; ancak Filistin’in tarihsel gerçekliği, halkının sürekliliği ve hafızası terminoloji oyunlarıyla ortadan kaldırılamaz. Asıl soru şudur: Kültürel kurumlar sömürgeci tarih yazımını yeniden üretmeye devam mı edecek, yoksa akademinin ve tarihsel adaletin yanında durma cesaretini mi gösterecek?









