Nükleer sadece Müslüman'a yasak

Dış Haberler
04:00, 25/02/2026, ÇarşambaG: Güncelleme: 08:07, 25/02/2026, Çarşamba
Yeni Şafak
Nükleer sadece Müslüman'a yasak
Fotoğraf: Arşiv

2. Dünya Savaşı sonrası oluşan güç dengesinde ABD, Rusya, Çin, Fransa ve İngiltere “resmi” nükleer güçler olarak tanınıyor. Dünyayı birkaç kez yok edebilecek nükleer başlığa sahip bu ülkeler aynı zamanda dokunulmazlığa sahip. Küresel sistem İsrail’in de gayriresmi nükleer silah üretmesine göz yumarken nükleere teşebbüs eden Irak, Suriye ve İran gibi Müslüman ülkeler saldırılara uğradı.

Dünyada nükleer silahların varlığı, uluslararası güvenlik mimarisini kökten şekillendiren en belirleyici unsurlardan biri oldu. 2. Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıkan nükleer caydırıcılık doktrini, büyük güçler arasında doğrudan savaş ihtimalini azaltmış ancak aynı zamanda küresel güç hiyerarşisini kalıcı biçimde belirli ülkeler lehine sabitlemiştir. Bugün nükleer silahlar yalnızca askerî bir kapasite değil, aynı zamanda uluslararası sistemde “dokunulmazlık” sağlayan stratejik bir statü göstergesi olarak işlev görmektedir. 1968 tarihli Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması (NPT), nükleer silah sahibi devletleri resmî olarak tanımlamış ve bu statüyü fiilen 2. Dünya Savaşı sonrası güç dengesiyle sınırlandırmıştır. Bu çerçevede ABD, Rusya, Çin, Fransa ve İngiltere “resmî” nükleer güçler olarak tanınıyor. Söz konusu beş ülkede bugün dünyayı birkaç kez yok edecek miktarda nükleer füze başlığı ve bunları fırlatacak sistemler olduğu bilinmekte. Ancak anlaşma, bu beş ülkenin silahlarını meşrulaştırırken diğer ülkelerin aynı kapasiteyi edinmesini yasaklayan asimetrik bir yapı üretmiş durumda. Bu durum, nükleer silahların yayılmasını önleme amacı taşısa da fiilen mevcut güç dağılımını koruyan ve söz konusu beş ülkenin dünyanın geri kalanına dayatmalar yapabileceği bir sistem yaratmıştır. Bu asimetrik yapının hedefinde ise İslam dünyası bulunuyor.

İSLAM DÜNYASI AMBARGOYU KIRMALI

Beş ülkenin ana hedefinin İslam coğrafyası olduğu biliniyor buna karşın, nükleer silahların yayılmasına ilişkin en büyük baskının da Müslüman ülkelerin üzerinde yapıldığı görülüyor. Hindistan'ın artan nükleer silah gücü karşısında kendini savunma amaçlı zorlu yollarla Pakistan nükleer güç sahibi olabildi. Son 40 yılda başta ABD olmak üzere Batılı ülkelerin işgal, darbe girişimi ve teröre destekleriyle istikrarsızlaştırılan ve parçalanan İslam coğrafyasının kendisini savunmaya yönelik her türlü arayışı, ekonomik ablukalar ya da silah ambargoları gibi politikalarla engellenmeye çalışılıyor. Öyle ki İslam ülkelerinin barışçıl nükleer enerji edinme çabaları dahi Batılı ülkeler ve İsrail tarafından öncelikle engellenecek adımlar olarak değerlendirildi. Bugün İran'ın barışçıl nükleer enerji üretme politikasına yönelik başta ABD ve İsrail olmak üzere Batı'dan başta ekonomik yaptırımlar olmak üzere askeri müdahaleye varan tehditler, mevcut çifte standardı bir kez daha göz önüne seriyor. 1981'de Irak'ın Osirak nükleer deneme reaktörünün vurulması, 2007 yılında Suriye'nin nükleer santral inşa ettiği iddiasıyla İsrail tarafından vurulmaları ve Batılı ülkelerin bu saldırıları destekler pozisyon alması, küresel çifte standardı gözler önüne serdi. Emperyalist güçler tarafından sürekli savunmasız olarak bırakılmak istenen İslam ülkelerinin de barışçıl amaçlarla nükleer enerji sahibi olması ve kendini korumak amacıyla nükleer silah sahibi olması, değişen güç dengeleri ve "herkesin menüde olduğu" bir küresel ortamda bir zorunluluk olarak ortaya çıkıyor. Gerçek anlamda dünya barışının sağlanamabilmesi için Batılı emperyalist devletlerle güç dengesinin kurulması ve İslam dünyasının menfaatlerinin korunması için her türlü kritik adım düşünülmeli.

HAYDUT DEVLETE TANINAN AYRICALIK

NPT dışında nükleer kapasite geliştiren Hindistan, İsrail ve Kuzey Kore ise farklı güvenlik gerekçeleriyle bu silahları edinmiş ve böylece uluslararası sistemde fiilî bir caydırıcılık statüsü kazanmıştır. Özellikle Filistin topraklarını işgal altında tutan ve Ortadoğu ülkelerine yönelik saldırılarıyla terörize eden İsrail’in nükleer kapasitesi resmî olarak teyit edilmemekle birlikte, uzun yıllardır uluslararası çevrelerde “açık sır” olarak değerlendiriliyor. Buna rağmen bu kapasite, Batılı devletler tarafından genellikle yüksek sesle sorgulanmamış, ve bir çifte standardı uygulamaya sokarak aksine bölgesel güvenlik denkleminde işgalci güç lehine zımni bir unsur olarak kabul edilmiştir. Gazze'de son 3 yıldır gerçekleşririlen soykırımda, İsrailli politikalacıların kendilerine yönelik eleştirilere nükleer silah kullanma tehdidiyle cevap vermesi, haydut devletin elindeki nükleer silahları nasıl bir dayatma amacıyla kullanabileceğini tüm dünyaya gösterdi.

KUZEY KORE ÖRNEĞİ

Nükleer güce sahip Kuzey Kore ise ağır yaptırımlara ve diplomatik izolasyona rağmen doğrudan kapsamlı bir askerî müdahaleye maruz kalmamıştır. Bu tablo, nükleer silahın yalnızca askerî değil, rejim güvenliği açısından da güçlü bir sigorta olarak görüldüğünü ortaya koymaktadır.

BARIŞI KORUMAK İÇİN ZORUNLU

Sovyetler Birliği dağıldığında Ukrayna, ABD ve Rusya'dan sonra en büyük nükleer cephaneliğe sahip ülke konumundaydı. 1994 yılında Budapeşte Memorandumu ile Batı'nın sağladığı güvenlik garantileri karşılığında envanterindeki nükleer silahları Rusya'ya teslim etmeyi kabul eden Kiev yönetimi, 2014 ve 2022 senesinde Rus işgaliyle karşı karşıya gelirken, Batılı ülkelerden doğrudan bir askeri koruma gelmemesi, "Ukrayna nükleer silahları vermeseydi bu işgaller gerçekleşir miydi?" sorusunu yeniden gündeme getirdi. 1993'te Chicago Üniversitesi'nin önde gelen uluslararası ilişkiler teorisyenlerinden John J. Mearsheimer, "barışı korumak" için Ukrayna'nın nükleer cephaneliğe sahip olmasının "zorunlu" olduğunu ileri sürmüştü. Yaşanan gelişmeler kendisini haklı çıkardı.

BATI HARİÇ HERKESE YASAK

Bu durum, özellikle Batı’nın nükleer silah konusundaki yaklaşımının seçici ve siyasî olduğu yönünde eleştirilere güç veriyor. Bir yandan soykırımcı İsrail gibi bazı ülkelerin nükleer kapasitesi fiilen kabullenilirken, diğer yandan farklı coğrafyalardaki nükleer girişimlere karşı sert yaptırımlar uygulanması, “çifte standart” tartışmalarını besliyor.


Pehlevi'nin Yahudi damadı

Son İran Şahı Muhammed Rıza Pehlevi’nin torunu ve sürgündeki Rıza Pehlevi’nin kızının evliliği dikkat çekti. Pehlevi hanedanının üyesi 31 yaşındaki Prenses Iman, Amerikalı Yahudi iş insanı Bradley Sherman ile 2025 yılında evlendi. Bu evlilik hem kraliyet hem de kültürel açıdan geniş yankı buldu. Prenses Iman ile Bradley Sherman, önce New York’ta resmi nikah kıydı, ardından aile ve yakın çevre için Paris’te görkemli bir düğün töreni düzenledi. Tören 8 Haziran 2025’te gerçekleşti ve Paris’in simgesel atmosferi eşliğinde birçok konuk fotoğraflarla belgeledi. Törene eski kraliçe Farah Pehlevi de katıldı. Bu evlilik, Pehlevi hanedanı tarihinde bir ilk olarak da değerlendiriliyor çünkü aile dışından bir Yahudi iş insanı, bu şekilde resmi olarak kraliyet ailesinde yer almış oldu. Evliliğin hemen ardından Rıza Pehlevi'nin adının İran'da rejime yönelik bir askeri saldırının ardından, Tahran'da yönetime geçecek isimlerin başında gösterilmesi ise bir tesadüften öte anlamlar taşıdığı belirtildi. Pehlevi hanedanı döneminde İran bölgede İsrail'in en yakın müttefiklerinin başında geliyordu.


Rus istihbaratı: İngiltere ve Fransa, Ukrayna’ya nükleer bomba vermeye hazırlanıyor
Dünya
Rus istihbaratı: İngiltere ve Fransa, Ukrayna’ya nükleer bomba vermeye hazırlanıyor
İran Dışişleri Bakanı Arakçi: Bizim nükleerimiz barışçıl
Dünya
İran Dışişleri Bakanı Arakçi: Bizim nükleerimiz barışçıl
Nükleer Teknopark: Devlet aklının stratejik hamlesi
Düşünce Günlüğü
Nükleer Teknopark: Devlet aklının stratejik hamlesi
İran ve Katar Dışişleri Bakanları nükleer müzakereleri görüştü
Dünya
İran ve Katar Dışişleri Bakanları nükleer müzakereleri görüştü
Avrupa'nın nükleer senaryoları
Dünya
Avrupa'nın nükleer senaryoları
Yorumlar
Avatar

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.

Sayfa Sonu
Türkiye’nin Birikimi. Uluslararası Medya Grubu.

Türkiye’nin gündemini belirleyen haber kaynağına hoş geldiniz! Tarafsız, dinamik ve derinlemesine habercilik anlayışıyla Yeni Şafak, okuyucularına güncel gelişmelerin ötesinde bir deneyim sunuyor. Siyaset ve ekonomiden kültür-sanat ve spor dünyasına kadar geniş bir yelpazede sunduğu haberlerle, hem Türkiye’de hem de dünyada neler olup bittiğini anında öğrenin. Dijital platformlarıyla her an, her yerden en doğru bilgiye ulaşın; Yeni Şafak’la gündemi yakalayın!

Sosyal medyada bizi takip edin
Mobil Uygulamaları indirin

Gündemi cebinizde taşıyın! Yeni Şafak’ın mobil uygulamalarıyla, en güncel haberlere anında ulaşın. Siyasetten ekonomiye, spordan kültür-sanat dünyasına kadar geniş bir içerik yelpazesi parmaklarınızın ucunda! Hem iOS, hem Android hem de Huawei cihazlarınızda kolayca indirerek, günün her anında en doğru bilgiye hızlıca erişin. Hemen indirin, dünyadaki gelişmeleri kaçırmayın!

Kategoriler
Albayrak Medya

Maltepe Mah. Fetih Cad. No:6 34010 Zeytinburnu/İstanbul, Türkiyeiletisim@yenisafak.com+90 212 467 6515

YASAL UYARI

BIST isim ve logosu 'Koruma Marka Belgesi' altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.

Tüm hakları saklıdır © Net Medya 2026