|

Benim için halıya bakmak Boğaz’a bakmaktan keyifli

Kapalıçarşı’da üç kuşaktır halıcılık yapan Memet Güreli, klasik halıcılıkla ile başlayan yolculuğunu bambaşka bir tasarım öyküsüne dönüştürmüş. Anadolu’nun zengin kültürel mirasını modern dokunuşlarla geleceğe taşıyan Güreli, antika halıların ise gönlünde bambaşka bir yeri olduğunu söylüyor, “Ada Milas’ı diye bir tür var mesela aşığım. Bir Uşak gördüm aylarca bakabilirim, ben halıcıyım Boğaz’a bakmaktan daha keyifli benim için” diyor.

Latife Beyza Turgut
04:00 - 16/06/2024 Pazar
Güncelleme: 03:12 - 16/06/2024 Pazar
Yeni Şafak
Memet Güreli
Memet Güreli

Uzun yıllardır aşkla düğümlenen Uşak, Hereke, Ürgüp, Bünyan ve daha birçok çeşidiyle dünyaya nam salan Türk halıları, geçtiğimiz günlerde İstanbul’da birden çok mekânda ziyarete açılan sergilerle yeniden gündemimize taşınıyor. Peşpeşe açılan sergiler bizi Türk halılarının geçmişine götürüyor. Peki bugün, Türk halıcılığına dair özgün hangi işler öne çıkıyor? Bu sorunun cevabı için, dünyanın en büyük, en eski çarşılarından ve aynı zamanda en çok ziyaret edilen yerlerinden birisi olan Kapalıçarşı’ya gidiyoruz. Kapalıçarşı’da üç kuşaktır halıcılık yapan bir ailenin üyesi olan Memet Güreli, klasik halıcılıkla ile başlayan yolculuğunu bambaşka bir tasarım öyküsüne dönüştürmüş bir isim. 1989’da geleneksel halıcılıkla uğraşan aile işinden ayrılıyor ve yine Kapalıçarşı’da Takkeciler Sokağı’nda Anadolu’nun kaybolmaya yüz tutmuş zengin kültürel mirası modern dokunuşlarla geleceğe taşıdığı markası Dhoku’yu kuruyor. Marka, kuruluşundan bu yana Koray Özgen, Ela Cindoruk, Ayşe Birsel, Alev Ebüziyya gibi uluslararası üne sahip Türk tasarımcılarının dışında, Bibi Seck ve Filip Pagowski gibi önemli sanatçılarla çalışmaya devam ediyor. Bugünlerde halıcılıkta 35. yılını kutlamaya hazırlanan Memet Güreli ile Dhoku serüvenini konuştuk.

Yaptığım işin bir hikâyesi olsun istedim

“Biliyorsunuz, 1960’lara hatta 1970’lere kadar Kapalıçarşı esnafı genellikle Rum, Ermeni, Yahudi gayrimüslim vatandaşlardan oluşuyordu. Halıcılık da Ermenilerin elinde bir meslek grubuydu. Bizimkiler de birkaç Ermeni ustanın yanında başlamışlar. İşi öğrendikten sonra kendi iş yerlerini açmışlar. Bugün Kapalıçarşı’da benim ailemden olan 14 firma var” diyen Memet Güreli, 1989 yılında ailesinden ayrılarak kendi başıma bir iş kurmaya karar vermiş. “Bildiğimiz halıları alıp satıyorduk. Geleneksel esnaflık kodlarıyla günü geçiriyor ve para kazanıyorduk. Ama ben bunu yeterli görmedim. Tamamen geleneksel halıcılığın dışında bir şey yapmak istedim. Bir gün oğluma anlatırken, ‘Kapalıçarşı’daydım oğlum halılar sattık, seni okula gönderdik, geçimimizi sağladık’ demekten ziyade ‘Bak biz klasik halıdan modern bir yola evrildik’ diye anlatmak istedim. Diğerinin bir hikâyesi yoktu çünkü” diye anlatan Güreli, ilk başta aile içinde karşı çıkanlar olduğunu anlatıyor. Tüm itirazlara rağmen Güreli önce geleneksel kilim üretimini çağdaş bir anlayışla sunma fikrinin sonucunda “ethnic” ve çağdaş anlamındaki ‘contemporary’ sözcüklerinin birleşimiyle “EthniCon” markasını kurmuş. Ardından dokumasındaki farkla öne çıkan markanın adına “Dhoku”ya evrilmiş. Markanın ürünlerini yaparken dokumalara müdahale ederek geleneksel dokuyu değiştirdiklerini anlatan Güreli, “Bilirsiniz normalde kilimlerin ilmek araları açıktır. Delik gibi durur. Biz bu boşlukları kaldıran bir dokuma ortaya çıkardık. Dolayısıyla bir kilimin hem dokunma süresi arttı hem de ağırlığı, kullanılan yün iplik miktarı arttı. Diğer kilimlerden en önemli farkımız budur. Kilimin ağırlığı yaklaşık 4 kat daha fazla” diyor. Elbette bu teknik sıradan dokumalara göre maliyeti de artırmış. Fakat Güreli, ortaya koydukları katma değerli ürünü göz önüne alınca değdiğini söylüyor.

Bu sektörde sanattan uzak olamazsınız

Markanın ilk ürünleri hem yerel hem evrensel ve çağdaş bir dil oluşturulacak biçimde tasarlanmış. Superpool Mimarlık ofisinin kurucu ortaklarından Selva Gürdoğan ve eşi Gregers Tang Thomsen ile yakın bir arkadaşı sayesinde tanışan Güreli, mimar çifte yepyeni, modern bir kilim tasarımı yapmak istediğini söylemiş. Onlar da “Biz sana koleksiyon yapalım” diye yanıtlamışlar ve 300 farklı tasarım ortaya çıkmış. Denizli, Manisa ve İzmir’den kilim dokumacılığında uzman kişiler İstanbul’a getirilerek Anadolu’nun farklı yerlerinden toplanan eski halı ve kilimler kırkyama tekniği ile yeniden tasarlanıp üretilmiş. Bu ilk koleksiyonun çok dikkat çektiğini ve beğenildiğini anlatan Güreli, bugün hâlâ bu koleksiyonun talep gördüğünü ifade ediyor. “Genellikle iki yılda bir yeni koleksiyonumuzu tanıtıyoruz. Koleksiyonlarda da hep sanatçılarla, tasarımcılarla çalışıyoruz” diyen Güreli, pek çok sanatçıyla da bienal sayesinde bir araya geldiklerini belirtiyor. “Benim hayata bakışım, hiçbir şeyin tek boyutlu olmaması üzerine. Sanat, tarih, estetik bunlar harmanlanmalı. Bence iyi bir mühendis bile sanat bilmeli. Bir bütün bunlar. Halı yapıyorsanız nasıl sanattan uzak olacaksınız ki?” diyor. Kapalıçarşı’yı ilk yapılan İstanbul Tasarım Bienali’nde katıldıkları bir sergiyle buluşturan Dhoku’nun 2012-2016 arasındaki üç bienal sergisininin kavramsal çerçevesini Khora Office çizmiş ve bu sergilere Koray Özgen, Ela Cindoruk, Ayşe Birsel, Bibi Seck, Filip Pagowski gibi uluslararası tanınırlığa sahip önemli sanatçılarla çalışmış. Bienal sergileri dışında da yine Alev Ebüziyya gibi uluslararası üne sahip sanatçılarla çalışan ve “Bizim amatörlüğü ve profesyonelliği harmanlayan bir kimliğimiz var. Bu benim hayattaki duruşumdur da. Bu tavır bence pek çok kişiye çok çekici geliyor” diyen Güreli, normal bir halı üreticisinin ulaşamayacağı isimlerin kendilerine teklifte bulunmasını da bu duruşa bağlıyor.

Dokuyucu bulmak giderek zorlaşıyor

Dhoku markasının Manisa ve Uşak’ta pek çok tezgahı bulunuyor. Dokumacıların sayısı ise mevsime bağlı olarak değişkenlik gösteriyor. Güreli, yaz aylarında üreticilerin kırsaldaki kendi işleriyle uğraştıklarını, sonbahar ve kış mevsimlerinde ise yine dokuma tezgahlarının başına geçtiklerini anlatıyor. Güreli, “Dokumacıların sayısı yazları 10-20’ye kadar düşer, kışa doğru yeniden 40’lara 50’lere çıkar. Ama bu sayı yıllar içinde hep azalacak. Ve bu çok ciddi bir problem. Bir taraftan tasarım anlamında çok yaratıcı insan yetişmiyor diğer anlamda dokumacı da giderek azalıyor. Bu mesleği yapan insanlar bile dokumacılığı biraz daha alt kültür olarak görüyor. ‘Ben dokuma yaptım ama benim kızım veya oğlum bunu yapmayacak, okuyacak’ gibi düşünüyorlar. Bence 10 yıl sonra dokuyucu bulmakta çok zorlanacağız” diyor. Son yıllarda dokumacılığı yeniden canlandırmak adına değerli çalışmalar da yapıldığının altını çizen Güreli, “Ama trendi geri çevirmek çok kolay değil. Biz geleneksel ve moderni harmanlayarak katma değerli bir ürün ortaya koyuyoruz. Maalesef bu konuda çok yalnızız. Tek olduğumuz için bunu bir akıma dönüştüremiyoruz. Bizim gibi yüz firma olsa keşke olsa. İnanın çok farklı şeyler ortaya koyarız” açıklamasını yapıyor. İstanbul’da Türk halılarıyla ilgili peşpeşe açılan sergileri gezdiğini söyleyen Güreli, antika halıların ise gönlünde bambaşka bir yeri olduğunu söylüyor. “Daha çok antika halılar üzerine olmakla beraber kesinlikle görülmesi gereken sergiler. Gezdiğim son sergide muhteşem antika halılar vardı. Ada Milas’ı diye bir tür var mesela aşığım. Bir Uşak halısına aylarca bakabilirim, ben halıcıyım Boğaz’a bakmaktan daha keyifli benim için” diyor.

Özgün olduğu için tercih ediliyor

Memet Güreli, tabiri caizse gözlerini halen içinde dükkânının bulunduğu Kapalıçarçı’da açmış. “Ben burada çıraklıkla başladım. Benim gibi pek çok arkadaşım var. Kapalıçarşı bizim hayatımızın önemli bir parçası. Bir kültürdür bu” diye anlatıyor. Hergün Kapalıçarşı’daki dükkânlarının önünden yüzlerce turist geçiyor. Zaman zaman o turistlerin içinde dünyaca ünlü isimler de oluyor ve Dhoku, Türkiye’yi gezmek için gelen bu isimlerin özgün bularak alışveriş yaptığı dükkânlardan biri oluyor. Son yıllarda Kapalıçarşı’daki ürün çeşitliliğinin giderek azaldığına ve taklit ürünlerin arttığına dikkat çeken Güreli, “İstanbul’a ilk kez gelmiş bir turist satın almak için daha özel, daha yaratıcı bir şeyler arıyor. Ancak Kapalıçarşı’nın tamamını gezdiğinizde özgün şeyler satan 20 dükkân bulamazsınız. Hepsi ya aynı şeyi satıyor ya da global markaların taklitlerini. Dolayısıyla okuryazar, parasına kıymet veren turistin ilgisini bunlar çekmiyor” diyor. Yaptığı işin muadillerinden farklı ve özgün olduğu için tercih edildiğini düşünen Güreli, “Hiçbir tasarımımız pazarlandığı için keşfedilmiş değil. Kapalıçarşı’dan gün içerisinde bir sürü ünlü isim geçiyor. İnsanlar, özgünlüğü fark edince kendileri içeriye girip inceliyor” ifadesinde bulunuyor. Ürünlerinin alıcıları arasında Clive Owen, Kim Basinger, Sandra Bullock, Martha Stewart, Ralph Laurent, Sonia Rykiel, Donna Karan ve Giorgio Armani gibi Hollywood yıldızları, ünlü moda tasarımcıları ve tanınmış isimler yer alıyor.



#Aktüel
#Hayat
#Halıcılık
1 ay önce