Ecevit hukuk dinlemiyor

.
00:005/05/1999, Çarşamba
G: 21/11/2013, Perşembe
Yeni Şafak
Ecevit hukuk dinlemiyor
Ecevit hukuk dinlemiyor

Türkiye, geçtiğimiz pazar gününden beri milletvekili yemin töreninde yaşanan 'başörtüsü krizi'ni konuşuyor. İstanbul milletvekili Merve Kavakçı, Genel Kurul Salonu'na başörtüsüyle girince, DSP Genel Başkanı Bülent Ecevit ve grubunun 'bir kaşık suda kopardığı fırtına'yı duymayan kalmadı. Ecevit, henüz milletvekilliği yeminini etmeden başkanlık kürsüsüyle tartıştı ve önceden hazırladığı yazılı metni okuyarak, demokrasi karşıtı talihsiz konuşmasını yaptı. Merve Kavakçı'nın Genel Kurul Salonu'na girişini 'devlete meydan okuma' olarak niteledi. Düşünce Günlüğü'nde bugün okuyacağınız Hukukçu Mahmut Özbay'ın 'Ecevit hukuk tanımıyor' başlıklı yazısı 'bir kaşık suda koparılan fırtına'nın Anayasaya ve insan haklarına aykırı olduğunu dile getiriyor.


TBMM'nin açılış günü beklenen ve tasarlanan arbede gerçekleşti. Solun-Marksist'lerin ve malum medyanın günlerdir oluşturduğu tahrik, acı meyvesini verdi. Bir kaşık suda fırtına koparmak diye buna denir.

Ecevit, geçmişteki tahrikçi tavrını sergiledi

Malum medya tarafından tahriklerin zirveye ulaştığı yemin günü, "Akıl mı, inat mı?" diye başlıklar atıldı, Sayın Ecevit 70'li yıllardaki tahrikçi günlerini aratmayacak şekilde, kendisi de henüz milletvekilliği yeminini etmeden başkanlık kürsüsüyle tartışarak, izin almadan kürsüye fırlamış ve önceden hazırladığı yazılı metni okumak suretiyle demokrasi karşıtı talihsiz konuşmasını yapmış; seçilmiş milletvekili olan Merve Kavakçı'nın Genel Kurul salonuna girişini "devlete meydan okuma" olarak nitelemiş, "bu hanıma haddini bildirin" diyerek hem DSP Grubunda hem de Genel Kuruldaki konuşmalarıyla grubunu ve bir takım çevreleri kışkırtarak suç işlemeye tahrik etmiştir.

Demirel'in tavrı da aynı

Aynı tavır, sayın Cumhurbaşkanı tarafından da sergilenmiştir. Kırk yıla yakın süredir siyasetin içinde yer alan ve muhafazakar insanların desteği ile uzun yıllar başbakanlık yaptıktan sonra da Cumhurbaşkanlığı makamına gelen Sayın Demirel de başörtüsü ile Meclise girmeyi "Cumhuriyete karşı cereyan, bölücülük" olarak niteleyerek kendi kişiliğini ortaya koymuştur.

Eğer ortada bir problem varsa, bunun çözümü yasal ve anayasal dayanağı olmayan tahrikçi açıklamalar değil, suhulet ve akıldır. Olay, başörtüsü takmayı yaşam tarzı ve özel tercihi olarak benimsemiş ve seçmenin karşısına bu haliyle çıkmış, bu haliyle milletvekili seçilmiş iki bayan vekilin TBMM'ne başörtüsü ile girip giremeyeceği meselesidir. Bunun, Cumhuriyete karşı gelmek, bölücülük yapmak, devlete meydan okumak şeklinde nitelendirilmesinin her şeyden önce hiç bir vicdanî, ahlakî, mantıkî yönü olmadığı gibi hiç bir yasal ve anayasal dayanağı da yoktur. Olay, tam anlamıyla bir kaşık suda fırtına koparmaktır. Geçici Meclis Başkanı'nı da Devlet adına, Cumhuriyet adına baskı altına alma eylemidir. Apaçık bir dayatmadır, hukuksuzluk ve suç işlemeye tahrik etme eylemidir.

Meclis Geçici Başkanı'na bir dosya sunularak, güya, başörtüsü yasağının hukuki dayanakları ortaya konmuş(!), Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'nun iki öğrencinin başvurusunu reddettiği kararı ve Anayasa Mahkemesi'nin üniversitelerde kılık kıyafetle ilgili 1989 yılındaki ilk kararı, Başbakanlık Kılık Kıyafet Yönetmeliği gösterilmiştir. Ayrıca sayın Ecevit, güya akıl yürüterek "kadın polisler, kadın subaylar var, onlar da mı türban giyecek?" demek suretiyle dayatmacılığına zorlama yoluyla gerekçe bulmaya çalışmıştır.

Meselenin hukuki boyutu

Biz meseleyi, insani boyutu ötesinde hukuki yönüyle değerlendireceğiz.

Milletvekillerine başörtüsü yasağı dayatması her şeyden önce, insan haklarına, Anayasaya, hukuka, bizzat milletvekili yeminine aykırıdır. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Türkiye Cumhuriyeti Devletinin imzaladığı tüm insan hakları sözleşmelerinde din ve vicdan hürriyeti, dini vecibelerini yerine getirmek, dinini öğrenmek ve öğretmek hakkını da kapsayacak şekilde güvence altına alınmıştır. Bu sözleşmeler, Anayasamızın 90'ncı maddesine göre kanun hükmündedir ve anayasaya aykırılığı dahi ileri sürülemez.

Anayasanın 24'ncü maddesinde, "herkesin vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine sahip olduğu, kimsenin dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamayacağı ve suçlanamayacağı" belirtilmektedir. Milletvekillerinin dokunulmazlığını düzenleyen Anayasa'nın 83'ncü maddesi, milletvekilinin gerek Mecliste gerek Meclis dışında düşüncelerinden dolayı sorumlu tutulamayacağı, hatta suç işlemiş olması halinde dahi soruşturmanın dönem sonuna bırakılacağı hükme bağlanmıştır. Bu açıdan sayın Ecevit'in ve DSP Grubu'nun ayağa kalkmasını ve başörtülü milletvekilinin yeminini engellemesini okuyucuların değerlendirmesine bırakıyoruz.

Yasal yönden de milletvekillerinin başörtülü olamayacağı yönünde hiç bir engelleyici düzenleme yoktur. 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu'nun 11'nci maddesinde, milletvekili seçilemeyecek olanlar 4 madde halinde sayılmıştır. Bu maddede, bir şekil şartı yoktur.

TBMM İçtüzüğünde, milletvekillerinin kıyafetini belirleyen 56. maddesi, bayan milletvekillerinin tayyör giyeceği hükmünü içermektedir. Tayyör giymenin başörtüsü takılmasına izin vermeyeceği iddiası ise saçma ve gülünç olmaktan ileri gidememektedir.

Sayın Ecevit'in "kadın polisler, kadın subaylar var, onlar da mı türban giyecek?" iddiasına gelince, bu iddia da dayatmanın ve terörün boyutunu gösterecek bir itiraftır.

Başörtüsü yasağı ile ilgili DSP şovu, bizatihi milletvekili yemin metnine de aykırıdır. Yemin metninde, "...herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerinden yaralanması ülküsünden ve Anayasa'ya sadakattan ayrılmayacağıma büyük Türk milleti önünde namusum ve şerefim üzerine and içerim" denilmektedir.

Başörtüsü yasağını savunanların iddiaları

Meclis'te başörtüsü yasağını savunanların dayandıkları iddialara gelince; 1989 yılında Anayasa Mahkemesi'nin, sayın Kenan Evren'in başvurusu üzerine 2547 sayılı yasanın Ek-16. maddesinin iptali ile ilgili verdiği karardır. Daha sonra, aynı kanuna Ek-17. madde ilave edilerek, "yüksek öğretim kurumlarında kılık kıyafet, yürürlükteki kanunlara aykırı olmamak şartıyla serbesttir" hükmü getirilmiş olup, bu hükmün iptali içen Anayasa Mahkemesi'ne SHP tarafından yapılan başvuru da reddedilmiştir. Halen bu kanun hükmü yürürlüktedir. Yasakçılar, Anayasa Mahkemesi'nin bir yorumuna dayanmaktadırlar ki; bu yorum tarzı açıkça Anayasa'ya aykırıdır. Zira anayasamızın 153/2. Maddesi; "Anayasa Mahkemesi.. kanun koyucu gibi hareketle yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez" demektedir.

Meclis'te başörtüsü yasağını dayatan zihniyet, esasen demokrasi ile de taban tabana zıttır. Kadınlarının yarıdan fazlasının başörtüsü giyindiği ve vatandaşının %80'lere varan bir kısmının başörtüsü yasağına karşı olduğu bir ülkenin milleti temsil etmesi gereken Meclis'inde, millete rağmen dayatmalara bir anlam verebilmek mümkün değildir.

Tüm bu durumlar birlikte değerlendirildiğinde, maalesef Türkiye'deki fiili durum; temel hak ve hürriyetlerin sağlandığı bir hukuk devleti olmak şöyle dursun, Anayasası'nın yer yer rafa kaldırıldığı, yasama, yürütme ve yargı organının baskı altında tutulduğu, henüz kanun devleti bile olamamış bir ülke görünümündedir.

"Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" temel Anayasa hükmü, bu durumda sadece Anayasa'da yer alan, uygulaması bulunmayan, lüks bir fantezi olmaktan öte bir anlam taşımamaktadır.

Sonuç olarak, Anayasa Mahkemesi Başkanı'nın, kuruluş yıldönümünde yaptığı ve TBMM'den talepleri dile getiren, fikir hürriyeti başta olmak üzere düşünceyi açıklama hürriyeti, din ve vicdan hürriyeti, siyasi hak ve hürriyetler üzerindeki baskıların kalkması yönünde yasal düzenlemelerin yapılması ve ülkenin demokratikleşmesi hakkındaki talep ve dilekleri de daha başlangıçta yerini umutsuzluğa ve kısır tartışmalara terketmektedir. Bu meyanda MHP de, fikir, din ve vicdan özgürlüğü gibi temel hakların arkasında durma noktasında daha başlangıçta sessiz kalmayı tercih etmiştir. Ayrıca, bazı kesimlerce iyiniyetli olarak seslendirilen; başörtüsü konusunun TBMM'de oylamaya sunulması teklifini de doğru bulmamaktayız. Zira bu tutum, temel hak ve hürriyetlerin oylanması demektir ki; bu demokrasinin özüne aykırıdır. Demokrasi, sadece halkın önüne sandık konulması demek değildir. Temel hak ve özgürlükler, demokrasinin temel öğesi, olmazsa olmaz şartıdır. Oylanamaz, tartışılamaz.

Sayın Cumhurbaşkanını, Sayın Ecevit'i ve DSP grubunu, temel hak ve hürriyetlere karşı takınmış oldukları tahrikçi tutumdan vazgeçmeye çağırıyor, suhulete, insan hakları, Anayasa, 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu 11. Maddesindeki milletvekili seçilme şartlarını ve yeterliliğini tanımaya, TBMM İç Tüzüğüne uygun davranmaya davet ediyoruz.

YASAĞIN ANAYASAL DAYANAĞI YOK

Meclis'te başörtüsü yasağını dayatan zihniyet aslında demokrasiyle de taban tabana zıttır. Ortada bir problem varsa, bunun çözümü yasal ve anayasal dayanağı olmayan tahrikçi açıklamalar değil, suhulet ve akıldır. Olay, başörtüsü takmayı yaşam tarzı ve özel tercihi olarak benimsemiş ve seçmenin karşısına bu haliyle çıkmış ve bu haliyle milletvekili seçilmiş Merve Kavakçı'nın TBMM'ne başörtüsü ile girip giremeyeceği meselesidir. Bunun devlete meydan okumak şeklinde nitelendirilmesinin hiç bir yasal ve anayasal dayanağı da yoktur.