İstanbul'un en seçkin restoranlarından biri olan Şehzade Mehmed Sofrası, size, eşsiz lezzetler, güleryüzlü hizmet, musıki ve sema gösterileri ile Ramazan'ı hissedeceğiniz bir iftar vaadediyor
Kanuni Sultan Süleyman'ın 'Şehzadeler Güzidesi' olarak yetiştirdiği Şehzade Mehmed anısına 1543 yılında yapılan eşsiz mekanda bir iftara ne dersiniz? Şehzade Mehmed Sofrası, bu tarihi mekanda konuklarına Ramazan'ı en güzel şekilde yaşamalı için fırsatlar sunuyor. İstanbul'un en seçkin restoranlarından biri olan Şehzade Mehmed Sofrası, Osmanlı mutfağından eşsiz lezzetler, güler yüzlü hizmet, musikimizden seçkilerin sunulduğu canlı fasıl, sema ve mehteran gösterileri ile kendinizi bulacağınız bir iftar vaadediyor. Şehzade Mehmed Sofrası'nın 15 müstakil odası,100 kişilik büyük salonu var. Kapalı mekanda ise 500 kişiye kadar hizmet verilebiliyor. Şehzade Mehmed Sofrası, otağ minderli, şömineli, yer sofrasında ya da masalı odalarda veya avluda yemeğin nargilenin, kahvenin keyfini çıkarmak, şehrin gürültüsünden uzakta ezan sesleriyle iftar açmak için bulunmaz bir fırsat.
İstanbul Büyük Şehir Belediyesi karşısında, Mimar Sinan tarafından Kanuni Sultan Süleyman'ın emriyle Şehzade Mehmed Camii Avlusu'nda yer alan Şehzade Mehmed Sofrası geleneksel damak tatlarımızı günümüze taşımasının yanı sıra büyük mimar Sinan'ın yaptığı bir mekanda tarihi yaşamanızı sağlıyor. Bu tarihi mekanın bir de acıklı öyküsü var: Şehzade Mehmed'in öyküsü:
Şehzade Medresesi'nin doğuş hikayesi oldukça acıklı. Hikayenin kahramanları arasında padişahların en haşmetlisi Kanuni Sultan Süleyman, mimarların en büyüğü Sinan ve şehzadelerin en bahtsızı Mehmed var. Tarih 16. yüzyılın başları, mekan İstanbul. Şehzade Mehmet, Sultan Süleyman'ın en kıymetli varlığıdır. Daha küçük bir çocukken hastalıkların pençesine düşer. Sarayın tüm hekimbaşıları ve cerrahları Şehzade Mehmed'in iyileşmesi için çaba sarfeder. Koca Sultan, savaş meydanlarından gelip sabahlara kadar, kinin yutturulan oğlunun başında ateşlerinin soğumasını bekler.
Şehzademiz, büyüyene kadar bir ölür bir dirilir. Hastalandığında yemeden içmeden kesilir, belindeki kılıcı bile taşıyamayacak kadar mecalsiz düşer. Ve gün gelir Şehzade iyileşir ve eski günlerine döner... Kudreti ve haşmeti pek sevmez. Ve aslında tahtta taçta gözü de yoktur. Biraz nazenin yetiştiği ve şair ruhludur. Sultan Süleyman, tahtını, tacını, kılıcını ve şanını canından çok sevdiği küçük oğlu Şehzade Mehmed'e bırakmak istemektedir. Bu kardeşler arasında anlaşmazlığa sebep olur, taht kavgaları başlar. Ve sonuda Şehzade Mehmed, Manisa'da yataklara düşer ve bir daha asla kalkamaz. Bir seferden dönmekte olan Kanuni acı haberi Edirne'de duyar ve rivayet odur ki kendini dışarı atıp kafasını toprağa gömerek saatlerce ağlar.
Cenaze namazı sonrası Kanuni, çok sevdiği oğlunun türbesinin bu külliyede yapılmasını ve külliyenin adının Şehzade olmasını buyurur.
Külliye'de cami, sibyan mektebi, imaret, tabhane ve bir de çok zarif bir medrese vardır. Şehzade Mehmet'in türbesi baş köşede, kıble tarafında kurulur. Türbe, 1544'te, külliye, Ağustos 1548'de biter.
Yaklaşık 460 yıllık geçmişiyle neredeyse bütün Osmanlı tarihine İstanbul'dan bir tanık gibi duran Şehzade Mehmed Medresesi gidilip görülmeye değer bir mekan. Medrese'de bugün Şehzade Mehmet Sofrası, otağ minderli, şömineli, yer sofrasında ya da masalı odalarda veya avluda yemeğin nargilenin, kahvenin keyfini çıkarmak, şehrin gürültüsünden uzakta ezan sesleriyle iftar açmak için bulunmaz bir fırsat.






