Kredi kartının son kuruşuna kadar ÖLÜMÜNE ALIŞVERİŞ

Ali Murat Güven
00:0022/02/2009, Pazar
G: 22/02/2009, Pazar
Yeni Şafak
Kredi kartının son kuruşuna kadar ÖLÜMÜNE ALIŞVERİ
Kredi kartının son kuruşuna kadar ÖLÜMÜNE ALIŞVERİ

Yönetmen P.J. Hogan'ın Amerikalı bayan yazar Sophie Kinsella'nın aynı adlı çok satan kitabından beyazperdeye aktardığı “Bir Alışverişkoliğin İtirafları”, ön cephesiyle hafif meşrep bir durum komedisi atmosferinde ilerlerken, arka planda ise çağımızın en tehlikeli hastalıklarından biri olan “alışveriş tutkusu” ve bunun bireylerin hayatında yol açtığı yıkımlar üzerine çok önemli saptamalar yapıyor.


BİR ALIŞVERİŞKOLİĞİN İTİRAFLARI
(Confessions of a Shopaholic)

Yapım Yılı ve Ülkesi:
2008, ABD yapımı

Türkiye Gösterim Tarihi:
16 Ocak 2009 Cuma

Türü ve Süresi:
Komedi / 104 Dakika

Yönetmen:
P.J. Hogan

Senaryo:
(Sophie Kinsella'nın aynı adlı çok satan kitabından uyarlamayla) Tracey Jackson, Tim Firth ve Kayla Alpert

Görüntü:
Jo Willems

Müzik:
James Newton Howard

Kurgu:
William Goldenberg

Oyuncular:
Isla Fisher, Hugh Dancy, Krysten Ritter, Joan Cusack, John Goodman, Leslie Bibb, Kristin Scott Thomas, John Lithgow, Julie Hagerty

Dili:
Amerikan İngilizcesi / Türkçe altyazılı

İthalatçı Şirket:
UIP

Dağıtıcı Şirket:
UIP

İçerik Uyarıları:
Bazı sahnelerindeki kaba espriler nedeniyle 13 yaşından küçükler için uygun değildir.

Yıldız Puanı:
* * ½ (İki buçuk yıldız)

Rebecca Bloomwood, New York kentinin yerli-yabancı bütün ziyaretçileri cezbeden alabildiğine renkli dünyasında, hayatının büyükçe bir bölümünü vitrinlerin ya da indirimli satışa girmiş mağazaların önünde tüneyerek geçiren neşe dolu bir genç kızdır. Kahramanımız alışveriş yapma konusunda gerçekten çok başarılı biridir; hattâ bu konuda fazlaca iyi olduğu bile söylenebilir.

Rebecca, tutkuyla takip ettiği bir moda dergisinde çalışmanın hayâllerini kurmaktadır, fakat bütün uğraşlarına rağmen derginin kapısından içeri bile giremez. Ta ki aynı yayın grubunun çıkarttığı bir finans dergisinde köşe yazarlığını kapıncaya kadar… Sonunda hayâli gerçek olmuştur; ancak tam bir alışverişkolik olarak geçirdiği önceki hayatının geleceğini de mahvetmemesi için, güçlükle elde ettiği bu yeni işte olağanüstü çaba harcaması gerekecektir.

Yönetmenliğini, “En İyi Arkadaşım Evleniyor” filmiyle tanıdığımız Avusturalyalı P.J. Hogan'ın üstlendiği “Bir Alışverişkoliğin İtirafları”nın yapımcılığını da “Karayip Korsanları” üçlemesi ve daha bir çok serüven-aksiyon filminin yaratıcısı olarak tanıdığımız Jerry Bruckheimer gerçekleştirdi. Filmin senaryosu ise Sophie Kinsella'nın “Bir Alışverişkoliğin İtirafları” ve “Alışverişkoliğimiz Manhattan'ı Satın Alıyor” adlı kitapları esas alınarak Tracey Jackson, Tim Firth ve Kayla Alpert üçlüsü tarafından yazılmış.

Çalıştığı finans dergisinde okurlarına hesaplı para harcama (aslında daha az parayla daha çok alışveriş!) öğütleri veren, uslanmaz bir alışverişkolik konumundaki Rebecca Bloomwood karakterini genç aktrist Isla Fisher'ın canlandırdığı bu neşeli öyküde derginin editörü Luke Brandon rolünde de Hugh Dancy'yi izliyoruz. Diğer yardımcı rollerde ise Joan Cusack, John Goodman, John Lithgow, Kristin Scott Thomas, Leslie Bibb, Fred Armisen, Julie Hagerty, Krysten Ritter, Robert Stanton, Christine Ebersole, Clea Lewis ve Wendie Malick yer almaktalar…

Sophie Kinsella'nın 2000'lerin başlarında yazdığı “Bir Alışverişkoliğin İtirafları” ve ardından gelen dört devam kitabı (“Alışverişkoliğimiz Manhattın'ı Satın Alıyor”, “Alışverişkoliğimiz Kemer Sıkıyor”, “Alışverişkoliğimiz ve Kızkardeşi” ve “Alışverişkoliğimiz ve Bebeği”) kısa sürede uluslararası bir fenomene dönüşürken, bu kitaplarda kendi hayatlarından güçlü yansımalar bulan fanatik bir okur kitlesi kazanmıştı. Kinsella'nın kitaplarının her biri ABD ve İngiltere'de ayrı ayrı çok satanlar listesine girdi. Ayrıca yazarın üç kitabı da Washington Post gazetesinin çok satanlar listesindeki yerini aldı.

Böylesine başarılı bir kitap serisinin ünlü yapımcı Bruckheimer'ın gözünden kaçması elbette mümkün değildi. “Yapım şirketimizde daima taze ve yeni fikirler ararız. Sophie'nin kitaplarında önümüze serdiği fikirlerin hepsi de yepyeniydi. Ayrıca Kinsella, Rebecca Bloomwood karakterinin beyazperdeye aktarılırken, kitaplardaki temaya sadık ve uygun olması için bize her açıdan yardımcı oldu” diyor.

Filmin prodüksiyon amiri Chad Oman ise, kitap hakkındaki düşüncesini, “Romanın ilk 10-15 sayfasını okuduğumda, yapmak istediğimiz filmin bu olduğunu düşündüm. Son derece zekice, büyüleyici ve coşkulu bir kitap olduğu hissediliyordu” sözleriyle özetliyor.


HER VATANDAŞA 27 KREDİ KARTI!

Filmin diğer prodüksiyon amiri Mike Stenson da, kitapta ele alınan konunun son derece güncel olduğunu şu sözlerle belirtiyor:

“Dünyanın dört bir köşesinde şu anda sürmekte olan şiddetli ekonomik krize karşılık, yalnızca ABD'de her insanın ortalama 27 tane kredi kartı var. Bu nedenle filmi izleyecek herkesin Rebecca Bloomwood karakterini kendisine çok yakın hissedeceğine eminim.”

Sophie Kinsella'nın okurlarını Rebecca Bloomwood ile ilk tanıştırması bundan sekiz yıl öncesine rastlıyor. 35 ülkede 15 milyon okura ulaşan kitabın yayınlandığı ülkeler arasında ABD, İngiltere ve Kıta Avrupası'nın tamamı, Türkiye, Japonya, Çin, Güney Kore, Endonezya, Tayland ve Vietnam gibi ülkeler vardı. Alışverişkolik Rebecca Bloomwood'un serüvenlerine yönelik ilgi batıdan doğuya doğru dalga dalga yayılarak, İngiliz yazarın sevimli, iyimser fakat şanssız kahramanı okurların gönlünde taht kurdu.

Yapımcı Bruckheimer'ın, önceki çalışmalarını büyük bir beğeniyle izlemesi nedeniyle filmin yönetmenliği için seçtiği P.J. Hogan'ın baş kahramanıyla ilgili yorumu ise şöyle:

“Rebecca Bloomwood hepimizin kolayca tanıyabileceği bir karakter. Alışverişkolik dediğimiz insanlar, alışverişin bir tür terapi olduğuna yürekten inanırlar. Kendini kötü mü hissediyorsun? Hemen bir alışveriş merkezine git, hemen neşen yerine gelsin. Bu mantığı herkes kolayca anlayabilir. Moralimiz bozuk olduğunda hepimiz alışveriş olgusunu kendimizi daha iyi hissetmenin bir yolu olarak kullanırız. Ancak Becky'nin sorunu, alışverişi abartması ve duramaması. Bugüne kadar hiç bir indirim etiketine hayır dediği görülmemiş.”


BAŞ KAHRAMAN, İNGİLTERE'DEN ABD'YE TAŞINDI

Kitabın film versiyonunda, aslında bir İngiliz olan Rebecca karakterinin uyruğu değiştirilerek, kendisi tipik bir Amerikan vatandaşına dönüştürüldü. Yazar Kinsella bu değişikliğin gerekçesini şu şekilde açıklıyor:

“Filmi New York'ta ve Amerikalı oyuncularla çekmek çok daha kolay, hızlı ve ekonomik olacaktı; biz de tercihimizi bu yönde kullandık. Sonuçta alışveriş tutkusu evrensel bir tutku; ülke ve sınır tanımıyor. Dünyanın her yerinde, her ülkede ve her uyrukta Rebecca Bloomwood'lar ile tanıştım. Ki bence böyle bir öyküde önemli olan, Rebecca karakterinin kalbini, eksiklerini ve komedi yeteneğini beyazperdeye yansıtmaktı. Filmde ilk iki kitabımdan bazı temel unsurları kullandık. Zaten ikinci kitabın konusu da doğrudan doğruya New York'ta geçiyordu. Öykünün önemli karakterlerinden Becky'nin öyküsünün ise son bir yıldır yaşadığımız ekonomik krizin başarılı bir parodisi olduğunu düşünüyorum. Harcamalarını kısmaya çalışması, kredi kartlarından kurtulmak için çırpınması ve hayatını başka bir biçime sokmaya çalışmasıyla o aslında hepimizi yansıtıyor. Öte yandan, Rebecca karakteri benim kafamda ve kitaplarımda ise daima İngiliz olarak kalacaktır. ”

Bir film, vitrinindeki onca şamata ve hafif meşrep yan temaya karşılık, arka planında akıp giden ana öyküsü itibarıyla, konjonktürel açıdan herhalde ancak bu kadar büyük isabet kaydedebilirdi. Küresel krize paralel bir biçimde bu yılki kredi kartı batağının geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 50 arttığı yoksul ülkemizde, “daha fazla tüketme”nin “daha fazla mutluluk” anlamına geldiğini düşünen herkesin, özellikle de alışveriş yapmayı hayatlarının merkezine oturtmuş, “vitrin zaafiyeti”nden muzdarip bayanların mutlaka izlemeleri gereken bir yapım bu. Ola ki sinema yoluyla yeni bir hayat felsefesi geliştirmelerine vesile olur!

Benim ise eski bir kredi kartı mağduru olarak bu gibi “müptelalar”a ünlü Alman tiyatro yazarı Bertolt Brecht'in ta 1930'larda söylediği şu unutulmaz sözü aktarmaktan gayrı fazlaca bir diyeceğim bulunmuyor:

“Bir bankayı soymaya kalkışmak, bir banka kurup işletmekten daha kötü bir davranış değildir.”