Feda sezonunu geride bırakan Beşiktaş için, bu sezon çıtayı yükseltme yılı olarak başladı. Bu doğrultuda Feda sezonu sonunda ilk hamleler teknik direktör Samet Aybaba'nın gönderilmesi ve koltuğun Slaven Bilic'e teslim edilmesi oldu. Daha profesyonelce yönetim düşünen Başkan Fikret Orman, sportif direktörlüğe de Önder Özen'i getirdi. Sezon öncesindeki vaatlerde çark çatır çatır işliyordu, ancak bunların sahaya yansıması pek de demeçlerde söylendiği gibi olmadı. Siyah-beyazlılar, maddi anlamda kulüp adına olumlu işlere imza atsa da futbol anlamında rakipler dışında birkaç unsurla birden yarışmak zorunda kaldı.
Feda sezonunda Beşiktaş'ı 3. yapan Samet Aybaba'nın gönderilişi, 'bu sefer hedefleri yüksek tutan takımın geleceğinin ona emanet edilemeyeceği' endişesinden doğdu. Yönetim kemer sıkarken Aybaba'nın takımının ligi 3. sırada bitirmesi 'başarı' olarak görülebilirdi ancak Beşiktaş takımı için başarı her zaman şampiyonluktu. Feda'yla daha fazla işlerin yürüyemeyeceğini bilen yönetim de hedeflerin yüksek tutulduğu bu sezon için Bilic'e takımı teslim etti.
Slaven Bilic'in yanı sıra Tolga Zengin, Gökhan Töre, Atiba, Eneramo, Franco, Motta, Ömer Şişmanoğlu takviyeleri, hedeflere ulaşma doğrultusunda transfer hamleleriydi. İşte bu Beşiktaş, lige öyle bir başladı ki bu başlangıç, ne yönetimin, ne teknik heyetin ne de taraftarın planları arasındaydı.
Sırasıyla Trabzonspor (2-0), Kayseri Erciyes (4-2), Gaziantep (2-0) ve Bursaspor (3-0) karşısında alınan seri galibiyetler Beşiktaş'ı, Fenerbahçe'nin 3, Galatasaray'ın 6 puan önünde zirveye yerleştirmişti. Beşiktaş, sadece kazanmıyor; müthiş futbolu ve hazırlanış bakımından harika golleriyle parmak ısırtıyordu. Hele bir Bursaspor maçı oynadı ki sahada uzun yıllardır hasret kalınan bir futbol vardı.
İşte bu performans, daha 4 hafta sonunda Beşiktaş'ı şampiyonluk havasına sokmuştu. 5. haftada Galatasaray maçı olduğu düşünüldüğünde; takımın havaya girmiş olması tehlikeyi bir kat daha artırıyordu.
Beşiktaş, ilk yarıdaki kırılma noktalarından ilkini G.Saray derbisinde yaşadı. Kazansa daha 5. haftadan rakibine 9 puan fark yapacak Beşiktaş için, belki bugün başka şeyler konuşuyor olacaktık. Beşiktaş, futbol içi nedenlerden dolayı sadece bir maç kaybetti ancak futbol dışı sebepler daha fazlasına mal oldu. Kartal, kazanabileceği maçın son saniyelerini 2-1 yenik oynarken kalabalık bir taraftar topluluğu, ellerinde kırdıkları koltuklarla sahayı savaş alanına çevirdi. Mesele tabi ki sahadaki skor ve oyundan çıkarken Melo'nun yaptığı hareket değildi.
İlk yarının ikinci kırılma noktası olarak da 13. haftadaki Fenerbahçe derbisini gösterebiliriz. 11 ve 12. Haftalarda aldığı üst üste iki galibiyetle Kadıköy'e çıkan Beşiktaş, iki farklı yarıda iki farklı futbol sahaya sürerek avucunun içine kadar gelen 3 puan fırsatını teperken; oyunun ikinci yarılarındaki form düşüklüğü artık bir hastalık haline gelmişti. Bu da takıma olan güveni zedelerken Bilic'in performansının da artık sorgulanmasına neden oldu. Beşiktaş, ligdeki 3. kırılma noktası diyebileceğimiz sınavı da 15. haftada Kasımpaşa karşısında verdi. Sonuç yine hüsrandı. Daha hemen başında öne geçilen, yine ilk yarısı farklı bir skorla kapanacak olan bir karşılaşmada ikinci yarı her şey tersine döndü. Ligin en çok koşan takımı, ikinci yarılarda yokları oynar oldu.
Elazığspor karşısında canla başla sergilenen mücadele, alınan 4-1'lik skor teknik direktör Slaven Bilic'e yedeklere daha çok güvenmesi gerektiğini hatırlattı. Ancak Elazığspor karşısındaki bu tablo, sadece 1 hafta sürdü, perde G.Birliği yenilgisiyle kapandı. Sonuç; yüksek beklentilerle başladığı sezona, beklediğinin de üzerinde bir performansla giren Beşiktaş, kendi yanlışlarının dışında, futbol dışı etkenler ve sakatlıkların belini bükmesiyle geçen sezonu bile arattı. Aybaba döneminde 30 puanla ilk yarıyı kapatan Beşiktaş, Bilic ile 29 puan topladı. Daha da önemlisi o sezon liderin 3 puan gerisindeyken, bu sezon 12 puan gerisinde kaldı.
İlk yarının bir diğer kırılma noktası da Beşiktaşlı futbolcuların yaşadığı sakatlıklardı. Sahada veya idmanda yerde kalan her isimden 'bilmem kaçıncı derece yırtık, en az iki hafta sahalardan uzak kalacağı' haberleri geliyordu. Bunlara cezalılar da eklenince teknik direktör Slaven Bilic, maç esnasında kulübeden gidişatı değiştirecek oyuncu desteğini bulamadı. Geçen sezon da Samet Aybaba, kadro darlığından dolayı bu duruma düşmüştü. Neticede sakat ve cezalıların çokluğu en çok Elazığspor maçında kendini hissettirdi. Sahaya bir takım çıkarmak zorunda olan Bilic, İsmail Köybaşı'nı 588 gün, Uğur Boral'ı 335 gün, Mustafa Pektemek'i 124 gün sonra Holosko'yu da bu sezon ilk kez 11'e dahil etti.
Hükmen 3-0 G.Saray lehine tescil edilen ve 4 maç seyircisiz oynama cezasına neden olan bu karşılaşma, Beşiktaş'a artı motivasyon değil moral bozukluğu olarak döndü. Bilic'in tribünde olduğu 3 maçta da sadece 4 puan çıkartılabildi. Derbide kaybederek G.Saray'a moral aşılayan Beşiktaş, bir sonraki hafta Antalya'ya da ligde ilk galibiyetini yaşattı. Ardından bir Eskişehirspor zaferi gelse de şimdi gerileme dönemi Beşiktaş'taydı… Biri deplasmanda ikisi İstanbul'da kadın ve çocuk taraftarlara karşı oynanan 3 maçta alınan seri beraberlikler, Beşiktaş'ı 10 hafta sonunda; ilk 4 haftada 3 puan önünde olduğu F.Bahçe'nin 7, 6 puan önünde olduğu G.Saray'ın 1 puan gerisine atmıştı. Üstelik Kasımpaşa ve Sivas da üzerindeydi.
Galatasaray derbisinde taraftarın siyasete alet olmasıyla ağır bir fatura ödeyen Beşiktaş, Kasımpaşa maçında da kendini bilmez bir şahsın Fernandes'e saldırması şokunu yaşadı. Hatta sahalarda eşi benzeri görülmemiş bir pozisyonun da mağduru oldu. Sahaya giren ikinci topu eline alan Donk'un, gole giden Almeida'nın topuna müdahale etmesi; siyah-beyazlı kulübün 'Bu da mı benim başıma gelecekti' diye dert yanmasını gerektirecek kadar ilginçti. Hakemin penaltıya hükmetmeyip hakem atışı yaptırması da siyah-beyazlıların başına gelebilecek bir diğer tuhaflıktı, haklı olarak kural hatası yapıldığı gerekçesiyle maçın iptali istendi.
Bu yorumu Spam olarak bildirdiniz. Talebiniz değerlendiriliyor.