Kaderde bunlar da varmış

04:009/01/2015, Cuma
G: 12/09/2019, Perşembe
Faruk Beşer

Uzatma pahasına, başladığımız işi bitirmeliyiz. Çünkü işin meraklılarının bulunduğu anlaşılıyor, sorular geliyor.Kader konusunun anlaşılabilmesi için bir noktaya daha değinelim. Bu da akideye ilişkin bir konunun mütevatir olmayan haberlerle sabit olup olmayacağı meselesidir. Sanılır ki, inanılması gereken her konu bire bir/lafzen mütevatir rivayetlerle gelmiştir. Oysa işin ehli olanlar bilirler ki, ifadeler farklı olsa bile manada bir ittifak varsa o da mütevatir sayılır ve onu inkâr da, Kevserî'nin

Uzatma pahasına, başladığımız işi bitirmeliyiz. Çünkü işin meraklılarının bulunduğu anlaşılıyor, sorular geliyor.

Kader konusunun anlaşılabilmesi için bir noktaya daha değinelim. Bu da akideye ilişkin bir konunun mütevatir olmayan haberlerle sabit olup olmayacağı meselesidir. Sanılır ki, inanılması gereken her konu bire bir/lafzen mütevatir rivayetlerle gelmiştir. Oysa işin ehli olanlar bilirler ki, ifadeler farklı olsa bile manada bir ittifak varsa o da mütevatir sayılır ve onu inkâr da, Kevserî'nin dediği gibi küfür, ya da dalalet olur.

İşte Ehlisünnet'in dışında yer alan Cebriyye ve Kaderiyye, yani kader inancının iki aşırı ucu hariç, Ehlisünneti'n tamamı kaderi şöyle anlar: Kişi hür iradesiyle gücü dâhilindeki her konuda istediğini yapma özgürlüğüne sahiptir, ama ne yaparsa yapsın bu Allah tarafından bilinmekte ve Levhimahfuzda yazılı bulunmaktadır. Ancak Allah bildiği için kul öyle yapmak zorunda değildir, öyle yapacağı için Allah bilmektedir ve Allah’ın yasakladığı bir şey olsa dahi kulun iradesiyle yaptığı işin yaratıcısı da kul değildir, Allah’tır. İşte bu inancın dışındaki kader anlayışları en hafifi ile dalalettir. Bu bir dışlama, suçlama ve mahkûm etme değildir, şimdiye dek yapılan tespitlerin tekrarından ibarettir.

İslam’ın ilk yükselişinin Emevî döneminde nasıl önce bir Cebrilik düşüncesi doğmuş, sonra ona tepki olarak kaderi reddeden Kaderiyye ortaya çıkmış, ama Ehlisünnet âlimlerinin duruma müdahalesi ile hakikat tespit edilmiş, böylece diğer iki görüş marjinalleşerek etkisiz hale gelmişse; bugün de İslam’ın ikinci kez yeniden canlanma süreci başladığı bu hengâmda, avamda yerleşen Cebri kader anlayışına tepki olarak ve muhtemelen iyi niyetle yeni Kaderiyyecilerimiz ortaya çıktı. Samimi oldukları sürece işin esasını bir gün onlar da anlayacaklardır.

Kaldı ki manevi tevatür oluşturmamış olsa bile, haberi vahitle gelen, inançla ilgili pek çok konuda, sahih sünnette söylenenlere olduğu gibi inananlar, sağlam yolda olanlar ve kurtuluşa erenlerdir. Böyle haberler sahih olduktan sonra zorunlu/zaruri bilgi oluşturmasa bile, özellikle gaybla ilgili konularda konunun akılla anlaşılmasından daha garantili sonuç verirler. Çünkü akıl sürekli değişen bir çizgi izler ve bu sahih rivayetler de aslında Hz. Peygamber’den günümüze maşeri aklın bir kabulüdür. Kader konusu ise, dediğimiz gibi zaten böyle değildir, manevi tevatürle gelen bir meseledir.

Özellikle akide konularında namını duyurma şehveti diye anlaşılabilecek farklı şeyler söyleme merakı, ehli ilmin ve aklı başında insanların teşebbüs etmemesi gereken tehlikeli bir oyundur ve kadere boyun eğip miskinleşenleri tahrik etme dışında da bir fayda sağlamaz. Çünkü kader bir yönüyle müteşabih ve gayba ilişkin bir konudur.

Bu noktada Hasan Basrî’ye (v. 110 H) nispet edilen bir risaleden de söz etmek istiyorum. Emevîler zulümlerini cebri bir kadere bağlayınca Hasan Basrî buna şiddetle karşı çıkmış, bunun üzerine Halife Abdülmelik bin Mervan kendisinden açıklama talep etmiş, o da bir risale ile ona cevap vermiş. İnsanlar yaptıklarını Allah’ın kaderi onları mecbur ettiği için yapmadıklarını, kendi iradeleriyle yaptıklarını, bunları Allah’ın yaptığını söyleyemeyeceğimizi anlatmış, suçu kadere yüklemelerini reddetmiş. Risaledeki vurgu, başından sonuna kadar, kaderin insanı bir şey yapmaya mecbur etmediğinden, insanın yaptıklarını kendisinin yaptığını söylemekten ibarettir. Sadece bir iki yerde Kaderiyye'yi destekleyecek tarzda da yorumlanabilecek ifadeleri vardır. Amacın cebri kader anlayışını reddetme olduğu bir sadette bu kadar açılmanın mazur ve makul görülmesi de mümkündür.

Bununla birlikte:

Bizzat kendi bazı arkadaşları dahi Hasan Basri’nin tek hatası kader konusundaki aykırı bu düşüncesidir, derler ve Hasan Basrî’nin de, bütün büyüklüğüne rağmen yanılabilen bir insan olduğuna işaret ederler. İbn Sa’d dâhil, bazıları onun bu görüşünden döndüğünü anlatırlar, bazılar risalenin ona ait olmadığını söylerler. Hatta bunda israr eden yeni bir araştırmacı makalesinin sonunda şöyle bir cümle kullanır: “Ne ilginçtir ki, Türkiye’de âlim geçinen/müteâlim bazı kişiler Buharî ve Müslim’deki hadislerin senedine güvenmeyip onları yok sayarken, hiçbir senedi bulunmayan bu risaleye büyük bir hazineymiş gibi dört elle sarılırlar ve bununla kendi yanlış düşüncelerine destek ararlar”.

Biz varsayalım ki, risale Hasan Basrî’nindir ve o bu görüşünden dönmemiştir, bu neyi değiştirir?

Bir iki meseleye daha değineceğiz, kader böyle.

Tiwitter.com@farukbeser
#Ehlisünnet
#Cebriyye
#Kaderiyye