|
İki bayram hatırası

Güzel bir bayramlaşma usulüne Yalova’nın bir köyünde (Termal’in bir mahallesi oldu şimdi) şahit olmuştum; o zamanlar yazları o köyde geçirdiğim için takip eden yıllarda alıştık ve uygulama devam etti.

Bayram namazını kılınca cami imamı veya köyün en saygın yaşlısı çıkıp bahçede ayakta duruyor, rütbesi -diyelim- ondan sonra olan imam veya yaşlı kişi gelip onunla bayramlaşıyor ve sağ tarafına geçip ayakta duruyor, ondan sonra üçüncü kişi bu iki kişi ile bayramlaşıp sağ tarafta yerini alıyor, cemaat meratib silsilesine göre sıraya geçip bekliyor, sırası gelen baştan başlayıp bayramlaşma nereye kadar uzamış ise oraya kadar herkesin bayramlarını tebrik ediyor, büyükleri sırada oldukları için ellerini öpüyor ve sırasına geçiyor… derken bütün cemaat bu şekilde birbiri ile bayramlaşmış oluyor. Bayramlaşma bitince cumhur cemaat kabristanın yolunu tutuyoruz -benim anam da orada medfun- kabristanda önce sesli okuyoruz, sonra birimiz açık dua yapıyoruz, sonra cemaat dağılıyor ve herkes kendi yakınlarının mezarına gidiyor, ziyaret ve dua ediyorlar, sonra evlerinin yolunu tutuyorlar.

İlk tanıklığım 1975 yılında olmuştu, vaaz etmiş, bayram namazını da kıldırmıştım, arkasından anlattığım bayramlaşma başladı, cemaat, caminin pek de büyük olmayan avlusunu ancak dolduruyordu. Son yıllarda sıra avluyu taştı, uzadı, uzadı kabristana kadar ulaştı. Bu da nüfus artışı hakkında apaçık bir görüntü oluşturuyor. Tabii bu cemaat, köyde devamlı oturanlardan oluşmuyor, bayramlaşmak, bayramda yakınlarıyla beraber olmak içim gelenler asıl kalabalığı teşkil ediyorlar.

İlk yıllarda bütün köy halkı yedişerli gruplar teşkil etmişlerdi, büyükbaş hayvan kesiyor, namazdan ve kabristan duasından sonra her bayram, sırayla bu yediliden birinin evinde toplanıyorlar, kavurma ve başkaca yemekler yiyor, güzel vakit geçiriyorlardı.

İkinci hatıra:

Konya’da İHL’de öğrenci iken -lise kısmında- evlenmiş, imamlık vazifesi almış, bir mahallede ev tutmuştum. İlk bayram gelince, namazdan sonra gördüm ki, mahallenin -birkaç sokak olarak mahallenin- en saygın kişisinin evinde birkaç komşu toplanıyor, o kişi durumuna göre bir ikramda bulunuyor, sonra sokağa çıkıp sırayla zengin, fakir, namazlı namazsız vb. demeden her evin kapısına gidiliyor, evin sahibi çıkıyor, kapıya gelenlerle bayramlaşarak ucuz Konya şekeri dağıtıyor -içeri girmek, külfete sokmak yok- sonra o da kafileye katılıyor, son eve varıldığında hoş bir kalabalık toplanmış oluyor. Bu usulde de mahallenin zenginleri, hocaları, kanaat önderleri en yoksul komşunun da evine gidiyor, kapısında durup basit ikramını alıyor ve tebrikine mukabele ediyorlardı.

Canlı temasların gerçekleştiği bayramların birçok cihetten müspet etkileri, bereketi, mutluluğu… oluyordu. Şimdi telefondaki ses veya insan yerine geçen telefondaki mesaj canlı temasların, ziyaretlerin, sohbetlerin, toplu faaliyetlerin… yerini aldı.

Ne diyelim!

Keşke bu da ortadan kalkmasa, bu kadarcık bir bayram neş’eciği de devam etse!

Evet

Gazze’yi unutmuyoruz! Bir ibadet olduğu için bayram yapıyoruz ama Gazze’yi de, Uygur Müslümanlarını da, hâsılı dünyanın neresinde zulüm varsa ve mazlumlar varsa onları da unutmuyoruz; ancak unutmamakla, konuşmakla kalmamalı, elimizden ne geliyorsa onu yapmalıyız ki, onlar da bir gün bayram yapabilsinler!


#Aktüel
#Hayat
#Hayrettin Karaman
1 ay önce
İki bayram hatırası
Haremeyn-i şerifeyn sevgisiyle dolmak varken…
Hükûmet için yeni bir ‘meydan okuma’…
Merkez Bankası döviz kredilerini neden kıstı?
Cari açık sorun olmaktan çıkıyor mu?
Yirmi birinci yüzyılda bir soykırım: Gazze