
Kuşları bilirsiniz. Ansiklopedik bilgiler eşliğinde, uzun uzadıya onları anlatacak değilim. Bir kuş, sadece kuştur, o kadar!
Diğer kültürlerde de öyle mi, bilmiyorum. Bizim kültürümüzde, kuşun bir diğer özelliği de ağırlık birimi olarak kullanılmasıdır. En çok da serçeyi kullanırız. Kullanmasına kullanırız da, bir serçenin kırk sene yaşadığını pek bilmeyiz.
İlginçtir, hafifliğin ölçüsü bile tüy değil, kuştur. Mesela borçlardan veya bir sıkıntıdan arınıp rahatlayınca, "kuş gibi oldum" denilir. Yine, ağırlıklarından kurtulup da gelene "kuş kadar kalmışsın" sözü söylenir. Saf insanlar için söylenen kuşlu benzetmelere ise hiç girmiyorum.
Behçet Necatigil, "şiir iki şey ister" der ve devam eder: "Hem seni, hem hünerini. Tek başına sıkıcı bir ağırlıksın, hüner ağırlığı hafifletir." (Bile Yazdı.)
Bundan dolayı mıdır, bilmem, hüner ile kuş kelimelerini hep bir ve beraber anımsarım. Kuş, benzetmelerin aksine, en hünerli canlılardan biridir. Sözgelimi, serçenin, insanlara bu kadar yakın olup da evcilleşmemesi, hünerli olduğunun en büyük ispatıdır. Paul Valery, İmge ve Sanrı''da, "önemli olan tüy kadar değil, kuş kadar hafif olmaktır" der. Böylece, ''hafiflik'' kelimesini de oradan alıp buraya koymuş oluyoruz. Hüner ve hafiflik. İşte kuş imgesinin özeti.
Turgut Uyar''dan ilhamla, "Göğe Bakma Durağı" isimli kuş gözlem kulübü kurmayı düşünmüş biri olarak, Nallıhan Kuş Cenneti''nde mola vermiş de, bir tane kuş görememiştim. Bu durum, sadece ''şanssızlık'' kelimesiyle açıklanamaz. Nasip diyelim.
***
Şiirler, şarkılar, türküler, masallar, esfaneler, bilmeceler. Kuşlarla ilgili bir yazı yazmak, kolay gibi görünen zor bir iştir. Sadece kuş isimlerini anmak bile, en az bir sayfa tutacaktır. Böyle bir yazı yazıp da kültürümüzde yeri olan keklik, üveyik, turna gibi kuşları dışarıda bırakmak, eksiklikleri de beraberinde getirecektir. Varsın getirsin.
Yeri gelmişken, şunu da söyleyeyim: Kanatları olan bir canlıya kuş diyebilmem için, mutlaka ağaç dalına konuyor olması lazım. Bu gerekçemden dolayı, martı gibi gökyüzü sakinlerini kuş olarak görmüyorum.
Devam edelim.
Bir keresinde, avcıların kanalında şahit olmuştum. Adam, önce kuşu öldürüyor, köpeğine getirtiyor, sonra da tüylerini okşayarak seviyor. (Sapık Sevgi, Andre Gide.)
Bu arada, "Her kuşun eti yenmez; kuş var, et yedirirler" atasözünü de hatırlatmak isterim. Bu söz, yırtıcı kuşlardan çalışan kadınlara kadar, birçok meseleyi kapsama alanına alıyor. Sizce de öyle değil mi?
***
Kuş, sadece hüner ve hafiflik imgelerini çağrıştırmıyor; ölümü ve dirimi de hatırlatıyor. "Günler gelip geçmekteler / Kuşlar gibi uçmaktalar" diyen İbrahim Hakkı Hazretleri, ölümün adını bile anmadan, can ile kuş arasındaki en muhteşem bağı kurmuştur. Bundan daha iyisi yazılamaz diye düşünüyorum.
Bilenler bilir, kuşların bir özelliği de çabuk ölmeleridir. Vakti gelince, tenha bir yere gidip ölmeye dururlar. (Kuş kadar canı var.)
Ve dirim. Sevinçli hallerimizi, ferahlığımızı, âşıksak aşkımızı, çoğu kez, kuşlardan ilham alarak dile getiririz. Sevinçten uçacak hale gelmemiz, yüreğimizin pır pır atması, gönlümüzün kanatlanacak gibi olması vs.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.