"İrfan Ordusu"nun 65 "neferi"

00:005/11/2011, Cumartesi
G: 5/09/2019, Perşembe
Kürşat Bumin

Önümdeki haber "Van ve Ercis''de meydana gelen 7.2''lik depremde hayatını kaybeden öğretmenlerin listesidir" deyip başlıyor saymaya:1-Nilüfer Aydoğdu, 2- Ercan Doğan, 3- Alparslan Altuntaş, 4- Neşe Horasan, 5- Özlem Burma, 6- Özcan Yıldız, 7- Harun Demirtaş (...) 63- Muharrem Malazgirt, 64- Turna Arslan, 65- Yunus Sarısu.Tam 65 öğretmen (çok büyük kısmı yirmili yaşlarının başında) Van ve Erciş''de kimisi evinde, önemli bir bölümü birlikte vakit geçirdikleri bir mekanda ("kafeterya" diyor gazeteler)

Önümdeki haber "Van ve Ercis''de meydana gelen 7.2''lik depremde hayatını kaybeden öğretmenlerin listesidir" deyip başlıyor saymaya:

1-Nilüfer Aydoğdu, 2- Ercan Doğan, 3- Alparslan Altuntaş, 4- Neşe Horasan, 5- Özlem Burma, 6- Özcan Yıldız, 7- Harun Demirtaş (...) 63- Muharrem Malazgirt, 64- Turna Arslan, 65- Yunus Sarısu.

Tam 65 öğretmen (çok büyük kısmı yirmili yaşlarının başında) Van ve Erciş''de kimisi evinde, önemli bir bölümü birlikte vakit geçirdikleri bir mekanda ("kafeterya" diyor gazeteler) hayata veda ettiler...

Sözü edilen "kafeterya"nın nasıl bir şey olduğunu hayal edebiliriz. En başta "pedagojik formasyon" olmak üzere bir sürü saçmalığı aştıktan sonra "doğu hizmeti"ni yerine getirmek için Erciş''de göreve başlayan bu gençler, besbelli ki, -belki de önemli bir bölümünün ilk kez karşılaştıkları- "taşra"nın üzerlerine çökmüş bunaltıcı havasından biraz olsun kurtulabilmek için dersten-seminerden sonra soluğu bu "kafeterya"da alıyordu. "Taşranın aydınları" olarak adlandırılan kesime dahildiler.

Göçük altında kalan tam 65 öğretmen... Ne kadar da çok... Bu gençlerin hepsi de bir, bilemediniz üç yıllık öğretmen... Ne kadar yas tutsak azdır...

"Taşra"da öğretmen olmak, "kanla ve irfanla kurulmuş" olan cumhuriyetimizde eskiden beri zordur. Hele de "taşra"ya ilk kez atanan öğretmenler açısından. "Neşeli günler" diyebileceğimiz üniversite hayatı geride kalmış, kendinizi en başta bugüne kadar karşılaşmadığınız bir "okul"da bugüne kadar karşılaşmadığınız öğrenciler karşısında bulmuşsunuzdur. Okul''un dışında kalan "taşra"dan söz etmiyorum bile... Hele bir de 65''e tamamlanmış "liste"de karşımıza çıktığı gibi birer kadın öğretmenseniz... Nerede nasıl kimlerle, kaç kişi birlikte bir ev tutularak yerleşilecek, kahvaltıyı ve akşam yemeğini evde kurtarsanız da "öğle yemekleri" sorunu nasıl halledilecek? Okul faslı sona erdikten sonra "taşra"nın o geçmek bilmeyen zamanının hiç değilse bir bölümünü "ev" dışında geçirebilmek mümkün olabilecek mi? "Taşra" sizi dikkatle izlediğine göre giyiminizden başlayarak "hal ve hareketlerinize" nasıl bir yeni düzen vermeniz gerekecek?

"Taşra"da öğretmen olarak da yaşamış birisi olarak bütün bu sorulara-sorunlara kafaya takmamanın en iyi yolunun aynı "askerlik"te olduğu gibi "gün saymak" olduğunu söylesek yanlış olmaz herhalde. Kafayı takmamayı başarabiliyorsanız tabii ki...

Sözünü ettiğim "taşrada öğretmenlik" yıllarım, her şeye rağmen, "öğretmenlik" mesleğinin "itibarının" bugün olduğu gibi "dibe vurmadığı" bir döneme rastlıyor. O dönemde devletin (özelleştirilmemiş) "taşra teşkılatı" hiç değilse "lise öğretmenleri"ne ("ilkokul öğretmenleri" çoktan sahneden çekilmişti) bazı kolaylıklar sunmaya devam ediyordu. Hatırlıyorum mesela: görev yaptığımız ilçede faaliyette bulunan şeker fabrikasının tenis kortlu, yüzme havuzlu, kolalı örtülü lokantalı sosyal tesisleri, "taşra"nın yüksek memurlarına olduğu gibi ("Bir zamanlar Anadolu"yu hatırlayın) biz "lise öğretmenleri"ne de açıktı. Bugün (eğer şeker fabrikası kalmışsa tabii!) bu imkânın sunulmadığından da eminim. Bu karşılaştırmayı şunun için yapıyorum: "Cumhuriyet''in kalesi" eğer "Okul" ise, "irfan ordusu" da bu sistemin elitleri arasında yer almak zorundadır. Oysa cumhuriyetin "dalya deme"nin yaklaştığı bir dönemde "irfan ordusu"nun sistemin gözündeki değeri değil sahici orduyla (bilmem çok mu iddialı bulacaksınız) "çevik kuvvet" ile bile karşılaştırılamayacak derecede irtifa kaybetmiştir. (Yeri gelmişken bir de karşılaştırma yapalım isterseniz: Fransa''da (biliyorsunuz orası da bir "cumhuriyet") lise öğretmenleri, devletin yüksek yönetici, mühendis, şehircileri gibi "Üst A" kadrosunda yer almaktadırlar.)

Dolayısıyla son deprem felaketinde kaybedilen 65 öğretmenin önemli bölümüne mezar olan "kafeterya"nın bu gençlerin "taşra"daki tek sığınağı olduğu anlaşılıyor. Ve biz devlet olarak bu gençlerin yakınlarının eline "acilen" 10 bin TL sıkıştırıp, vakit geçirmeden çalıştıkları günlerin emeklilik için yeterli olup olamayacağı tartışmasına dalmış durumdayız. Bu "mahrumiyet bölgesi"ndeki genç öğretmenlerin hiç değilse bundan sonrası için birlikte olmalarını ("taşrada hayat" için ne kadar önemli) sağlayacak güvenli bir tesisin gerekliliğini ağzına alan bile yok...

Van ve Erciş''de depremin hayattan kopardığı öğretmenlerle ilgili yayınlar arasında bir tanesi özellikle ilgimi çekti. Gazetemizin Ankara temsilcisi Abdülkadir Selvi''nin bir haberiydi bu. Haberin alt başlığı söyleydi: "Van depreminde ölen Ercişli öğretmenlerin, felaketten 4 gün önce, hayatlarının son 10 dakikasını yaşıyormuş gibi gibi yakınlarına mektup yazdığı ortaya çıktı. Katıldıkları bir seminerde duygularını imzasız mektuplara döken 10 öğretmen, ''Çocuğuma öldüğümü söylemeyin'', ''Sevgili eşim ve çocuklarım, sizleri yalnız bırakıyorum'', ''Ecel kapıyı çaldı babam...'', ''Yokluğumu çocuklarıma hissettirmeyin'' diyerek sevdiklerine seslendi."

Selvi''ye güvenmesem "Bu bir saçmalık, gerçek olamaz" diyerek haberi okumadan geçerdim. Ama öyle değilmiş maalesef, gerçekten de "Kişisel gelişim uzmanı" Dr. Tarık Zengin, "Etkili İletişim ve Beden Dili" konulu 300 öğretmenin katıldığı seminerde katılımcılardan haberde sözü edilen metni yazmalarını istemiş. Devamını haberden okuyalım: "Dr. Tarık Zengin, gözlerini bir süreliğine kapatmalarını istediği öğretmenleri, ''Kalanların ardından yeri karanfil'' isimli parçanın fon müziği eşliğinde içsel bir yolculuğa çıkardı. Tarık Zengin, gözleri kapalı olan öğretmenlere bir süre sonra, ''Uçağa bindiniz, herkes 1 haftalığına istediği yere tatile gönderiliyor. Uçak hareket ettikten sonra pilot, ''motorlarımızda bir arıza var, uçağımız düşecek. Koltuklarınızın önünde kalem kağıt var. Ömrünüzün son 10 dakikasında kime ne yazmak isterseniz yazabilirsiniz'' diye anons yaptı. Şimdi gözlerinizi açın ve kime ne yazmak istiyorsanız yazın'' diye seslendi"

Erciş''te ölen 10 öğretmen de seminerin bu "drama bölümü"ne katılmış.

İnanılır gibi değil gerçekten. "Kişisel gelişim uzmanı" olduğu söylenen birisinin 300 öğretmeni "Etkili İletişim ve Beden Dili" adı verilmiş bir "seminer"de karşısına alıp bu abuk-sabuk işi yapmaya koyulması bakanlıkça (MEB) bir soruşturma konusu olmuştur umarım. Bu iş de –tahmin ediyorum- "pedagojik formasyon"un bir parçası... Bazı öğretmenlerin kendilerinden istenen metni yazarken ağladıkları bilgisini de veriyor haber.

Oysa ben bu 300 kişilik "irfan ordusu"nun "gözlerini açar açmaz" –hem de "fon müziği"nin eşliğinde!- kendilerine yönelik ağır bir hakaret olarak algıladıkları bu "drama bölümü"nü tasarlayıp uygulayan uzmanı salondan kovalamasını beklerdim... Haksız mıyım? "Tiyatro"nun bu kadarı da fazla kaçmıyor mu? Delirmiş mi bu "formasyoncular" ya da "kişisel eğitim uzmanları" ?