II. Dünya Savaşı’nın galibini nükleer bomba belirledi, III. Dünya Savaşı’nın sonucunu ise yapay zekâda o “an” belirleyecek

04:002/01/2026, Cuma
G: 2/01/2026, Cuma
Mehmet Akif Soysal

İkinci Dünya Savaşı’nı nükleer bombayı geliştiren taraf kazandı. Bugün ise ABD ile Çin arasında çipler, ambargolar ve algoritmalar üzerinden süren Üçüncü Dünya Savaşı’nın kaderini, yapay zekâda yaşanacak o kritik “an” belirleyecek. İkinci Dünya Savaşı’nın sonuna doğru dünya iki ayrı gerçekliği aynı anda yaşıyordu. Cephelerde çatışmalar sürüyor, Japonya teslim olmayı reddediyor, Pasifik’te savaş bütün şiddetiyle devam ediyordu. Japonya’nın askeri kapasitesi hâlâ ayaktaydı; pilotları, donanması ve

İkinci Dünya Savaşı’nı nükleer bombayı geliştiren taraf kazandı. Bugün ise ABD ile Çin arasında çipler, ambargolar ve algoritmalar üzerinden süren Üçüncü Dünya Savaşı’nın kaderini, yapay zekâda yaşanacak o kritik “an” belirleyecek.

İkinci Dünya Savaşı’nın sonuna doğru dünya iki ayrı gerçekliği aynı anda yaşıyordu. Cephelerde çatışmalar sürüyor, Japonya teslim olmayı reddediyor, Pasifik’te savaş bütün şiddetiyle devam ediyordu. Japonya’nın askeri kapasitesi hâlâ ayaktaydı; pilotları, donanması ve savunma refleksi güçlüydü. Kâğıt üzerinde bakıldığında savaşın ne zaman biteceği belirsizdi.

Ancak Washington’da bu sorunun cevabı çoktan verilmişti.
ABD, Manhattan Projesi ile nükleer bombayı geliştirdiği o anda, savaşın askeri kaderini fiilen belirlemişti.

Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan bombalar, savaşın sebebi değil; sonucun ilanıydı. Japonya, bombalar düşmeden önce savaşı aslında kaybetmişti — fakat bunun farkında değildi.

Bu tarihsel detay bugün açısından hayati önemdedir.
Çünkü nükleer bomba sadece yeni bir silah değil, geri döndürülemez bir asimetrik üstünlük yaratmıştı.
Japonya’nın asker sayısı, fedakârlığı ya da direnci artık anlamını yitirmişti. Aradaki fark kapanamaz hâle gelmişti. İşte o “an” buydu.
Bugün yapay zekâ alanında yaşananlar da benzer bir eşiktir.

Ancak bu kez karşımızda olan şey bir rekabet ya da teknoloji yarışı değildir; bu tanım meseleyi hafife almak olur. ABD ile Çin arasında fiilen yürütülen ve Avrupa’nın da ABD ekseninde konumlandığı bir Üçüncü Dünya Savaşı söz konusudur.

Bu savaş, klasik anlamda cephelerde değil; yarı iletken üretim zincirlerinde, ileri çip mimarilerinde, ihracat lisanslarında ve mikro ambargolarda yürütülmektedir.

ABD’nin Çin’e yönelik ileri seviye çip ihracatını kısıtlaması, üretim ekipmanlarını kontrol altına alması ve tarifeleri bir silah olarak kullanması bu savaşın ana saldırı hatlarını oluşturur.

Avrupa Birliği’nin “stratejik özerklik” ve “güvenlik” söylemi altında kurduğu kısıtlayıcı rejim ise fiilen bu cepheye eklemlenmiştir. Çin’in karşı hamleleri; yerli çip geliştirme programları, nadir toprak elementleri üzerindeki kontrolü ve kapalı teknoloji ekosistemleriyle karşı bir blok inşa etme çabası şeklinde ortaya çıkmaktadır.

Dolayısıyla bugün yaşananlar, gelecekte başlayacak bir çatışmanın provası değil; cepheleri görünmez, araçları ekonomik ve teknolojik olan, ancak sonuçları itibarıyla tam ölçekli bir dünya savaşıdır.

Bu noktada asıl soru şudur: Peki o “an” yani neticeyi belirleyecek olan nedir?

Bu yazıda, pek azımızın açık biçimde kavrayabildiği o kritik “an”ın neyi ifade ettiğini, sizler adına sadeleştirerek açıklamaya çalışacağım.

O “AN” NEDİR?

Bahsedilen an; bir yapay zekâ sisteminin, kendi kendini geliştirme döngüsünü insan müdahalesi olmadan sürdürebildiği ilk eşiktir.

Yani yapay zekânın sadece verilen görevleri yerine getiren bir araç olmaktan çıkıp, kendi kapasitesini genişleten bir özneye dönüşmesidir.

Bu aşamada yapay zekâ;

kendi kodunu optimize eder, yeni model mimarileri tasarlar, donanım kullanımını daha verimli hâle getirir, bilimsel hipotezler üretir, deneyler tasarlar, sonuçları yorumlar ve yeni sorular üretir.

Bütün bunları insandan daha hızlı, daha ucuz ve ölçeklenebilir biçimde yapar.

İşte bu eşik, Hiroşima’daki patlama anına denktir.

Ama fark şudur: Bu kez patlama yoktur. Ses yoktur. Manşet yoktur. Ama geri dönüş de yoktur.

NEDEN BU AN GERİ DÖNDÜRÜLEMEZ?

Çünkü bu eşik aşıldıktan sonra denge tamamen bozulur.

Rakiplerin aynı hızda yetişmesi matematiksel olarak imkânsız hâle gelir.

Fark lineer biçimde değil, üstel olarak büyür. Bir taraf her adımda hızlanırken, diğerleri sadece yetişmeye çalışır.

Bu aşamadan sonra dünya ikiye ayrılır: tasarlayanlar ve kopyalayanlar.

Bu durum, nükleer silahı keşfettikten sonra diğer ülkelerin hâlâ TNT ile çalışmasına benzer. Aradaki fark kapatılamaz; sadece kabul edilir.
Bugün yapay zekâda yaşanan Üçüncü Dünya Savaşı’nın sonucu da işte bu o “an” ile belirlenecektir.

O an yaşandığında dünya bunu hemen fark etmeyecek. Ancak birkaç yıl sonra küresel güç dengelerinin sessizce el değiştirdiği görülecektir.

Her çağ, kendisini belirleyen teknolojik sıçramayı ancak tarihsel sonuçları ortaya çıktığında anlamlandırabilir; yaşanırken olan biten ise çoğu zaman dağınık, teknik ve önemsiz sanılır.

Oysa düşünmenin asıl görevi, gürültünün içinden anlamlı olanı ayıklamaktır.

Tarihi, felsefeyi ve teknik eşiği birlikte okuyan bir bakış, yapay zekâyı yalnızca güncel bir teknoloji başlığı olarak değil; nükleer bombanın yirminci yüzyılda yaptığına benzer biçimde, dünya düzenini sessizce yeniden kurabilecek bir kırılma olarak görmeyi mümkün kılar.

Bu metin, yaşadığımız anın, geleceğin tarih kitaplarında nasıl yazılacağını bugünden teşhis etmeye çalışan böylesi bir çabanın ürünüdür.


#İkinci Dünya Savaşı
#nükleer bomba
#yapay zeka