Gülen, BÇG ve Aydınlık

00:0024/06/1999, Perşembe
G: 9/09/2019, Pazartesi
Nazlı Ilıcak

Fethullah Gülen''e yönelik saldırılar sona ermiyor. Laikliğin kalesi gibi görülen Başbakan Ecevit bile, bu hücumlardan nasibini aldı. Ecevit, öfkeden sesi titreyerek kendini müdafaa ederken, Merve Kavakçı olayına atıf yaptı ve "Daha, kısa bir süre önce, laiklik ilkesine ne kadar bağlı olduğumu ispat etmedim mi?" diye sordu.Yol olurHukuk devleti ilkesini bir kere çiğnediniz mi, başkalarına da bu yolu açmış olursunuz.Kimine göre başörtüsü, kimine göre Fethullah Gülen, laiklik karşıtı bir sembol.Esas

Fethullah Gülen''e yönelik saldırılar sona ermiyor. Laikliğin kalesi gibi görülen Başbakan Ecevit bile, bu hücumlardan nasibini aldı. Ecevit, öfkeden sesi titreyerek kendini müdafaa ederken, Merve Kavakçı olayına atıf yaptı ve "Daha, kısa bir süre önce, laiklik ilkesine ne kadar bağlı olduğumu ispat etmedim mi?" diye sordu.

Yol olur

Hukuk devleti ilkesini bir kere çiğnediniz mi, başkalarına da bu yolu açmış olursunuz.

Kimine göre başörtüsü, kimine göre Fethullah Gülen, laiklik karşıtı bir sembol.

Esas itibariyle her iki iddia da, yasal zemine oturmuyor. Şahsi kanaatle tehdit değerlendirilmesi yapıldığı takdirde, bir başkası da, sempati duyduğunuz bir dini lider vasıtasıyla sizi hırpalamaya çalışır.

İkna meselesi

Bu yüzden, hukuk devleti, demokrasi, insan hakları, bireysel özgürlük, din ve vicdan hürriyeti diyoruz. Bu yüzden üniversite kapılarındaki "ikna odalarına" karşı çıkıyoruz.

Gazetelere yansıdı. Meğer, geçtiğimiz yıl, Çevik Bir, o tarihte Başbakan yardımcısı olan Bülent Ecevit''i ikna etmeye çalışmış fakat, onun fikrini çelememiş. Fethullah Gülen hakkında belge ve bilgi toplama gayreti, işte o günden sonra hız kazanmış.

Üniversite kapılarında ikna odalarına göz yumulursa, birileri de siyasetçileri ikna etmeğe çalışır. "İkna edemezse" kasetli senaryolarla "Silahsız kuvvetleri" (basını) onların üzerine salıverir.

Aydınlar

Fethullah Gülen''in laik cumhuriyete karşı bir tehdit olduğu 28 Şubat''tan beri söyleniyor. Hatta meşhur 28 Şubat kararları içinde, vakıf okullarının devri meselesi de yer almıştı. Ama, özel mülkiyete aykırı olacağı ve hukukla bağdaşmayacağı için, o konuya el atılmadı.

Bugünkü gelişmelerin işaretlerini, Doğu Perinçek''in Aydınlık dergisinden de alıyorduk:

Aydınlık 1 Şubat 1998: Nur tarikatı tasfiye edilecek. Fethullaçılar 8 ayda bitirilecek.

Aydınlık 6 Eylül 1998: Genelkurmay''ın yeni dönem hedefi, Fethullah''ı bitirmek. Genelkurmay kaynakları: "İrtica yeni dönemde, PKK''dan daha perişan duruma düşecek. Fırtına gibi operasyonlar, arka arkaya gelecek."

Harekât planında Fethullah Gülen''i tutuklamayı gerektiren suçlardan yargılanması da var. Harekât başladı. Sonuçları kısa sürede kamuoyuna yansıyacak.

Aydınlık 10 Ocak 1999: Devlete sunulan rapor: Emniyet Genel Müdürlüğü Personel Dairesi''nin % 95''i Fethullah cemaatine mensup. Örgütlenme, amirler ve polis memurları olarak iki koldan yürüyor. 28 Şubat''tan sonra "parola" sistemi değiştirildi.

Aydınlık''tan İçişlerine

İşin ilginç tarafı bu rapordan bir adet de, İşçi Partisi yetkililerine ulaştırılıyor. İşçi Partisi Genel Başkan Vekili Hasan Yalçın, "Fethullah Hoca Cemaati ve Emniyet Teşkilatı" başlıklı 10 sayfalık bu belgeyi İçişleri Bakanlığı''na sunuyor.

Rapor Aydınlık''ta yayınlanır yayınlanmaz, Batı Çalışma Grubu -ki biz bu hukuk dışı yapılanmanın lağvedildiğini sanıyorduk- Başbakanlık Takip Kurulu''na yazı yazarak, Polis''teki Fethullahçı yapılanmanın izlenmesini istiyor.

Görüldüğü gibi, Devlet içinde Hafiye Teşkilatı şeklinde bir örgütlenme var.

Aydınlık dergisine, bir yerlerden (!) bir rapor geliyor. Büyük ihtimalle kaynak Batı Çalışma Grubu. Sonra Batı Çalışma Grubu, Aydınlık''ta yayınlanan bu raporu, ihbar kabul ederek, Başbakanlık Takip Kurulu''nu uyarıyor. Ankara Emniyet Müdürü Cevdet Saral, bu işle görevlendiriliyor. Cumhurbaşkanı''nın ve Başbakan''ın telefonlarını dinliyor. İş meydana çıkınca, (Telefon dinleme haberi bir yerlerden sızdırılarak Hürriyet''te yayınlandı) Saral, Fethullahçıları izlerken Demirel ve Ecevit''in telefonlarına ulaştığını ileri sürüyor. Ve "irtica konusunda hassas yerlere" sürekli bilgi aktardığını beyan ediyor. Böylece askerle temas halinde bulunduğunu ihsas ediyor.

At izi, it izi

At izi, it izine karışmış durumda. Ast-üst ilişkileri bozulmuş. Anlaşılıyor ki, Fethullah Gülen operasyonu, Cumhurbaşkanı ve Başbakan''ın malûmatı dışında cereyan etti. Kaldı ki, Ankara Emniyet Müdürlüğü''nün daha sonra açıklanan raporunda, telefon dinleyerek elde edilen bir bilgi de göze çarpmıyor.

Sadece Fethullah Gülen''in kitabından alıntılar ve Gülen''in düşüncelerinin yorumları rapor diye kamuoyuna yansıdı.

Cadı avı

Fethullah Gülen''e karşı yürütülen kampanya tam bir cadı avı.

Son cadı, Hollanda''da 1610''da, İngiltere''de 1684''te, Amerika''da 1692''de, Almanya''da 1775''te yakıldı.

Bizde ise bu süreç, halâ devam ediyor.

Bir Cizvit papazının yazdığı "Cadı yargıçları için tedbirler" kitabından bazı satırları, sütunuma alıyorum:

"Deli bir adamın, abuk sabuk sözleri bir kadını hedef alıyorsa, kadının başı dertte demektir. Gene de kanıt (!) aranır. Kadın kötü bir hayat sürdüyse, zaten suçlu sayılmalıdır. İyi ve dürüst bir hayatı olduysa, aynı ölçüde suçludur; zira, cadılar gerçek yönlerini saklayıp, özellikle faziletli görünmeye çalışır. Dolayısıyla, kadına cadı damgası vurulur ve hapsedilir. Eğer korkuyorsa, bu ilave bir delildir. Suçlu olan korkar. Masumiyetine güvenip korkmuyorsa, bu da kesin kanıttır. Çünkü cadılar hep masummuş gibi davranıp cesur bir tavır takınır. Kim cadıyı savunmaya kalkarsa, o da cadı muamelesi görür..."

Yukarıdaki satırları okuduktan sonra şöyle bir düşünün: "Cadı avı devam ediyor" derken haklı mıyım, yoksa haksız mı?