
Bu durumu irdelemeden önce, SiyoNazilerin istihbarat gücünün derinliğine, planlarındaki kararlılığa, savaş güçlerinin büyüklüğüne … yorulan sonuç hakkında şu gerçeğin altını vurgulu olarak çizelim:
İşgalci kavim olarak Yahudilerin kendi / tek başlarına önemsenecek bir savaş güçleri ve kabiliyetleri yoktur. Yahudilerden bir kısmının işgalciler olarak Filistin’de toplanmaları Haçlı dünyasının koşulsuz desteklediği İngiliz planı gereğincedir. Bu planın asıl maksadı, dünyanın merkezi ve enerji deposu olan Orta Doğu’nun kontrolünü sağlayacak müstahkem bir Haçlı üssü kurmaktır.
Bu planın Yahudiler eliyle uygulanması ise, kimi Müslümanlara da halen “acaba?” sorusunu sorduracak şekilde üretilmesi gereken hikâyenin Tevrat’a yazılmış olmasındandır.
Yahudilerin sonradan kotarılmış hikâyesi ile Haçlıların sömürge emelleri birleştirilerek son bir asırdaki Haçlı vahşeti “Yahudilerin güvenliğini sağlama ve Arzı-ı Mevud hayallerini gerçekleştirme” teranesi altında yürürlüğe konmuştur.
Dolayısıyla Nasrallah’ı öldürme kararı Beyaz Saray’da verilmiş olup, Pentagon’un desteğinde gerçekleştirilmiştir. Olsa olsa ölüm füzelerini atan uçakların pilotlarından ancak birkaçı Yahudi olabilir.
Bu som ve tartışmasız gerçekten hareketle ilgili hadiseler değerlendirildiğinde Filistin ve hassaten HAMAS direnişinin yedi düvele değil yetmiş düvele karşı verildiği başka bir delile ihtiyaç duyulmaksızın anlaşılacaktır.
Genel hüküm, Muhammed eş-Şeybânî’nin telifi, Serahsî’nin şerhi Şerhu’s-Siyeri’l-kebîr / İslâm Savaş Hukuku’nda şöyle çerçevelenmiştir:
“Hasan-ı Basri’den (ra) Resulullah’ın (sav) şöyle buyurduğu rivayet edilir: ‘İnsanlarla ‘Lâ ilâhe illallah deyinceye kadar savaşmakla emrolundum. Bu sözü söyledikleri zaman şeriata göre hak ettikleri cezalar dışında can ve mallarını benden korumuş olurlar. Hesaplarını da Allah’a vereceklerdir.’ İmam Muhammed dedi: Resulullah (sav) Allah’ı birlemeyen putperestlerle savaşıyordu. Onlardan kim ‘Lâ ilâhe illallah’ dediyse bu sözünü İslam’ı kabul ettiğine delil sayardı.
Netice olarak bir kimsenin malum olan şirk inancı yerine tevhidi ikrar ettiğinde İslam’a girdiği kabul edilir. Çünkü gerçek inancını tespit etme imkânımız yoktur. Neyi ikrar ettiğini duyarsak o inançta olduğuna hükmederiz. Şayet daha önce belirttiği inancından farklı bir söz söylerse bunu, inancını değiştirdiğine delil sayarız.” (Trc.: İbrahim Sarmış – M. Sait Şimşek, Ankara Okulu, Ankara 2021)
Bu genel hükümle ilgili çok değerli bir örnek / uygulama ise Belâzürî’nin Ensâbü’l-Eşrâf’ında Vâkidî’nin isnadıyla verilir:
“Üsâme b. Zeyd, hicretin 7. yılında bir seriyye komutanı olarak yola çıktı. Yolda Nehik b. Mirdâs el-Cühenî’ye yetişti. Kılıç boğazına dayanınca Nehik, ‘Lâ ilâhe illallah’ dedi. Ancak Üsâme onu öldürdü ve onun yanındaki hayvanları aldı. Dönünce Resûlullah (sav) ona, ‘Ey Üsâme,‘Lâ ilâhe illallah’ diyen bir adamı mı öldürdün?’ dedi. Üsâme, ‘Ey Allah’ın elçisi, o ancak canını kurtarmak için bunu söyledi’ dedi. Resûlullah (sav), ‘Sen onun kalbini açıp baktın mı?’ dedi. Üsâme bu yüzden, bir daha ‘Lâ ilâhe illallah’ diyen bir adama kılıç çekmeyeceğine yemin etti.
Ali b. Ebû Tâlib, Cemel ashâbıyla savaşmak için Basra’ya gittiği zaman, kendisiyle beraber gelmesi için Üsâme’yi davet etti. Üsâme, ‘Vallahi, seni çok seviyorum. Eğer aslanın iki çenesi arasında olsaydın bile, seninle birlikte olmayı arzu ederdim. Fakat ‘Lâ ilâhe illallah’ diyen hiç kimseyle savaşmayacağımı kendime nezrettim ve Rabbime söz verdim’ dedi.” (Trc.: Mehmet Akbaş – Musa K. Yılmaz, YEK Başkanlığı, İstanbul 2020)
Ancak onun adıyla beraber gelen tarikat ayrımını biz yapmıyoruz. Bu ayrımı Nasrallah kendi sözleri ve menfur uygulamalarıyla bizzat yapıyor. Bunu nasipse izleyen yazımızda ele alalım.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.