
Daha yaşarken, Vitiligo muydu, yoksa derisini mi kazıttı; pedofil miydi yoksa masum bir çocuk-adam mı; Müslüman mıydı, değil mi diye tartışılan bir efsane, herhalde ölümünden sonra da birçok spekülasyona konu olacaktı. Oluyor da.
Şaibelerin, sansasyonların ardı arkası kesilmiyor. Ararsanız, kaldırıldığı hastanenin arka kapısından rahibe kılığında sıvıştığının resmini de bulabiliyorsunuz internette, Neverland adını verdiği evinde CNN''in kamerasına takılmış hayaletini de. Ardından patır patır canına kıyan hayranları olduğu kadar, “Albümlerini sattırmak için kamuoyu nezdindeki ömrünü doldurdu, bir dağ köyüne kaçtı” diyenler komplocuları da var…
Değişmeyecek gerçek şu ki; vatkaların, yarasa kolların, aynalı kürelerin, kızları gazoza ilaç atıp uyutma temalı filmlerin, akşam ezanından önce evde olma şartlı, kitsch 80''lerin en belirgin figürü, içimizde garip bir burkulma hissi bırakarak yeryüzünden kayıp gitti.
Gerçekten de Moonwalk''suz bir 80 dönemi çekilebilir bir şey olur muydu, bilmiyorum. Uçar-kaçar olan ama boş olmayan, az lezzetli olan ama salçası bol tutulan 80''lerin morlu, pembeli rengarenk yüzeyinin dibindeki kara hüzün tortusuna Billie Jean''den geçmeyen bir yol bulunabilir miydi?
Siyah uçlu beyaz ayakkabılarla kirli sokaklarda dansederken polisler geldiği anda görünmez olan, bastığı yere aydınlık taşıyan bir “büyücü”, kısa paçalı bir “zenci” nasıl olur da kalpte, “Bir Teselli Ver” efekti oluşturabilirdi? Michael Jackson bunu başardı. Bana kalırsa o klipten ilhamla “Billie Jean''in Hüznü” diye bir kitap bile yazılabilirdi.
Şimdi dünyanın tamamına tekabül eden “tanıyanları”, Michael Jackson şaka yapmış olsun, Thriller''daki zombiler gibi geri dönsün istemekte, zaten bir zombiden ne farkı kalmıştı ki son tahlilde.
Sanırım, “dindar kesim”in de Michael Jackson''ın Müslüman olup olmamasını dert etmeden ölümüne yanmasının, “inşallah sıratı ''moonwalk'' yaparak geçer” türü, şaka yollu dileklerinin altında da, ezilen bir ırka mensup birinin tüm dünyaca tanınsa bile silinemeyen mustazaflığına dair içgörüler yatıyor. Michael Jackson''ın dünyaya verdiği görüntüye bakarak adının yanına binlerce sıfat ekleyebiliriz ama kibir sahibi olduğunu iddia edebilir miyiz, emin değilim. Olsa bile kendinden çıkıp kendine yönelen bir kibir. Zaten kibir, verdiği barış ve kardeşlik mesajlarıyla örtüşmezdi.
Neyle suçlanırsa suçlansın kendini savunma ihtiyacı duymamış, sonradan büyük gürültü koparsa bile, gidişi sessizlikle olmuş Michael Jackson''un derisinin rengi hastalıktan değil, kompleksten ağardıysa bile bu suç “zenciler”e zulmedenlerin, zulmüne hamledilmekte: “Sana böyle hissettirenler utansın be Michael” sularında. Sonuçta yerkürenin bu tarafında yaşayanlara göre; ''beyaz''ların üstün olduğu fikri, siyahlara yapılmış haksızlıkların toplamından doğan bir yanılsamaydı. Siyah hep çirkin görüleceği için çıkmıştı “siyah güzeldir” sloganı…
Ha, “Filistin''de onca onurlu adam ölümü tadarken, o zıpçıktı da ölüverecek tabi” kıvamında takılan geniş bir kesim var hala, ama çoğumuzun Michael Jackson''a olan hoşgörü ve sevgi istihkakı kaynağını kanımca Obama''ya tanınanla aynı membadan almakta.
“Oraya, en tepeye çıkabilmek için” işte siyahlığın, benzeşmezliğin, muhalefetin; ya Obama''nınki gibi solmuş, sütlü kahveye dönüştürülmüş, ılıtılmış olacak ya da Michael Jackson''ınki gibi, geçmişte kalacaktı. Zencilikle bir bağlantı olabilirdi, ama zirveye çıkanların konsantre zenci olmaları bu sistemde yasaktı. Böyle bir his.
Michael Jackson''ın beyazlama isteğiyle atbaşı giden estetik tutkusundaki belli bir kırılma noktasından sonra yokuş aşağı dönen değişim, ibretlikti. Nina Simone, “iyi çocuk” dediği Michael''ın “kendisine yazık ettiğini” söylerken bunu mu kastediyordu bilinmez ama, ölümü de en az yaşamı kadar ibretlik oldu.
Kendini ölümsüzmüş gibi hisseden milyarlarca insanın doldurduğu bir dünyada, ölüm kime değerse değsin, elbette şaşırtıyor, duvara toslama hissi oluşturuyor. Ama Michael Jackson''ın ölümü, şöhretiyle orantılı olarak dalga dalga büyüyen global bir şok, küresel bir ibret haline geldi.
Düşünsenize, yere 45 derece açıyla eğilen vücudu taşıyabilen o incecik bacaklar, yerinde duramayan, hareket eden, sürekli giden gelen, gövdeyi parmaklar üzerinde tutabilen o ayaklar, bir daha hareket etmemecesine, tek bir figür icra edememecesine durdu. Yeryüzünde bu kadar çok hareket eden bir gövde daha hatırlıyor musunuz, toprak olacak.
Michael Jackson bile öldüyse, düşünsenize… Global bir mesaj olarak; demek dünya kimseye kalmayacak. Duruma göre, toprağı bol olsun ya da Allah rahmet etsin, diyelim.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.